Sitemizde 15 kategori'de 745 adet yazı yazılmış ve 226 yorum bulunmaktadır.

Şub 022016
 

Çeşitli zihinsel faaliyetleri beyinin belirli yerleriyle eşleştiren 1894 tarihli bir çizim

Çeşitli zihinsel faaliyetleri beyinin belirli yerleriyle eşleştiren 1894 tarihli bir çizim

Zihin felsefesi, zihin, zihinsel olaylar, zihinsel işlevler, zihinsel özellikler, bilinç ve bunların fiziksel bedenle, özellikle beyinle ilişkilerini inceleyen felsefenin bir alt araştırma koludur. Bedenin zihinle ilişkisi bakımından zihin-beden sorunu, zihnin doğası ve onun fiziksel bedenle ilişkili olup olmadığı gibi diğer sorunlara rağmen, zihin felsefesinin merkezinde yer alan bir sorun olarak görülmektedir.

Zihin felsefesinden önce, zihnin tanımlanması gerekir. Zihin, insan beyninin düşünme, algılama, muhakeme etme, duygu, davranışla ilgili süreçleri kapsayan etkinliklerinin toplamıdır. Ruhbilim felsefesiyle ortak konuları varsa da zihin felsefesinin özellikle uğraştığı kavramlar farklıdır. Günümüzde dil felsefesiyle birlikte en aktif felsefe dalı zihin felsefesidir. Bazı felsefeciler, zihin felsefesinin aynı zamanda beyin felsefesi olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Guttenplan bir zihin haritası çıkarmıştır. Ona göre zihin ülkesinin üç temel unsuru vardır: Deneyimlemek, Tutum Takınmak ve Eylemek. Ona göre bütün zihinsel içerik (Anlam Coğrafyası) bu üç kategoride toplanır. Örneğin “Sıcak bir bardağı hissetmek“, “Deneyimleme“ye girer; “Politik tartışmadan uzak durmak” “Tutum Takınma“ya, “Araba Kullanmak” ise “Eylemek” zihinsel coğrafyasının alanına girer. İnsanda bu üç kategori dışına taşan herhangi bir kavram, eylem ve tutum bulunmamaktadır.

İkicilik (dualism) ve tekçilik (monism) zihin-beden sorununun çözümüne yönelik iki büyük düşünce ekolüdür. İkicilik, Platon, Aristotales ve Hint felsefesindeki Sankhya ve Yoga ekollerine kadar geri götürülebilir. Ancak sorun en kesin olarak 17. yüzyılda Descartes tarafından formüle edildi. Töz ikiciler (substance dualist) zihnin bağımsız bir töze sahip olduğunu savunurlar. Nitelik ikiciler (property dualist) ise zihnin farklı özelliklere sahip olmakla birlikte ayrı bir tözü olmadığını iddia ederler.

Tekçilik (monism) ontolojik olarak zihin ve bedenin ayrı olmadığını iddia eder. Bu görüş Batı felsefesinde ilk kez MÖ 5. yüzyılda Parmenides tarafından dile getirilmiş, daha sonra 17. yüzyılda rasyonalist Baruch Spinoza tarafından da benimsenmiştir.

Zihin felsefesiZihin durumlarının ya da bilinç yaşantılarının birbirleriyle olan ilişkilerini olduğu denli, zihinler arasındaki ilişkileri ya da zihnin başka zihinler ile olan ilişkisini de çözümleyen; zihin ile beden arasındaki ilişkiyi kimileyin zihin-beden ayrımını olurlayarak, kimileyin de zihin-beden ayrımını olumsuzlayarak temellendiren; kişinin kendi zihnine ya da bir başkasının zihnine ilişkin bilgisinin sınırlarını ve koşullarını soruşturan; iç dünya/dış dünya ya da zihin/zihindışıgibi birtakım temel ayrımların dayanaklarım ve felsefî bakımdan geçerliliklerini sorgulayan; amaçlı eylem,yönelmişlik, özel deneyim gibi doğrudan zihnin işleyişini belirlediği düşünülen temel görüngülerin anlamlarını çözümleyen; zihin ile zihinsel etkinliğin insan varoluşundaki yerini bütün yönleriyle dizgeli bir biçimde ele alan felsefe dalı.

Zihin felsefesi deyişiyle dile getirilen araştırma alanı, genellikle İngilizce konuşulan ülkelerin çözümleyici felsefe geleneğinde belli bir sorun kümesine yoğunlaşmış araştırma alanını niteler. Buna karşı Alman felsefe geleneğinde aynı sorun kümesini ele alan araştırma alam için Felsefece Ruhbilim anlamına gelen Philosophische Psycologie deyişi kullanılmaktadır.. Kimi zaman bu adlandırma farklılığı, İngilizce’deki zihinanlamına gelen mind sözcüğünü öteki Avrupa dillerinde tam karşılayan bir sözcüğün olmayışıyla açıklanmaktadır. Bununla birlikte alanın adlandırılmasında baş gösteren bu deyiş farklılığının çok daha derin içerimleri bulunduğu, her iki deyişin de kendi yaklaşımlarından ileri gelen birtakım özel sayıltılarca belirlenmiş olduğu üstünden atlanamayacak bir gerçektir.

Zihin felsefesi özerk bir felsefe alanı olarak, insan davranışları ile zihinsel olayları çoğunluk deneysel bilimlerin yöntemlerini kullanarak açıklamaya çalışan ruhbilimden özellikle ayrı tutulmalıdır. Ruhbilim duyu organlarınca gözlemlenebildiği kadarıyla zihinsel olayları açıklamaya çalışırken, zihin felsefesi daha çok deneyde kendini açığa vurmayan konulan kavramsal çözümleme yoluyla temellendirme uğraşı içindedir. Bu anlamda bir ruhbilimci algı sorunu bağlamında algı bozukluklarını, algı yanılmalarını, değişik algı türlerini anlamaya yönelik araştırma yaparken, zihin felsefecisi Algı nedir?, Algının kaynağı var mıdır, varsa nedir?, Algı nasıl olanaklıdır? gibi soruların ışığı altında algının özünü kavramayı amaçlayan felsefi çözümlemelerle araştırmasını yürütür. Bu nedenle zihin felsefecisi ruhbilimcinin yaptığı gibi gözle görülebilir durum ve olaylar üzerine örnek olay çalışmalarıyapmakla yetinmez. Ruhbilimcinin baştan sorgulamak- sızın benimsediği bütün kavramlar da dahil eldeki bütün verileri tek tek eleştirel bir gözle felsefe süzgecinden geçirir.

Zihin felsefesiZihin felsefesinin tarihine kabaca bakıldığında, çok uzun bir süre boyunca filozofların zihin felsefesinin en temel sorularına zihin ile beden ayrımı doğrultusunda temellendirilmiş “ikici” bir soruşturma çerçevesi içinde kalarak yanıt aradıkları görülmektedir. “Zihinsel” olanın özce “fiziksel” olandan ayrı olduğunun evetlenmesi anlamına gelen bu ayrım, zihin bütün işleyişi ve içeriğiyle birlikte ancak zihin ile beden arasındaki nedensel ilişkilerin doyurucu bir biçimde çözümlenmesiyle kavranabileceği düşüncesi üstüne bina edilmiştir. Bu anlamda zihin ile beden arasında yapılan bu ayrımın mimarı Descartes ‘ın zihin felsefesinin özerk bir dal olarak kurulmasında son derece önemli bir payı vardır.


Zihin felsefesinin Descartes ile birlikte modem felsefe döneminde ortaya çıkan bir felsefe dalı olması gerçeği göz önünde bulundurulacak olursa, zihin felsefesinin ana sorunlarının hemen tamamının daha önceleri metafizik, varlık bilgisi, bilgi kuramı gibi geleneksel felsefe dalları alanında soruşturuldukları söylenebilir. Bunun yanında modern felsefeyle birlikte felsefenin söz dağarına geçmişte taşıdıklarının çok ötesinde bir önemle giren ben, zihin ile beden ikiliği, bilinç gibi bir- takım kavramlar üstüne yapılan tartışmalar zihin felsefesinin gelişiminde son derece etkili olmuşlardır. Günümüzde zihinsel nitelemesiyle tanımlanan acı, kaygı, neşe gibi duygular, sevgi ile nefret gibi duygusal yaşantılar, duyu organlarımız yoluyla edindiğimiz bütün algılar, en soyutundan bütün düşünceler zihin felsefesinin temel araştırma konuları olarak görülmektedir.

Descartes‘e göre, bu uzun listede yer alan bütün bu konularınzihinselniteleciyle tanımlanabilmelerini olanaktı kılan ortak özellik, hepsinin de birinci tekil kişinin yaşantısına verili ya da sunulu olmalarıdır. Buna göre, bir düşünenden, bir duyandan, bir algılayandan bağımsız ne bir düşünce, ne bir duygu, ne de bir algı. olanaklıdır. Ne var ki Descartes’e göre bu temel betimleme kişinin bilincinin dışındaki kendilikler bir ağaç, bir kaya ya da bir masa için geçerli değildir. Dış dünyada varolan varlıklar ile bu varlıkların deneyime ya da yaşantıya sunulmuş biçimleri arasında özce temel bir ayrılık söz konusudur. Descartes ‘ın bu yolla “içsel” ile dışsal arasında yaptığı ayrım, zihinsel adıyla anılan bir Felsefe kategorisinin doğmasına yol açtığı gibi zihin felsefesinin ilk temellerini de atmıştır.

Zihin felsefesiÖzünde Descartes`çi temeller üstüne bina edilmiş bulunan zihin felsefesinin ana sorunlarından birini oluşturan zihnin doğası, yine Descartesçi felsefe terimcesinin bir başka önemli terimi zihin-beden ikiliğine geri götürülebilir. Zihin-beden sorunu sorun olmaktalığını büyük ölçüde Descartes’in iç ile dış arasında kurduğu metafizik ikiliğe borçludur. Zihin ile bedenin özünde birbirinden iki ayrı töz olduğunu ileri süren bu ikilikçi yaklaşım, aradan geçen üç yüz yılla birlikte kendisine pek bir yandaş bulamamış ve felsefî değerinden çok şey yitirmiştir. Nitekim Malebranche ile Berkeley tarafından savunulan öznel idealizm anlayışında maddenin varlığının toptan reddediliyor olması, ikiliğin bir yanını oluşturan bedenin de temellendirilemez olduğu anlamına geliyordu.

XX. yüzyılda ağırlıklarını iyiden iyiye duyumsatan dilci, görüngübilimsel, post-yapısalcı düşüncelerin etkisiyle pek çok kavramsal ayrım gibi zihin ile beden arasında yapılan geleneksel ayrım da geçerliliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Söz konusu ayrımın savunulur bir yanı olmaması bir yana, gerek kavrayışımızın işleyişini gerekse de yaşam akışımızı bozan son derece büyük yanlışlara olanak tanıdığının felsefecilerce olurlanması, zihin felsefesinin yerleşik soruşturma çerçevesinin hepten başkalaşması gibi çok önemli bir sonuç doğurmuştur.

Zihin Felsefesini Şu Anki Durumuna Getiren Öncül Metinler

  1. Plato, Phaedo, Republic
  2. Aristotle, De Anima
  3. Rene Descartes, Meditations, Passions of the Soul
  4. Thomas Hobbes, Leviathan
  5. David Hume, A Treatise of Human Nature
  6. Immanuel Kant, Critique of Pure Reason
  7. Franz Brentano, Psychology from an Empirical Standpoint
  8. Friedrich Nietzsche, The Gay Science
  9. P. D. Ouspensky, In Search of the Miraculous
  10. Jean-Paul Sartre, Being and Nothingness
  11. Maurice Merleau-Ponty, Phenomenology of Perception
  12. David Armstrong, “The Causal Theory of the Mind” (1981)
    Tyler Burge, “Individualism and the Mental” (1979)
  13. David Chalmers, The Conscious Mind (1996)
  14. Roderick Chisholm, “Intentionality” (1967)
  15. Roderick Chisholm, Perceiving (1957)
  16. Noam Chomsky, “Review of B. F. Skinner’s Verbal Behavior”, (1959)
  17. Donald Davidson, “Mental Events” (1970)
  18. Donald Davidson, Subjective, Intersubjective, Objective (2001)
  19. Hubert Dreyfus, What Computers Can’t Do, (1979)
  20. Paul Feyerabend, “Mental Events and the Brain” (1963)
  21. Jerry Fodor, A Theory of Content and Other Essays (1991)
  22. D. E. Harding, On Having No Head (1972)
  23. John Haugland, Having Thought (1998)
  24. Douglas Hofstadter, Gödel, Escher, Bach (1979)
  25. Saul Kripke, Naming and Necessity (1972)
  26. David Lewis, “An Argument for the Identity Theory” (1966)
  27. Jean-Luc Marion, The Erotic Phenomenon (2006)
  28. Wallace Matson, “Why Isn’t the Mind-Body Problem Ancient?” (1966)
  29. Wallace Matson, Sentience (1976)
  30. Thomas Nagel, “Brain Bisection and the Unity of Consciousness” (1971)
  31. Thomas Nagel, “Panpsychism” (1979)
  32. Thomas Nagel, “What Is It Like to Be a Bat?” (1975)
  33. Derek Parfit, Reasons and Persons (1984)
  34. Hilary Putnam, “The Nature of Mental States” (1967)
  35. Hilary Putnam, “Philosophy and Our Mental Life” (1973)
  36. Hilary Putnam, “The Meaning of ‘Meaning’” (1975)
  37. Gilbert Ryle, The Concept of Mind (1949)
  38. Wilfrid Sellars, “Empiricism and the Philosophy of Mind” (1956)
  39. Wilfrid Sellars, “Philosophy and the Scientific Image of Mind” (1956)
  40. J. J. C. Smart, “Sensation and Brain Processes” (1959)
  41. Raymond Smullyan, The Tao is Silent (1975)
  42. Peter Strawson, “Persons” (1959)
  43. Alan Turing, “Computing Machinery and Intelligence” (1950)
  44. Ludwig Wittgenstein, Philosophical Investigations (1953)
  45. Ludwig Wittgenstein, The Blue and Brown Books (1956)

İlgili Video


KAYNAKÇA

  1. Daniel C. Dennett, “Aklın Türleri-Bir Bilinç Anlayışına Doğru”, çev. Handan Balkara, Varlık Yayınları, İstanbul, 1999.
  2. Gilbert Ryle, “Zihin Felsefesi”, çev. Sara Çelik, Afa Yayınları, İstanbul, 1995.
  3. Jerome A. Shaffer, “Philosophy of Mind” (Zihin Felsefesi), İz Yayıncılık, çev. Turan Koç, 1991.
  4. John R. Searle, “Akıllar, Beyinler ve Bilim”, çev. Kemal Bek, Say Yayınları, İstanbul, 1996.
  5. John R. Searle, “Rediscovery of the Mind” (ZİHNİN YENİDEN KEŞFİ (Zihin Felsefesi)), çev. Muhittin Macit, Litera Yayıncılık, İst. 2004.
  6. Şeref Günday, “Zihin Felsefesi”, Asa Kitabevi Yayınları, Bursa 2003.
  7. Zekiye Kutlusoy, “21. Yüzyıla Girerken Felsefe ve Bilişsel Bilim”, Felsefe Dünyası, Sayı 33, 2001, 45–54.
  8. Zekiye Kutlusoy, “Bilişsel Bilim”, Felsefe Ansiklopedisi–2. Cilt, ed. Ahmet Cevizci, Etik Yayınları, İstanbul, 2004, 596–612.
  9. Zekiye Kutlusoy, “İnsanın Bilişsel Yaşamı”, Araştırma (AÜDTCF Felsefe Bölümü Dergisi), Sayı 17, 2003, 49–53.

 

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir