Sitemizde 15 kategori'de 698 adet yazı yazılmış ve 80 yorum bulunmaktadır.

Ara 242016
 

Newton fiziği, uzay-zamanı birbirinden ayrı ele alarak, zamanı evrenin her parçası için mutlak kabul edip tüm referans sistemlerinden bağımsız olarak hepsinde aynı şekilde akmakta olduğunu söyler. Başka bir deyişle, İstanbul’daki bir saatle (bunun hiçbir zaman ileri ve geri gitmeyen mükemmel bir saat olduğunu kabul edersek) Los Angeles’taki ya da Andromeda Galaksisindeki mükemmel bir saat, aynı saniyeleri gösterecektir.

Einstein’in özel rölativite teorisinde ise, ışığın kaynağından bağımsız, eş yönlü biçimde, sabit bir hızla yayıldığı, zamanın da göreceli olarak tüm referans sistemlerine göre değişken olduğu, mutlak zamanın varlığını yok ederken, uzaydan (mekândan ) bağımsız olamayacak bir bütün olduğu ortaya çıkmaktadır.(Bir cisimden yansıyan ya da kaynaklanan ışık,o cisim ister hareket etsin, isterse dursun aynı hızda ilerler, yani klasik fizikteki gibi iki hızı üst üste toplamak söz konusu değildir; çünkü ışık hızının üstüne çıkmak imkânsızdır.) Bu da zamanın üç yer boyutuna dik bir 4. Boyut olduğu anlamına gelmektedir. Böylece her birimiz,zaman içinde saniyede 1 sn.’lik hızla (ışık hızı ile) yol almaktayız. Zamanın mekân ile mevcut olması (birinin olmaması, diğerinin de yok olması demektir.) her farklı boyuta göre ayrı işlemesi anlamına gelmektedir. Örneğin; kuantum düzeylerinde parçacıkların ömrü 10 üssü -23 sn. mertebelerinde iken, bizim boyutumuzda bir insanın ömrü ortalama 60-80 yıldır. Gezegen,yıldız,galaksi boyutlarında ise milyarlarca yıl düzeyindedir.

Böylece birbirlerine göre kıyaslandığında da örneğin; bizim zamanımızın güneşin bağlı olduğu galaksi merkezi etrafındaki bir turuna kıyasla da 7-8 sn. gibidir. Başka bir deyişle her gözlemcinin yanında taşıdığı saate göre kaydedilen bir zaman ölçüsü vardır. Yani zaman, değişik gözlemcilerin aynı şekilde ölçtüğü değil, onu ölçen gözlemciye ait bir kavram olup bir koordinat sisteminde başka, diğer koordinat sisteminde başka hızlarla akabilmektedir.

Bununla beraber,bir cisim hızlanmaya başladığında dışarıdan bakan gözlemci ilkin anormal bir şey gözlemlemezken, ışık hızına yakın hızlarda cismin zamanının yavaşladığını, kütlesinin arttığını ve boyutların küçüldüğünü; tam ışık hızında ise, durduğunu, boyutlarının sıfıra indiğini, kütlesinin sonsuz olduğunu görür. Cisimden dışarı bakan bir gözlemci ise; sürati arttıkça geride bıraktığı cisimlerin kenarlarını önünde görmeye başlar. (Nedeni, hareketin yol açtığı uzay-zamanın eğilip bükülmesidir) Işık süratine yakın bir hızda gitmesiyle de her şey sıkışıp küçücük dairesel pencereye dönüşür ve baktığı uzayın kütlesinin azaldığını, boyutların uzadığını, zamanın ise hızlandığını görür; tam ışık hızında ise kütlenin sıfır, zaman ve boyutların sonsuz olmasıyla dairesel pencere kapanıp tekillikte yok olur.

Hareketli bir cismin ışık hızını aşamamasının nedeni ise;bu hıza yaklaştığı zaman kinetik enerjisindeki artışın tamamen kütleye harcanarak,hız sabit kalırken, kütlenin giderek büyümesidir. Yani yeterli güçte bir roket yaptığımız ve roketin motorun itme kuvvetini artırmakla ısrar ettiğimiz taktirde, uzay aracının kütlesini artırmaktan başka bir şey yapmış olunmayacak ve tam ışık hızında, kütle sonsuza ulaşacağından ışık hızı asla aşılamayacaktır. Her şeyin orijini madde olmayıp enerji olması dolayısıyla madde denen şey, ışık hızında enerji aslına döner. Böylece madde iken sonsuz, fakat enerji iken sıfır kütleye inerek ışık hızına ulaşır. Bunu biraz daha açarsak; kütlesi olmayan, sıfır, hareketsiz kütleli nesneler, elektromanyetik radyasyon birimi olan fotonlardır. Işık hızında hareket etmeleri, zamanlarının olmaması anlamına gelir. (Sıfır zamanda hareket ederler)

Işık hızına gönderilen bir cismin boyutları ve zamanı sıfır, kütlesinin de sonsuz olması, gerçekte bir fotonun aslında evrenin çökmüş, bu noktaya sıkıştırılmış tekil bir yapı olduğunu ortaya koyar. Fotonun kütlesiz, bu noktaya çöken evrenin sonsuz kütleye sahip olması bir çelişki gibi görünse de, temelde her şeyin enerji olması, kütlenin de enerjinin yoğunlaştığında aldığı bir isim ya da bir hali (formu, görünümü) olması dolayısıyla bu noktada sonsuz kütlenin,bu şekilde kalmayıp aslına rücu ederek sonsuz enerji biçiminde açığa çıkmasını zorunlu kılar. Hologram teorisine göre de tüm evreni meydana getiren (var kabul ettiren) fotonların tek bir fotonun çoğul görüntüsü olduğu göz önüne alınırsa, Rölativistik olarak tüm boyutlarıyla evreni içinde barındıran bir foton, Quantum Potansiyel alanındaki çoğul görüntüsünün sonsuz enerji biçiminde çalkalanıp dalgaların bir birlerine göre bakış açısından madde şeklinde açığa çıkarak, barındırdığı evreni oluşturmaktadır.

Zaman genişlemesi ile ilgili kararsız parçacıkların bozunması nedeniyle ortaya çıkan Mü mezonlarını örnek verebiliriz. Bir Mü mezonunun üst atmosferde, uzaydan yere gelen hızlı ışın tanecikleri tarafından yaratılarak deniz seviyesine kadar ulaştığı gözlenmiştir. Fakat bu mezonların ömrü 2.10 üssü –6 sn olup ancak 600 metre yol alarak deniz seviyesine inememeleri gerekirken, ışık hızına yakın hareket etmeleri sonucu ömürleri 31.10 üssü-6 sn ye çıkıp 9500 m yol almaları mümkün olur. (Yaklaşık 16 kat artmakta)

Rölativitenin en ilginç yönlerinden biri de ikizler paradoksu denen bir olaydır. (Zaman genişlemesi, sadece saatlere mahsus bir durum olmayıp her türlü organik,biyolojik,anatomik,yapılar için de geçerlidir.) Biri yeryüzünde kalan(B), diğeri V hızıyla uzaya giden ve t zaman sonra geri dönen (A) ikiz kardeşleri düşünelim. Bunlardan A, 20 yaşında havalanarak 0.99c hızıyla hareket etsin. Yerdeki B’ye göre A daha yavaş yaşıyor gözükür. Yani, B’nin yaşama hızının 1/14’ i kadar. A’ nın aldığı her soluk, yemek, düşünce için B için yedişer kez gerçekleşir. Sonuç olarak B’nin hesaplarına göre 70 yıl geçtikten sonra, B, 90 yaşında iken A sadece 30 yaşında bir adam olarak eve döner.


Fakat rölativite teoremine göre evrendeki cisimlerin birbirlerine göre V hızıyla hareket etmesi (ötelenmesi) uzayda sabit bir noktanın olmaması anlamına gelir. Bunun sonucu olarak da B’nin bakış açısından B durur, A 0.99c hızıyla hareket ediyorken, A’nın bakış açısından da yerdeki B,0.99c ile hareket edip A durmaktadır. Bu durumda da A 90 yaşında B 30 yaşında olacaktır. Bu da bir paradokstur. Halbuki bir açıdaki algılama araçlarımıza göre açığa çıkan paradoksal yaklaşım paralel evrenlerle ortadan kaldırılır. Yani bir evrende B duruyor A hareket ediyorken, bir paralelinde A duruyor, B hareket ediyor olmalıdır.

Ayrıca,evrendeki tüm nesnelerin gerçekte birbirlerine göre mevcut olması, sabit (Mutlak) bir orijinin olmaması ve bakan gözlemcinin algılamasına göre uzay-zamanın belirlenmesi evrenin gerçekte ne kendi içinde ne de kendi dışında var olmadığını (ki merkezi yok), var olanın izafi olan varlığa göre mevcut ve var olan şeyin de, yokluğun ta kendisi olduğu anlamına gelmektedir. Bu da Tekliğin ve Bütünselliğin ifadesidir.

Genel Rölativite Teorisi de, hıza bağlı olan ifadelerin,o hıza eşdeğer bir çekim etkisiyle de meydana getirilebileceğini söyler. Başka bir deyişle A kişisini ışık hızına yakın bir değerde hızlandıracağımıza, o hıza eşdeğer çekim uygulayarak, bir yere göndermeden de zaman genişlemesini gerçekleştirebiliriz. Çekimin bu yöndeki etkisini iki örnekle açıklamaya çalışırsak; nötronun çekirdek dışında 10.8 dak. yarı ömrü olmasına karşın (yani bu süre sonunda 1 proton, 1nötron ve 1anti nötrinoya dönüşür.) çekirdek içindeki güçlü çekim etkisinden dolayı ömrü evrenin yaşıyla eşdeğer olmaktadır.

İkinci örnek; National hava yollarının 727 uçuş numaralı yolcu uçağının, Miami havaalanına kuzeydoğudan inmek üzere yaklaşırken hava kontrol merkezinin radarlarından 10 dk.’ lık bir süre için silinmesini ve bu süre sonunda tekrar görünür hale gelerek sağlam bir iniş yapmasını verebiliriz. Öyle ki uçuşları sırasında uçağın içindekiler, alışılmışın dışında bir şeyle karşılaşmamalarına karşın,dışarıdaki telaşlanmaya anlam verememişlerdi. Durum onlara anlatıldıktan sonra, tüm saatlerin ve uçağın zaman göstergeleri kontrol edildiğinde (ki pilot 20 dk. önce normal zaman kontrolü yapmış ve tüm göstergelerin doğru olduğunu saptamış bulunmaktaydı) 10 dk. geri kaldığı anlaşılmıştı. Olayın açıklaması, Bermuda Şeytan Üçgeni bölgesinde zaman zaman oluşan güçlü elektro manyetik fırtınaların yakınından geçmeleri idi. Bu olaylar, dini kaynaklardaki Ashabı Kehf’in mağarada 300 yıl yaşamalarına da ışık tutar gibi.

Bilindiği gibi beyin, bioelektrik faaliyetleri sonucu manyetik alan oluşturur. Bu faaliyet çok güçlü bir konuma ulaştırıldığında ise (birkaç kişiyse daha güçlü olarak) vücut etrafındaki alanda uzay-zamanın büzülmesini meydana getirerek zaman genişlemesini oluşturur. Ayrıca dini kaynaklardaki mikrodalga yapılı bilinçli varlıkların ışık hızına yakın hareket etmeleri, bize göre ömürlerinin altı yüz, bin yıl gibi olmalarını da açıklamaktadır. (onlara göre bizler ise birkaç yıl yaşayan varlıklar olarak algılanmaktayız)

Zamanın her biri imajiner (soyut) ve reel (somut) olmak üzere iki yönü vardır. Birinci yön, bizim bulunduğumuz boyuttaki neden sonuç ilişkisi şeklinde açığa çıkar, geçmişten geleceğe akar ve soyuttur. Aynısı antimaddeye göre var olan antitakyon boyutunda da geçerlidir, fakat somut olarak. İkincisi, maddeye göre var olan takyon boyutundaki zaman yönüdür ki bulunduğumuz boyutun somut olarak tam tersidir. Neden sonuç ilkesi bu boyutta sonuç neden biçiminde açığa çıkar.

Aynısı antimadde boyutunda soyut olarak geçerlidir. Bununla beraber dört farklı boyut (ve her birinin içindeki sonsuz boyutlar) bir-birlerine göre mevcut olup kendilerine has ayrı birer boyutları yoktur. Hepsi de Quantum potansiyelinde eşitlenmekte ve birlenmektedir. Başka bir ifadeyle, hepsi bu alandan bağlantılı biçimde düzenlenmekte olup birbirbirlerinden bağımsız değillerdir. Tıpkı bizim boyutumuzun taneciği olan elektron ile antimadde boyutunun taneciği olan pozitronun (anti elektronun) aynı parçacık ya da tek taneciğin farklı iki görüntüsü,görünümü olması gibi. Aynı kavram, zamansızlık ve zaman arasındaki ilişki için de geçerlidir. Yani, zamansızlığın zaman içindeki rolü, onun her noktasında mevcut olmasıdır. Bu da evrenin bize göre 20 milyar yıl önce zamansızlık içinde, (sıfır orijin zamanda big-bang ile oluşmayıp) Tek bir big-bangin sonsuz görüntüsüyle her An sınırsız bir biçimde patlaması sonucu var olduğunu gösterir.

Yeni Fizik anlayışındaki Hologram teorisine göre (ki ortada gerçek, fiziksel bir dünya yoktur ve her şey bilincin bir fonksiyonu, bir halidir.) Zaman, bir holohareketin sonucudur. Yani zaman, bir hologram plakasına ard arda kaydedilen imgelerin, plakayı sağa sola çevirmek ya da aydınlatmak için kullanılan lazer ışınının açısını değiştirmek suretiyle Tek bir AN daki tüm bilgilerin bir görünüp bir kaybolması ya da bir dizi şeklinde ortaya çıkan hareketli görüntülerin oluşturduğu bir yanılsamasıdır. Einstein bu noktaya “geçmiş, şimdi ve gelecek aslında aynı yerde olan bir yanılsamadır.

Her ne kadar gerçek görünseler de  şeklinde işaret etmiştir. Onun öğrencisi olan Davıd Bhom da zaman hakkında“geçmiş, şimdinin içinde bir tür saklı düzen (girişim deseni) halinde aktif durumdadır. Yani şimdiki zamanın gizlenerek geçmişin bir parçası olduğu anda var olmaktan çıkmadığını, yalnızca gizli düzenin kozmik deposuna dönmekte olduğunu göstermektedir. şeklinde ifade etmiştir.

Bunu biraz daha genelleştirirsek, geçmiş, unutuluş içinde eriyip gitmemekte, kozmik hologramda kayıtlı bulunmaktadır ve oraya her zaman yeniden girebilmek olasıdır.

(*) Mutlak uzay kavramı, bir cismin hareketinin hangi referans sisteminde incelersek inceleyelim,bütün referans sistemlerini özünde toplayan mutlak uzaya göre belirlenebileceğini başka bir deyişle evrende salt bir noktanın var olduğunu söyler.

İlgili Video

KAYNAK

About Adnan DAN

Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim.. Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var.. Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim.. Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..
background