Sitemizde 15 kategori'de 776 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Nis 122017
 

Smith; Tanrı‘nın sözcükleri olduğu varsayılan İncil‘deki tufan öyküsünün, daha da eski bir zamanda yazılmış yabancı bir söylencede anlatılan öyküye nasıl bu denli benzeyebildiğini düşünüp durdu. Bu, İsrailoğulları‘nın Babil‘de tutsakken duymuş oldukları bir öyküyü ödünç aldıkları anlamınamı geliyordu? Yoksa gerçek tufan tarih öncesinde meydana gelmiş ve çok sayıda değişik kültürün sözlü geleneğinde bağımsız olarak korunmuş çok önemli bir olaymıydı?

Her ne ise; buna en iyi cevabı, George Smith ‘in araştırmalarını geliştiren Charles Leonard Woolley verecekti. 1922 yılında başlayan ve 12 yıl süren El Mukayyer höyüğündeki British Museum için yaptığı kazıda; “Söylencelerden tarih yazmaya çalışmamız gerekmiyor, ama uydurulmuş ya da inanılmaz olan çoğu söylencenin altında, gerçeğe ilişkin bir şeylerin gizlendiğini de varsaymalıyız” diyordu ve ekliyordu “Burası Kaldelilerin UR şehridir. Ebu Şahreyn‘de İncil‘deki Eridu şehridir” diyordu.

Şimdi Sümerlerin dediği gibi bir de “Dönüşü olmayan memlekete” gidelim, “büyük aşağı”, “büyük yukarı” neymiş, ona bakalım.

Yunanlıların yer altı tanrısı Hades‘i, İbranilerin Şeol‘u, Sümerler ‘de “Kur” idi. Oraya yalnız “ölülerin gölgesi” giderdi. (Burası sakın ruhun yükseldiği yer olmasın) oraya gidebilmek için özel bir sandalcının sürdüğü bir sandal ile ve insanı yutan bir nehirden geçmek gerekiyordu? (bu nehir Kuran‘daki sırat köprüsünemi benziyor) Yunanca‘da bu nehirin adı “styx”, kayıkcıda “charon” idi, aşağıda ki Sümerlerin aynı metnini, Mısır‘da Ölüler Kitabı‘nda da okuyacağız.

Kral Ur-Nammu öldükten sonra Kur‘a geliyor, yedi yer altı dünyası tanrısına hediyeler veriyor, sonra yer altı dünyasının yazıcısına kendisine yardım etmesini sağlamak için hediyeler veriyor, ancak 7 ve 10 gün sonra karısı ve çocuğunun ağıtlarını duyunca çok özel durum olarak geçici olarak yeryüzüne çıkarılıyor (Tıpkı Tevratta Samuel ‘in ilk kitabının bölüm 28 ‘inde Kral Saul‘un isteği üzerine peygamberin gölgesinin Şeol ‘den (cehennemden) çıkarıldığı gibi, tıpkı Tevrat, İncil ve Kuran ‘da ölümden sonraki yaşam ve dirilmenin anlatıldığı gibi).

Sümer‘in Yüksek Mahkeme‘sinde (Sippar) Utu‘yu (güneş tanrısını) yargılarken; söylenen; (Hamurabi tabletlerinden) sözlere göz atalım;

Rakibine kötülük yapma, Sana kötülük yapana iyilikle karşılık ver.  Düşmanını adalete bırak. .  Kalbinin kötülüğe meyletmesine izin verme. . . Sadaka için dilenene, yemesi için yemek, içmesi için şarap ver. . Yardım sever ol, iyilik yap”.

Bu sözler İncil Matta 5. Bab;

2 – “Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere”
5-
“Ne mutlu yumuşak huylu olanlara. . .
6- “Ne mutlu doğruluğa açıkıp susayanlara”
7- “Ne mutlu merhametli olanlara”
8- “Ne mutlu yüreği temiz olanlara”
9-“Ne mutlu barışı sağlayanlara”
39- “. . . kötüye karşı direnmeyin, sağ yanağınıza bir tokat atana, öbür yanağınızı da çevirin”
42- “Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyeni geri çevirmeyin. ”
44- “Ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin. ”

6. Bab;

3- “Siz sadaka verirken, sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin” diyen İsa‘nın dağdaki vaazına benzemiyormu?

Peki Tevrat‘ta, Tanrı Kaldelilerin Ur‘undan çıkan Hz. İbrahim‘e gelecekteki İbrani nesillerinden konuşurken; yıldızlara bak demiyormuydu? Kaldeli Grek‘cede “yıldız gözleyen” demek değilmiydi? Kalde‘nin gök bilimci rahipleri Sümer‘in “yazılı formüllerinden”, “müdahele edilemeyen, belirlenmiş bazı sabit aritmetik şemalarından” yararlanmamışlarmıydı? Ve Sümerlerin pek çok işlem metinleri halen çözülemedi, çok üstün astronomik ve matemetik bilgisine sahiplerdi. Bugün kullandığımız takvim Asur Babil ile İbranilere ulaşmışsa ve İbrani Takvimi denilmekte ise de; bugünkü hatasız takvimimiz Sümerlere ait değilmiydi? Nippur‘un Enlil tapınağı merkezindeki takvim değilmiydi?

Einstein ‘ın “Tanrı zar atmaz!” sözü ne kadar ilginç! Sıralımı? Düzen ve intizam içindemi? Yoksa, her şey belirlimi? O halde gelecek önceden bilinen, belirlenmişmi? Yoksa bizim zamanlamamız içinde dün dediğimiz, bir başkaları için bugün veya diğerleri için de yarın, gelecekmi? Milyonlarca yıl önce sönmüş bir yıldızın ışıklarını, bugün gördüğümüz gibi, onlar için çok eskiler bize bugünmü? Yoksa Sümerliler doğrumu söylüyorlardı? Tanrıları uzun yıllar yaşayanlarmıydıda, onlara ölümsüz diyorlardı. Yoksa Tanrılar uzak yarından gelip, yarını yaşayıp, Sümerlilerin bugününümü görmüş oluyorlardıda, Sümerler onlara tabletler, belgeler sunuyorlar, bu aciz insanoğlunu şaşırtıp, onu kendilerine hayran bırakıp, ibadet ettiriyorlar, gülüp eğleniyorlarmıydı?


Tevrat ‘ta İşa ‘ya (41. bab, 23 ayette) şöyle diyordu:

  • ”Bundan sonra olacakları anlat ve biz dehşete düşeceğiz ve bunu birlikte gözlemle”
  • “Geleceği görmek için geçmişe bakmak lazım”

Derken; olmuş olanlar, bazıları için olacak olan konumundamı idi? Sümerlerin tanrıları için yaşanmış olanlar, Sümerlilerin yaşayacaklarımı idi ki, zavallı insanlar söylenenlere ve olanlara şaşırıp hayran kalıyordu.

Peki Sümerliler tarihten kalktıktan sonra İbraniler ortaya çıkmıştıda, İbraniler üzerinde nasıl derin etki yaratmıştı? Sümer‘ler bu görevlerini, Kenani‘ler, Asur, Babil, Hitit, Hurri ve Arami‘lerin komşuluğuyla, aracılığıyla yapmış olabilirmiydi?

Burada hem ilk anlaşılan

NE TEVRAT‘IN İLK KİTAP OLUŞU, NE KURAN‘IN SON KİTAP OLUŞU”dur.
“BUNLARIN VE ÖNCEKİLERİN BİR ZİNCİRİN HALKALARI OLDUĞU”dur. “BİRBİRİNE NE KADAR BENZER VE BİRBİRİNDEN NE KADAR ETKİLENMİŞ OLDUKLARI”dır.

Bu son cümleler, biz bilmeyenler için hemen mantıklı ve doğru gelebilir. Ben kutsal kitapları asla inkar etmiyorum, küçümsemiyorum. Son üç kitabın zaman, mekan ve kültür olarak yüzyıllarıyla birbirini etkileyebilirliği düşünülebilir, ama Onlardan öncekilerin 1000 yıllarca toprak altında saklı iken; onları etkilemesi pek mümkün değil gibi geliyor. Sümer tabletleri en son kitap Kuran‘dan 1300 yıl sonra gün ışığına çıkmıştır.

Burada anlaşılması gereken iki durum vardır. Sümerlerin ilk tabletlerinin 1900‘lü yıllarda gün ışığına çıkarıldığı düşünülürse, birincisi aynı anlatım tarzı, aynı hikayeler, bu benzer kutsal kaideler ve insani kuralların, Sümerlerin dediği gibi bir elden çıktığı ve Tanrısal olduğu veya ikincisi, Ahit metinlerinin orijinal Sümer kaynakların bir özeti ve kopyası olduğudur.

Ancak, semavi dinler olarak incelediğimiz bu üç kutsal kitabın dışında, kaybolmuş veya günümüzde hala önem taşıyan pek çok din ve onların kutsal kuralları bulunduğuna göre Kuzey Hindistan, Asya ve Uzakdoğu‘da etkin Budizm, Hindistan‘da aktif Sıkh dini yani Sihizm, yine Hindistan‘da belirgin Hinduizm, Japonya‘da yoğun Şintoizm, Çin‘de etkin Konfüçyanizm, Taoizm gibi inaçlar olarak tarif edilen bu dinlerin bir birinin kopyaları veya versiyonları gibi düşünmek pek de kolay değil.

Her iki tespit ile ortaya konulan veya konulmaya çalışılan;

HER ÜÇ KİTABIN DA SÜMERLERİN DİNLERİNİN KOPYASI VEYA VERSİYONU VEYA EL YAZMASI OLDUĞU, VEYA SÜMERLERE İNDİRİLEN, YAZDIRILAN TANRISAL KURALLAR VE DÜZENİN DİĞER KUTSAL KİTAPLARDAKİ GİBİ TANRI TARAFINDAN DÜZENLENDİĞİ`dir.

Kesinlikle bunlara yorum denilemez. Buna ne benim bilgim, ne kültürüm, ne içinde yaşadığım toplum ve onun değerleri imkan verir. Ben burada sadece en basit ifade ile “bir durum tespiti” yaptım.

4/162 NİSA Suresiİlimde yüksek bir mevkiye erenler ve müminler, sana indirilen Kuran‘a ve senden önce indirilen kitaplara inanırlar”.

Diyor. Ben de sizlere hatırlatmak istedim.

Bir toplumsal sözleşme veya menfaat, ihtiras veya bilgisizlik gözlüğü ile baktırıldığında, doğru diye öğretilen ve değiştirilemeyeceği söylenen değerlerin ön yargılı bu gözlüklerin çıkarılmasıyla değişebileceğini, Hakikatin algılanmasının mümkün olabileceğini bilmeliyiz.

Bu nedenle bu kitaplarda veya tabletlerde yazılanlardan çok, bunların okunması ve gönül gözüyle anlaşılması gerekir.

Unutmayın! Bizler, bilen değil, arayan ve daima araması gerektiğinin farkında olanlar olmalıyız.
Şimdi gelelim, kitabımıza (12. Gezegen‘e) artık çok uzun süren bu konuşmayı burada bitiriyorum ve bu kitabı okumayı, Sümerleri tanımayı, onlara inanmayı veya inanmamayı sizlere bırakıyorum.

Konuşmanın özeti şudur; Sümerlerin yaptıkları, yazdıkları, inandıklarını öğrenerek; bilmediklerimizi ve merak ettiklerimizi (İncil Lukas 11/9-13 Matta 7/7de dediği gibi “Dileyin, size verilecek, arayın bulacaksınız, kapıyı çalın size açılacaktır. ”) Biz de aramaya ve bulmaya çalışalım.

Bu çalışmayı sunuşuma son verirken; bundan yıllarca önce Sümerleri inceleyen, Ankara‘da Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi‘ni kuran, Sümeroloji bölümünün başına Batı‘nın en tanınmış bilgini Sayın Benno Landsbenger‘i getiren; Mustafa Kemal Atatürk‘ü şükranla anıyor, büyüklüğü karşısında bir kez daha saygıyla eğiliyorum.


KAYNAKLAR

1- Kuran-ı Kerim
2- İncil
3- Tevrat
4- “12. Gezegen” Zecharia Sitchin, çeviri Yasemin Tokatlı, Ruh ve Madde Yayınları-2004
5- “Tarih Sümer ‘de Başlar” Samuel Noah Kramer çeviri Muazzez İlmiye Çığ, Türk tarih Kurumu, 1998
6- “Sümerler”, Samuel Noah Kramer çeviri Özcan Buze, Kabalcı yayınevi-2002
7- “Sümer Dili ve Grameri” I. cilt Sümerceden örnekler, Prof. Dr. Mebrure Tosun ve Prof. Dr. Kadriye Yalvaç, Türk Tarih Kurumu-1981
8- “Evvel Zaman İçinde Mezopotomya” Jean Bottera/Marie Joseph Steve, çevirmen Anita Tatlıer Yapı Kredi Bankası yayınları-2004
9- Nuh Tufanı, william Ryan, Walter Pitiman, çevirmen Dursun Bayrak, arkadaş yayınevi-2003
10- “Gilgameş”, Muazzez İlmiye Çığ, Kaynak yayınları-2002
11- “ İbrahim Peygamber”, Muazzez İlmiye Çığ, Kaynak yayınları-2004
12- “Kuran, İncil ve Tevrat ‘ın Sümer ‘deki kökeni, Muazzez İlmiye Çığ, kaynak yayınları-2004
13- “Tibet İncili”, Çevirmen Doç Dr. Paşa Alioğlu,İtil Yayınları-2004

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN

Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..


Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..


Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..


Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..


 Leave a Reply

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

(required)

(E Posta Tekrar)