Sitemizde 15 kategori'de 712 adet yazı yazılmış ve 223 yorum bulunmaktadır.

Şub 272016
 

Subliminal MesajGünümüz teknoloji çağı ve inanılmaz bir şekilde beynimizle oynanır hale geldi.. Özellikle sex içeren mesajlar hiç farkında olmadan beynimize işleniyor.. Subliminal Mesaj olarak adlandırılan bu durum nedir bir anlayalım hemen..

Subliminal mesaj veya bilinçaltı mesaj, başka bir objenin içine gömülü olan bir işaret ya da mesajdır ve normal insan algısı limitlerinin altında kalmak, o anda fark edilmemek üzere tasarlanmıştır.

Subliminal mesajlar insanın bilinçli dikkati tarafından fark edilemezler, ancak bu mesajların insanın bilinçaltını etkiledikleri ileri sürülmektedir.

Subliminal teknikler reklamcılık ve propaganda alanlarında sıklıkla kullanılmaktadır.

Dizilerde veya filmlerde karakterlerin içtiği içecek markaları, kıyafetleri subliminal mesaj örneklerindendir.

Bu tekniklerin amaçları, etkisi, kullanım sıklığı ve rekabet gibi konularda ahlaka uygunluğu konuları tartışmalıdır. Marka ve ürünlerin pazarlamasından toplumun ilgi, ihtiyaç ve algısını değiştirmeye kadar birçok konuda kullanılmaktadır. Bir kişiyi, kurumu ya da ürünü kötü göstermek için o şey ile kötü olan bir nesnenin aynı temada işlenmesi subliminal mesajın en yaygın kullanılma şeklidir.

Şu ana kadar yapılan çalışmalar neticesinde en bilinçli ve defansif kişiler bile bu mesajları ilk bakışta %100 olarak çözememektedir. Bu da toplumlarımızı yönlendirmeli reklamlara karşı savunmasız bırakmaktadır.

  • Neden hepimiz hem rahatsız oluyoruz hem de bütün dizileri kaçırmadan izliyoruz?
  • Yoksa ekran başında uyuşturuluyor muyuz?
  • Bizi zehirleyen bir teknik mi kullanılıyor?
  • Hem kınayıp hem neden dikkatle takip ediyoruz?
  • Bu yolla nelerimizi kaybediyoruz?

Bu yöntemi ilk kez 1920 yılında BBC denemiş. O yıllarda radyonun ‘şeytani‘ bir ürün olduğu ve insanı günaha sevk ettiği yolunda yaygın bir inanış varmış. BBC yetkilileri, yayınlarının fonuna, belli belirsiz radyonun faydalı bir araç olduğunu anlatan sesler yerleştirmişler. Kısa sürede toplumun radyo konusundaki düşüncesi olumlu yönde değişmiş.

1940’lı yılların başında ise aynı yöntem, bu kez görsel efektler yardımıyla, İngiliz uçaksavarcıların dost ve düşman uçaklarını ayırt etmesi için kullanılmış. Ancak yöntemin etkisi daha sonra ticaret dünyasının da ilgisini çekmiş.

1957 yılında gösterilen Picnic filminin içine gözle fark edilmeyen ancak bilinçaltına kazınan “Aç mısın? Öyleyse mısır gevreği ye” cümlesi yerleştirilmiş. Gösterim süresince popcorn satışları yüzde 58 oranında artmış. Ve ondan sonra da iş çığırından çıkmış…

Uzmanlar, bilinçaltının doğum ve ölümü çağrıştıran kelime ve simgelere adeta ‘torpil‘ yaptığını, bu iki konunun algılamada öncelik taşıdığını keşfedince, ürünlerin üzerine ilk görüşte algılanmayacak şekilde ‘seks‘ ve ‘kill (öldürmek)’ kelimeleri yerleştirilmeye başlanmış.

Bu durum günümüzde de tüm hızıyla devam ediyor.

Tom ve Jerry, Aslan Kral çizgi filmlerinden Dövüş Kulübü’ne kadar pek çok ünlü Hollywood ürününün sahneleri arasına ‘sex‘ kelimesi ustaca yerleştirilmiş. Böylece algı ve hatırlama eşiği düşürülmüş. Bazı ürünlerde de masonik örgütlerin ya da gizli tarikatların propagandasını yapmak için gizli semboller yerleştirilmiş.

Bunlar, bir saniyesi 24 kareden oluşan filmlerin içine, 25‘inci kare olarak eklendiği gibi; bir sigara dumanı ya da bazen bir gölge olarak karşımıza çıkıyor. Filmler ancak uzman ve dikkatli gözler tarafından kare kare incelendiğinde bu gizli semboller açığa çıkartılabiliyor.

Beynimiz, kulağımıza 20 ile 20 000 hertz arasındaki sesleri iletir. Duyamadığımız titreşim aralıklarında bize dinletilen sesleri beynimiz kulağımıza duyuramaz ve bilincimize depolar.

Alfa dalga boyuna gizlenen seslerle farkında olmadan zehirlenebiliriz. Büyük marketlerde dinlediğimiz müziklerin dibine daha çok almamız gerektiği, ancak harcarsak mutlu olacağımız telkini yerleştirildiğini biliyor muydunuz? Ya da radyolarda dinlenilen müziklerin mp3 tekniğiyle zararlı mesajlarla birlikte dinletildiğini?

Örneğin Irak’ta bu yöntem işgalden önce kullanılmıştır. “Direnmen faydasız” mesajı radyoda Kuranı Kerim yayının altına gizlenerek verilmiştir. Ve ne kadar keskin sonuçlar alındığını şimdilerde hepimiz üzüntüyle görmekteyiz.

Reklam panolarının, logoların ve benzeri resimlerin içine gizlenen resim, simge, şekil, kelime, rakamlarla yapılanları da vardır (ABD dolarında olduğu gibi). Hatta koku yolu ile bile subliminal mesaj verildiği kayıtlara geçmiştir.

Bu gizli ve büyük tehlike psikanalistlerin, psikologların, insan yaradılışından çok iyi anlayan uzmanlar tarafından bulunmuştur. “İnsanları nasıl daha derinden etki altına alabiliriz?” sorusunun cevabı olarak ortaya çıkmıştır.

Gözlemler ve deneyler sonucunda şuuraltına verilen uyarıların daha etkili olduğu doğrulanmıştır.

Reklamcılık Uzmanı James Vicary adındaki Amerikalı, ilk kullanan kişi olarak kayıtlara geçmiştir.

İlk olarak sinema salonlarında içecek satışlarını arttırması için kullanılmıştır. İlk kullanımı aslında deney niteliğindedir. Sinemada gözlerin seçmeyeceği bu malum kareye buz gibi kola iç yazısı veya resmi yerleştirilmiştir. Film arası verildiğinde bilin bakalım ne olmuştur. Tabi ki kola satışları patlamıştır
Başlarda ticari amaçlar için kullanılması hedeflenmiştir.

Ama zamanla işler değişmiştir. Keşke kolayı daha fazla satmak kadar masum girişimler olarak kalsaydı. Tabi ki öyle olmadı. Bunları sıralamamız mümkündür.

İnanç propagandaları veya siyasi görüş baskısı yapmak (karalama kampanyaları ile bazı dinleri! olumsuz, sevimsiz veya cani göstermek, terörle benzeştirmek.)

Uluslar arası ilişkilere istenildiği gibi yön vermek (Örneğin neden bazı ülkelerin dünyada patron veya en büyük güç olduğunu düşünürüz?)

Yanıltıcı bilgilendirmeler yapmak (Korku paranoyaları aşılamak gibi. Düşünürsek televizyonda çocuklarımıza güçsüz, işe yaramaz, etkisiz insanlar oldukları mesajı veriliyorsa sonucu ne fena olacaktır.)

Hala da çocuklarımızın izlediği çizgi filmlerde gizlenmiş tek göz sembolleri, Yahudiliğin simgelerinden üçgen prizma, şeytana tapma ayinlerinde kullanılan ritüeller, satanizm simgeleri gibi gerçekliği kanıtlanmış tespitler vardır.

Bunlara internetten ulaşmak mümkündür. Detaylı videolarla gerçekleri belirten çalışmalar var.

1900’lü yıllarda kullanmaya başlandığını bildiğimiz bu sistem, yine 1900’lü yılların başlarında bir illüzyonist aynı zamanda psikoloji profesörü olan bir bilim adamı tarafından keşfedilmiştir, insanların gözlerindeki bu yanılgıyı ilk o fark etmiştir.

Şimdilerde çığırından çıkan subliminal mesaj fikri böylece ortaya çıkmış ve geliştirilerek 25. kare faciası ve diğerleri kullanılmaya başlanmıştır.

“Bu korkunç ve sinsi tehlike kabul edilen bir gerçek mi yoksa varsayım mı?” diye sorabilirsiniz. Varsayım denilmesi mümkün değil. Çünkü yasalarda bile düzenlenmiş maddeler var bu konu ile ilgili.

Merak edenler için 3984 sayılı yasanın 20. maddesinde tüketicinin haklarının korunması bakımından şuur altı reklâmların yasak olduğu belirtilmektedir. Ülkemiz hariç dünyada büyük bir teyakkuz vardır bu konuda.

Bilhassa Rusya bu konuda alarmdadır. 1964 de İngiltere’de, 1974 de ABD’de ve daha 55 ülkede insanlarını bu saldırılardan korumak üzere düzenleme ve yaptırımlar uygulamaya başlanmıştır.

Mesela bilgilere göre Rusya’ da her 5 programdan birinde kullanılıyormuş. Rusya Basın Bakanlığı bu tekniği kullanan yayın organlarının lisanslarını iptal ediyor. Hatta yaygın bir şekilde bu uygulamayı tespit eden detektörler kullanıyorlar.

Zannederiz ki artık bütün ülkelerde kullanılıyor. Özellikle İngiltere ABD gibi ülkelerde.


Irak işgal edilmeden önce direnmenin faydasız olduğuna dair mesajlar verildiğini söylemiştik. Hem de Kuranı Kerim yayını ile birlikte. Ben devleşmiş medya güçlerinin bu tekniği birçok amaçla ülkemizde kullandığını düşünüyorum. Bizim değerlerimizi savunan artık onlarca televizyon var.

Fakat hala izlenme oranları çok düşük. Hâlbuki azımsanmayacak bir çoğunluk olduğumuzdan söz ediliyor. Diğer yayın kanalları daha fazla izleniyor nedense.

Muhafazakâr kesim de onları izliyor, olmayanlar da. Ne kadar hakaretler ediliyor, inançlarımıza saldırılıyor yine de bizler onların dizilerini, haberlerini izlemekten zevk alıyoruz. Eskiden bunun nedenini güzel dekorlar kullanmaları, canlı renkler ve makyajlar, dikkat çekici konu ve konuklar seçmeleri olarak değerlendiriyordum.

Biraz da nefsimize hoş geldiğini kabul ediyordum. Bu konuyu araştırdıktan sonra 25. karelerde bekli de “başka kanal açma” “buradan ayrılma” ya da “hep bizi izle” gibi tembihler olabileceğini düşünmeye başladım. Bunlar masum ve iyi niyetli telkinler, tabiî ki daha fazlasından korkulmalı.

Neden bu kadar dolaylı bir yolla mesaj vermeyi tercih ediyorlar? Uzmanlara göre böylesi daha etkili. Göremediğimiz ve bilincimiz açıkken algılayamadığımız bir şeyi reddetme şansımız hiç yok. Bu hakka sahip değiliz. Çünkü haberdar değiliz. Bu yüzden bu yöntemle uyuşturuluyoruz.

25. karedeki gizli mesajlar bizi etkiliyor.

Diğer 24 karede anlatılanlar zaten bizim için çok olumsuz. Bu durumda bütün kareler bizi şaşırtmak, benliğimizi zedelemek, inançlarımızdan uzaklaştırmak, doğrularımızı yanıltmak, bizi kapital uçurumlara sürüklemek için akşamdan sabaha sabahtan akşama yayın yapıyor.

Gerçekten işimiz çok zor. Üstelik kime sorsak dizileri, programları veryansın eleştiriyorlar ve zararlarından söz ediyorlar. Ama nasıl oluyor bilmiyorum herkes izliyor. İzlemiyoruz diyen kişilerden bile o hafta her hangi bir dizide ne olduğunu öğrenebilirsiniz. Dizi yapımcılarının insafına terk edilmiş bir halde zamanlarımızı boşa harcıyoruz. Harcanıyoruz.

Bütün dindar insanlar hem televizyonun aleyhinde konuşuyoruz hem de akşam birbirimizle bile konuşmadan uyuşmuş gibi televizyon izliyoruz. Misafirlikler gitmeler gelmeler giderek tükeniyor. Herkesin büyük ya da küçük bir ekranı var evinde nasıl olsa. Kimsenin kimseye ihtiyacı kalmadı. Artık eşinizi bile televizyondan seçebilirsiniz.

Tanıdık, eş, dost hükümsüzdür bundan sonra. Ekranlar küçüldükçe yalnızlığımız büyüdü. Ceplerimize girecek kadar küçülen bu teknoloji bizi giderek daha da yalnızlaştırıyor. Arkadaş bulmaya yarıyor fakat insanlığımızı elimizden alıyor.

İlkokul arkadaşlarımızı bile buluyoruz ama dostluğumuzu ve içtenliğimizi kaybediyoruz. En çok yaşlılarımız bu saldırılara maruz kalıyorlar. Son demlerinde, Kur’an okuyup ahiret hazırlığı yapacakken üçüncü sayfa haberlerinin tatsızlığında oyalanıyorlar. Ahir ömürlerinde torunsuz, oğulsuz, gelinsiz bırakılmış ihtiyarlarımızı izdivaç programları avutuyor ne yazık ki.

Eğer bunu ticari amaçla yapıyorlarsa yine durumumuz ortada. Kanaatten ve şükürden uzak yoksulları ihmal eden bir toplum olmak üzereyiz. Zamanımız ya ekranların karşısında ya da alış veriş yapacağımız sadece tüketeceğimiz merkezlerde ve caddelerde geçiyor.

Kapitalist güçlerin midesini büyüten çaresiz eğlencelere yönlendirildik. Her birimiz “eğlenmek merkezli” hayatlar çiziyoruz kendimize. Bizim toplumumuza hiç uymayan davranışlar giderek sıradanlaştı. Bunları sıralasak çok zaman alacaktır. Ahlaki ve maddi olarak çok yıpratıldık ve devam eden kötü bir gidişat var.

Artık sadaka vermez olduk. Daha fazla harcamak, kendimizi iyi hissetmenin bir çaresi oldu. Hâlbuki insan verdikçe paylaştıkça mutlu olan bir varlıktır. Birbirimize gösteriş yaparak mutlu olduğumuzu sanıyoruz.

“Neden konuşulmuyor, kriz masaları oluşturularak bir çare aranmıyor?” derseniz;

zaten bu yola en çok başvuranlar mallarını her ne pahasına olursa olsun satmayı hedefleyen kapitalizmin zalim zenginleri. Bu tekniğin zararlarını anlatan her türlü yayın organını susturma gücüne sahipler.

Bunları minneti olmayan, paraya ihtiyaç duymadan yayın yapabilen neredeyse hiç bir basın dalı ve camiası yok. Ya da sesleri bu sebepten kısık çıkıyor.

Korunmak için neler yapabiliriz? Tabi ki korunabiliriz. Bizlerin bu durumda çok uyanık olması gerekiyor. Özellikle misyonerlik çalışmaları yapıldığını düşünürsek çok dikkatli olmalıyız.

Algılarımız daima doğruya ve hakikate açık bulunmalı. Daima hazırlıklı ve sağlam durmalıyız. Bu taarruzları atlatabileceğimizi bilmeliyiz. Kendimize ve sahip olduklarımıza güvenmeliyiz.

Yetiştirdiğimiz nesilleri bu tehlikelere karşı hazırlıklı hale getirmeliyiz. Bunun için kendimizi çok iyi yetiştirmeliyiz. Bu bahsedilen tehlikelerin kaynaklarından uzak durmamız çok zor ama zerk edilirken zehri tanımalı ve sağlam bir tevekkülle atlatmayı başarmalıyız.

Gördüğümüz bir ânlık görüntü : 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema şeridinde, saat, dakika, sâniye olarak bir diziliş vardır.  Her sâniyeden sonra bir yabancı kare gelir ve bir sâniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de “control-track” denilen aralık vardır.  İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25inci kare oluşturulur ve bu son kare olan 25inci kare ânlıktır. Yani görüntü sâniyede 1/24 olacakken, bu 1/25'e çıkar.  Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve ânında kaybolur.  Genellikle göz ve beyne görünmez, daha doğrusu görülür ama şuuraltında kalır.

Gördüğümüz bir ânlık görüntü : 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema şeridinde, saat, dakika, sâniye olarak bir diziliş vardır. Her sâniyeden sonra bir yabancı kare gelir ve bir sâniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de “control-track” denilen aralık vardır.
İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25inci kare oluşturulur ve bu son kare olan 25inci kare ânlıktır. Yani görüntü sâniyede 1/24 olacakken, bu 1/25’e çıkar.
Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve ânında kaybolur.
Genellikle göz ve beyne görünmez, daha doğrusu görülür ama şuuraltında kalır.

Subliminal Mesaj içerek resimler için BURAYA tıklayınız..

İlgili Videolar

 


About Adnan DAN

Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim.. Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var.. Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim.. Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..
background