Sitemizde 15 kategori'de 733 adet yazı yazılmış ve 226 yorum bulunmaktadır.

Oca 012017
 

Pandora’nın Kutusu, Antik Yunan efsanelerinde geçen ve içinde kötülüklerin bulunduğuna inanılan sihirli kutu. Efsaneye göre Prometheus Tanrı Zeus’ tan gizlice ateşi çalmış ve insanlığa vermiştir. Bu duruma çok öfkelenen Zeus, Prometheus’u o zamanlar kimsenin yaşamadığı Kafkas Dağlarında zincire vurdurur.

Yanına da bir kartal bırakır. Bu kartal her gün Prometheus’un ciğerini yer ve her seferinde Prometheus’un ciğeri tekrar oluşur. Bu şekilde Prometheus’a işkence edilir. Prometheus Herkül tarafından kurtarılır. Zeus bu duruma bir şey demez ancak zincir halkalarının Prometheus’un ayağında kalmasını sağlar. Böylece Prometheus sonsuza kadar cezalandırılmış olur. Zeus insanlardan da intikam almak istemektedir . Bu yüzden Hephaistios’a emir vererek balçıktan bir kadın figürü yapmasını ister ve ardından Pandora’ yı yaratır.

Pandora Antik Yunan’ da ilk kadın olarak kabul edilir (İslamiyet ve Hristiyanlıkta geçen Havva gibi). Zeus, Tanrıçalar gibi güzel olan Pandora’yı, Prometheus’un ikizi olan Epimetheus‘a bir kutuyla/küple gönderir. Kapıyı çalan Pandora’nın güzelliğinden büyülenmiş olan Epimetheus, onu evine alır ve ertesi gün onunla evlenir. Söz konusu kutuyu/küpü açmasını Pandora’nın kulağına fısıldayan Zeus’un, artık insanlıktan intikam alma zamanı gelmiştir. Zeus sayesinde kutuyu/küpü (Pandora’nın kutusunu) açan Pandora, insanlık arasında mutsuzluğu salıvermiştir. Böylece kötülükler dünyaya ve insanlığa yayılmıştır.

Pandora efsanesi, yüzyıllardan bu yana ilgi odağı olmayı, zamana karşı giderek artan bir dirençle sürdürüyor. Her zaman koruduğu güncelliğini, Hesiodos’un gizemli ve masalsı sözlerine borçlu olduğu açık.  Şair bu sözleriyle gerçekten bildiğimiz bir kutu biçemini mi, yoksa başka bir şeyi mi anlatmak istemişti? Pek çok yazı yazıldı üzerine ve pek çok filme konu oluşturdu. Bugüne dek çözümlendiği ise söylenemez. Ancak, Mısır’ı ziyareti sırasında konuştuğu bir rahip Solon’a şunları söylüyor: “Ah Solon, Solon…siz Hellenler, her zaman çocuksunuz, sizin memleketinizde hiç ihtiyar yok”.

Rahibin burada Solon’a anlatmak istediği, Phaeton’un, babası Helios’a ait altından yapılmış, insanın bakamayacağı derece göz kamaştırıcı ışıklar saçan ve pegasos’ların (kanatlı at) çektiği kuadrigasını (dört atlı araba),ondan habersizce alarak gökyüzünde dolaşırken, son derece hızlı giden arabayı idare edemeyip yere düşüp ölmesi hakkındaki hikayedir. Olayın aslı ise şöyle; bir gök cismi uzayda yolunu şaşırıp dünyanın atmosferine teğet geçerken,

Asya’daki Magog (Mecüc) fay merkezini harekete geçirip volkanların püskürmesine, Büyük Okyanus’ta bir takım çöküntülerin oluşumuna, sürtünme sırasında kopan parçaların alev topları şeklinde yeryüzüne düşmesine ve ardından Büyük tufanın kopmasına neden olur. Mısırlı rahip bunu genel kapsamda Solon’a anlatmış. Bu gök cismi, Sümer ve Akad’larda Marduk (Tishya-Pushya-X gezegeni), Anadolu Yunan mitoslarında ise Apollon Karneios’tur. Dolayısıyla Hesiodos’un, gerçeklere dayanan bir olayı, nasıl masalsı bir karaktere dönüştürerek Yunanlılara sunduğu anlaşılıyor. Tüm mitos’ların, geçmişteki kaynak bir kültürde oluşmuş gerçeklere dayandığı ortadadır. Pandora’nın kutusuyla ilgili aşağıdaki araştırma, bu savın doğruluğunu kanıtlayacak belgelerden yalnızca birini ortaya koymaktadır.

Erhat “Pandora” maddesinde şunları söylüyor:

Hesiodos’un hem ‘Theogonia’, hem de ‘İşler ve Günler’ adlı eserlerinde uzun uzadıya anlattığı Pandora efsanesi Ortadoğu ve özellikle Sami kaynaklı olsa gerek, çünkü ilk kadının yaratılışı, yani Âdem’le Havva efsanesinin Yunan mythos’una aktarılmış bir kopyasına benzer. Kadını her kötülüğün, her dert ve belanın başlangıcında görmek Yunan görüşlerine pek uymaz, nitekim Hesiodos’tan sonra bu efsaneyi işleyen pek olmamıştır. Yunan yazınında Homeros şiiri ve onun dile getirdiği iyimser, gülümser dünya görüşü ağır basmış, karamsarlığı olduğu kadar kadın düşmanlığını da silip süpürmüştür. Hesiodos’un yansıttığı akım başka çağ ve ülkelerin sanatını etkilediği içindir ki, Pandora efsanesini buraya almayı uygun gördük..

Biz mi yanlış anladık Erhat’ı, yoksa Erhat mı söyledikleriyle çelişki içinde? “Here (Hera)”başlığı altındaki Yunan kadını tiplemesinde tanrıçayı incelerken, şöyle demiyor muydu?:

… tipik bir Grek tanrıçasıdır, yani Yunanistan yarımadasının ırk, soy, din ve dünya görüşlerini, çıkarlarını daha ileri bir kültürün simgesi Ege ve Anadolu’ya karşı savunan, bu yüzden kişiliği ve efsaneleri hep bir kavga, kin, hınç ve geçimsizlik havası yansıtan sevimsiz bir tanrıçadır.

Bütün kusurlarıyla kadını canlandırır Hera: Dırdırcı, kıskanç, hırçın, inatçıdır, düzen kurar, ama hiç bir işi açık değildir, hasır altından su yürütür, gizli kapaklı yapar ne yaparsa, silah ve yetkilerini kötüye kullanmaktan çekinmez, benzetmek gerekirse, her zaman ve özellikle zamanımızda örneklerine çok rastlanan varlıklı ve bencil burjuva kadınını simgeler. Zeus’un eşi, tanrıların kraliçesi ulu Hera’ya bu damgayı basan Homeros’tur, ama ne tuhaf ki İonyalı koca şairin çizgiği Hera portresi tutunmuş, Yunanistan’da yaratılan efsanelerinde aynı tiple karşımıza çıkmaktadır…”

Here, Anadolu Yunan mitosuna en son eklenen tanrıçalardan biri, olasılıkla da en sonuncusu. Kökeni, Gaia, Uranos, ya da Titan tanrılara dayanmaz. Rheia ve Kronos’tan olma Hestia, Hades, Poseidon, Zeus ve Demeter arasına sıkıştırılmıştır. Hem kardeşi ve hem de karısıdır tanrılar tanrısı Zeus’un. Here’yi Yunanistan’a Homeros’ın yapıştırdığını Erhat’ın sözlerinden anlıyoruz. Şöyle diyor yazar: “Troya savaşını tuttuğu Akha’lardan yana çevirebilmek için Zeus’u baştan çıkarıp uyuttuktan sonra, birden uyanan tanrı şöyle çıkışır karısına (İl. XV, 14 vd): 

‘Amma da düzen kurdun, yola gelmez Here,  savaş dışı ettin tanrısal Hektor’u,  uğrattın orduyu bozguna.

 Bu kötülüğünün meyvesini sen toplayacaksın önce,  seni bir güzel pataklayayım da gör.

 Unuttun mu seni havalarda astığım günü,  bir örs bağlamıştım ki ayağına,  çözülmez bir altın zincir vurmuştum ellerine,  asılı kalmıştın havalarda, bulutların arasında.

 Zeus Hera’ya bu cezayı Herakles’e ettiği kötülük yüzünden vermiştir. Tanrıların tanrısı oğlu Ares’te anasının kusurlarının tıpkısını görür (Ares). Öbür tanrılar da aşağı yukarı Zeus gibi düşünürler. Anasını, babası Zeus’a karşı korumaya çalışan Hephaistos bile Hera’dan neler çektiğini unutamaz (Hephaistos)”

Diğer tarafta, Titan tanrılardan Uranos ve Gaia’dan olma Mnemosyne, Here karakterinden çok farklıdır. Geçmişi unutmayan, ona saygılı akıl ve bellek tanrıçasıdır. Mnemosyne’nin geçmişe bağlı tanrıça olarak neyi sembolize ettiğini, Kritias’ın Atlantis’i anlatmasındaki ifadelerinden çıkarıyoruz. Platon, hiç kuşkusuz Yeryüzü anlamına geldiği açık olan Atlantis’in beş ikizini anlatırken, üçüncü ikizlerden ilk doğanın “Mneseus” olduğunu söylüyor.

Mneseus’un kelime anlamıysa şöyle: “Mne” kökünden Mnemonic=  Hafızaya yardımı olan, hafızayı kuvvetlendiren; hafızaya ait; hatırlatıcı ipucu. mnemonics= Hafızayı kuvvetlendirme usulü, hafızayı terbiye ilmi. Bu özelliklerin tümününMnemosyne’yi temsil ettiği ortadadır. Bu noktadan hareketle, Atlantis’in üçüncü ikizinden ilki olan Mneseus’un, Endonezya-Japonya adalar grubu olduğu ortaya çıkıyor. Yunanlılar geçmişi karıştırmaktan hiç hoşlanmazlar.

Platon bile, tüm tarafgirliğini Yunanlılardan yana koyarak anca anlatabilmiştir kayıp kıtayı. Bu nedenle Yunan mitolojisinde kendine pek yer bulamaz tanrıça. Yani geçmişle bağlarını tamamen koparan, onu hatırlamak istemeyen Atinalılar tarafından sevilmemiş, hatta bu nedenle sanlarını bile değiştirerek “Hellen” ya da “Grek” adlarını takmışlardır kendilerine. Bu çabalarında, günümüze kadar başarı kazandıkları da ortadadır.

Erhat, haklı olarak Hebe’nin (İç Moğolistan’da, Chou Adamı’nın bulunduğu Choukoutien’de, Hebei bölgesine adını veren tanrıça?), Yunan öncesi bir tanrıça olduğu kanısındadır. Tevrat’taki ilk insanın, yani Adem’in eşi ve bütün insanların anası olan Havva’nın ta kendisidir diyor onun için. Herakles’le olan evliliğini ise “hieros gamos”, yani kutsal evlilik olarak nitelendiriyor. Olaya Erhat açısından baktığımızda ise, eşi Herakles’in Adem’i temsil ettiği ortadadır.

Dionysos ayinlerine ait hieros gamos betimlemelerini, Asya’daki dendriti’ler (petroglif) üzerinde görüyoruz. Bunlar en geç Neolitik çağ sonu, Bronz çağı başlarında ortaya çıkıyor. Bu bağlamda, Hebe’nin, Havva’nın varlığı anlamında Here’den çok daha eskiye dayandığı, dolayısıyla tanrıların soy ağacının bu noktasında bir çelişki olduğu ve Hebe’nin, Here’nin kızı olamayacağı açıktır.


İstanbul’un, Byzantion’un kurucusu Byzas’tan Constantinopolis’in son dönemi’ne kadar, halkın tanrıça Here değil de Mnemosyne’ye olan bağlılığı dikkat çekicidir. Tanrıça Byzantion’da, bir kolu Mnemosyne’yi temsil eden Yedikule’den (Brakhiolion), diğer kolu ise, Zeus’u temsil eden Edirnekapı’dan (Blakhernai) gelip, Lâleli’deki Kültür evinde (Mouseion) birleşen meydanda, sütunlardan birinin üzerinde Zeus, diğerinin üzerinde ise Mnemosyne ve Mousa’ların heykellerinin bulunduğu kutsal bir kapı (geçiş, Ianua) ile kutsamıştı.

Constantinus, tanrı Zeus’un sütunu üzerine, onu temsilen kendisinin; Mnemosyne ve Mousa’ları temsilen de annesi Helene ve oğullarının heykellerini dikerek (Tetrarkh heykelleri), Anadolu kökenli Byzas ve Megara’lılardan süregelen geleneği bozmamıştır. İmparatorun bu hareketi, tıpkı Anadolu insanı gibi, geçmişini unutmamış Byzantion ve kaynağı Etrüsklere dayalı Roma’nın bu konudaki sağduyusunu göstermektedir. Byzantion’un kuruluşuyla birlikte, kente Yunanistan karasıyla Kiklad adaları ve Anadolu’dan pek çok halk gelip yerleşir. Ancak Atina’lılar (kendilerine Hellen ya da Grek diyen halk) Constantinopolis’in son dönemine kadar bunların arasında yer almazlar. Bu dönemlerde Atina ve Here’nin, en azından Constantinopolis’te artık unutulmuş olduğunu görüyoruz

Epimetheus, kutusunun kapağını açan Pandora’nın ortaya saçtığı kötülüklerden etkileniyor. Pandora, bunu görünce kapağı kapatacak, ancak kutunun içinde “umut” kalacaktır bir tek

Epimetheus, kutusunun kapağını açan Pandora’nın ortaya saçtığı kötülüklerden etkileniyor. Pandora, bunu görünce kapağı kapatacak, ancak kutunun içinde “umut” kalacaktır bir tek

Hesiodos’un Anadolu mitoslarında yer alan pek çok mitolojik olayları Atinalılara aktarmasına karşın, Yunanlıların mnemonic ipuçlarından kaçındıkları ortadadır. Bu yönden, onların mnemonics terbiye ilmine her zaman ihtiyaçları olmuştu. Sahip oldukları Heraik (Heravari) karakterleri nedeniyle, yalnız Anadolu ve Byzantion’la kurmak istedikleri I. (İÖ 478-477) ve II. (İÖ 378-377) Atik Delos deniz birliklerinde değil, Yunanistan karasında da İsparta ve Megaralılar başta olmak üzere, birlik oluşturma yolundaki her türlü girişimleri, eninde sonunda başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkûmdu. Her iki deniz birliğinin ancak bir yıl gibi kısa bir süreci kapsaması, Atinalıların Pedion’da Megara’lılara oynadıkları ikiyüzlü oyunlarından vazgeçmedikleri, politikalarına aynen devam ettiklerinin bir göstergesidir.

Tüm bunlara, tarih boyunca Yunanlılara iyiliksever bakışını değiştirmemiş Anadolu halkı gibi, Erhat’ın da benzer bakışı nedeniyle değinmek zorunda kaldık. Dünyanın başkaca hiçbir yerinde ana, kız kardeş ya da eşlere Türkler kadar değer veren, onları kutsal sayan (Ana tanrıça sembolü) başkaca bir toplum yoktur. Ortaya atılacak pek çok aksi tezin, Dünya geneli kapsamında ve Türkiye’deki genel kavramlar içinde, ayrıcalık sayılacak oranları geçmeyeceği inancındayız.

Dünyadaki tüm mitoloji kaynaklarında olduğu gibi, Antik Anadolu ve Yunan kültürlerinde de, insan hayatında önemli olan etkin bir hayvan veya orantısal biçemler (Altın post ya da Altın oran gibi); ya bir nesne (Altın Kapı “Khryse Pyle”, Altın El “Khryse Kheir); ya da insanları etkileyici bir takım giysiler [Hermeias’ın kanatlı sandaletleri (talaris- (t-lâr-) ve büyülü altın değneği (Kerykeion-κηρύκειον-Caduceus), Aphrodite’nin memeliği (Himas kestos-Strophion)] de “büyülü” olarak nitelendirilmişti.

Pandora efsanesinde yer alan tanrı ve tanrıçaların soy ağaçlarına genel olarak baktığımızda, şunları saptamamız olasıdır:

  1. Prometheus, Titan tanrılardan Uranos ve Gaia’nın döllerinden Iapetos ve Asia’dan (ya da Klymene) doğmadır. Yani ana tarafı Asya kökenlidir.
  2. Epimetheus ve Pandora, tıpkı Prometheus gibi yine Iapetos ve Asia’dan (Klymene) doğmadırlar. Yani kökenleri, yine Asya’dır.
  3. Hephaistos, Olympos tanrılarının arasına sonradan katılmış Here ve Zeus’tan olma olarak gösterilmiştir. Zeus ve Here, Uranos ve Gaia’nın dölleri olan Rheia ve Kronos’tan olmadırlar. Uranos ve Gaia’dan olma Asia, nasıl Asya’yı gösteriyorsa, ana ve babası olan Uranos ve Gaia’nın da kökenleri, bizlere Asya’yı işaret etmektedir. Dolayısıyla Asyalı olduğu açık olan Hephaistos’a anne olarak seçilen Here ile aralarındaki ana-oğul ilişkisinde bir çelişki olduğu açıktır.
  4. Hermeias, Titanlar soyundan Atlas’la Pleione’nin kızı Maia’nın, Zeus’la birleşmesinden doğmuştur. Pleione, Zeus’la Tethys’in kızıdır. Tethys’in Asia ile olan ilişkisi düşünüldüğünde, Pleione’nin, dolayısıyla Hermeias’ın da Asya kaynaklı olduğu anlaşılır.
  5. Yukarıdaki tanrılar arasında var olan tüm ilişkiler göz önüne alındığında, tanrılar tanrısı Zeus’un ana vatanının da Asya olduğu ortadadır. Athene, tanrı Zeus’un başından çıkmıştı. Bu nedenle, Asyalı Zeus’tan doğma Athene’nin de Asyalı olduğu açıktır.
  6. Aphrodite, Kronos’un babası Uranos’un hayalarını bir tırpanla kesmesi ve denize atması sırasında oluşan köpüklerden doğmuştur. Aphrodite’nin, Asia’nın babası olan  Uranos’tan doğması nedeniyle, onun da Asya kökenli olduğu ortaya çıkmaktadır.

Pandora efsanesinde anılan tanrı ve tanrıçalardan, Here dışındaki tamamının Asyalı olduğu ortadadır. Dolayısıyla, bu mit’in kaynağının da Asya olduğu açıktır.

Hesiodos’un “İşler ve Günler” deki anlatımına göre Zeus, ateşi çalan Prometheus’tan intikamını almak için tanrı ve tanrıçaları şöyle görevlendirmişti:

  1. Hephaistos: Bir parça toprak alıp suyla karıştırması, içine insan sesi ve gücünü koyarak yüzü ölümsüz tanrıçalara, bedeni güzelim genç kızlara benzeyen bir varlık yapması işleviyle görevlendirilmiştir. Yani Hephaistos’tan istenen, her şeyden önce erkekleri baştan çıkarıcı, alımlı ve güzel bir kız yaratmasıdır;
  2. Athene: Hephaistos’un yarattığı bu güzel ve genç kıza, alımlı olmasının yanında el işlerini, renk renk kumaşlar dokumasını öğretecektir.
  3. Aphrodite: Büyüleriyle kuşatacaktır bu güzelim varlığı. Aphrodite’nin büyüsü, “Büyülü memelik”, yani günümüzdeki sütyen ve iç çamaşırıdır. İstekler, arzularla tutuşturacaktır güzel genç kızın gönlünü. Bu isteklerin bedensel arzular olduğu açıktır. Ateş’in keşfiyle, erkeklik organı arasında cinsellik faktörünü varsayan Freud’un, bu konudaki düşüncelerinin de göz ardı edilmemesi gerekiyor. Olaya bu açıdan bakıldığında, gemi civadrasının üzerinde taşınan “pataikos” ya da “priapos, aşk ateşi yoluylainsan nesilinin tüm dünyaya klonlonması anlamına gelmektedir.
  4. Zeus’un kadınlar hakkındaki görüşleri, bizi ister istemez Asya’daki kutsal evlilik törenlerine götürüyor. Bahar, ya da güz dönemlerinde (Yaz ve kış ekinoksları), dağlarda yapılan Dionysos şenliklerinde, bir at, ya da geyik üzerine binmiş olarak gösterilen şamanlara “Amam” denirdi. Kutsal evlilik öncesi, genç kızın bakireliği öncelikle bu şamanlara sunularak kutsanır, daha sonra asıl kocayla evlilik gerçekleşirdi. Bu bağlamda, günümüzdeki Japon adasının hemen güneyinde yer alan ve adı hâlâ daha “Amami” olan adalar gurubu dikkat çekicidir.

Homeros, İlyada (İliad) adlı eserinde, tanrılar tanrısı Zeus’u baştan çıkarmayı aklına koyan Here’nin, Aphrodite’nin nakışlı, büyülü memeliğini istemesi sonrasında, şöyle diyor:

“…Böyle dedi, çözdü göğsünden nakışlı memeliğini,  alacalı bulacalı bir kordeleydi bu,  alımlı ne varsa hepsi onun içindeydi,  sevgi onun içindeydi, istek onun içinde,  cilveleşme, şakalaşma onun içinde,  en akıllı insanı ayartan aşk onun içinde”.

Aphrodite’nin Zeus’u bile baştan çıkaran memeliği, aslında kadınlara özgü bir iç çamaşırıydı.  Tanrıçanın sosyal perspektif açısından genişletilmiş giysili bir görüntüsünde, onun giyinme ya da soyunmasıyla ilgili tasvirdeki tarzı son derece ilgi çekicidir. Bu tür sahnelerdeki özellikler, Aristophanes’te ve en azından bir zamanlar Attik kırmızı-figürlü eserlerde (İÖ 5. yüzyıl) yer almaktaydı. Resimde, Hellenistik heykel tipindeki Aphrodite, memeliğini bağlar ya da çözer durumda betimlenmiştir.

Himas kestos ya da strophion olarak anılan bu giysinin bir modeli, Aphrodite’ninki gibi ön ya da arkada çapraz bağlarla tutturuluyor ve Homeros’un alacalı bulacalı dediği rengarenk kordelanın ucu, giysisinden dışarı taşması nedeniyle, kurdelanın çözüldüğünü hayal eden erkeklerin başını döndürüyor, dikkatlerin göğüslerde toplanmasını sağlıyordu. Yani, o döneme ait bir çeşit erotizm içeriyordu.

Anadolu’daki karşılığı, toprak ve bereket tanrıçası Kybele olan yabani hayvanlar tanrıçası Artemis, Hacılar kazısıyla en az İÖ 6100 yıllarına dayanan bir geleneğe sahiptir. Erhat tanrıçanın, Kültepe tabletlerinde “Kubaba”, Lidya’da “Kybebe”, Firigya’da “Kybele”, Hia “Hepat-Arinna”, Kapadokya’da “”, Sümer’de “Marienne”,  Mısır’da “İsis”, Suriye’de “Lat”, Girit’te “Rhea”, Efes’te “Artemis” adıyla anıldığını belirtmektedir.

Hesiodos Pandora’yı, bütün Olympos’luların insanların başına bela ettiğini, bu nedenle sanki insanlarla alay edercesine onun, bütün tanrıların insanlara olan bir hediyesi olduğunu söylüyor. Buradan Yunanlıların tanrıları, yeryüzü sahnesinde yarattıkları insanlarla bir oyuncakmış gibi oynadıkları varlıklar gibi gören bir felsefeye sahip oldukları ortaya çıkıyor..

Kendi payımıza, bunca hazırlıklarla bunca düzenin, bir hieros gamos töreni için gerçekleştirildiği çok açık.

Düzen (tuzak) kurulup tamamlandığında Zeus, Pandora’yı Hermeias’la birlikte Epimetheus’a gönderir. Epimetheus, Prometheus’un tembihlerini unutur ve Pandora’ya kanıp Zeus’un hediyesini alır. Ancak, hediyeyi aldıktan sonradır ki başına aldığı belayı anlar. Bu anlayışta, Pandora kutusunun kapağını açtığında, insanlara acı ve dertleri dağıtmış olduğu fikri yatar. Bir tek “umut” kalır dışarı çıkmadık.  Umut tam çıkacakken, Pandora kapağı kapamıştır.

Hesiodos kurgusunun son derece gizemli ve olağanüstü mükemmel olduğunu yadsımak olanaksız. Ancak çözümlenemez değil.  Kadına ait dişiliğin tüm görkemli alımlığıyla donatılmış Pandora’nın, Epimetheus’a hangi nedenle gönderildiği açık. Güzel bir kadını gören tüm erkeklerin kanacağı gibi kanmış Epimetheus da. Hele Pandora’nın, kadının rahmini betimleyen kutusunu Epimetheus’a alenen açtığı düşünüldüğünde, bir erkek olarak onu anlamamak mümkün değil.  Bu yolla insanlara verilen tüm acı ve dertler, ana ve babaların  tüm yaşamları boyunca, doğacak çocukları için çalışmaları, onları büyütüp hayata hazırlanmalarını sağlama ve yaşamı hakkındaki kaygılarını kapsıyor.

Tabii ki sorumluluk sahibi ana ve babaların bu kaygıları, ancak kendi hayatları sona erdiğinde bitecektir. Pandora kutusunun kapağını (vajina) kapattığında, içeride kalan ise, rahmine düşen bebek için, ha şimdi büyüdü, ha şimdi dokuz ay doldu; ha şimdi doğdu; ha şimdi emekledi; ha şimdi yürüdü; ha şimdi adam oldu; ha şimdi kendine denk biriyle evlendi; ha şimdi bir torunumuz olacak vb. gibi, insanların çocukları hakkında beklentileri yanında, yine onlar için bir ömür boyu taşıyacakları umuttur. Bedende yerleşip kalan bu tür umutlarımız, bir ömür boyu sürer ve tükenmez. Günümüzde bile tükenmediği gibi, bundan böyle de asla tükenmeyecektir.

İlgili Video

Bunlara Baktınızmı?

  One Response to “Pandora’nın Kutusu”

  1. Efsaneler her zaman insanları korkutur. Fakat bilgiler her zaman eksiktir. Bu kadar uzun yazı olmasına rağmen kelime kelime okudum. Teşekkür ediyorum.

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir