Sitemizde 15 kategori'de 744 adet yazı yazılmış ve 226 yorum bulunmaktadır.

Tem 032016
 

osmanlıBazen denk gelen ortamlarda “Ben Osmanlıyı tarihim olarak görmüyorum.. Benim tarihim Türkiye Cumhuriyeti ile başlar” diyorum ve çevremdeki insanlar kimi zaman bana kızıyor, kimi zaman tuhaf tuhaf bakıyor.. Evet bu dediklerimin aynen arkasındayım.. Çünkü biliyorumki osmanlı döneminde en alt sınıf kişiler Türkler olarak görülürdü..

Ayrıca osmanlı bir halk devleti değil bir ailenin yönetiminde babadan oğula geçen yönetimi olan aile imparatorluğu idi..

Şimdi detaylıca bakalım duruma..

Osmanlı devletini kuran, başlangıcından sonuna kadar her türlü zahmetini, eziyetini çekip, uğrunda can verip kan akıtarak, her türlü maddi ve manevi fedakarlıklarla asırlarca onu omzundan taşıyan, zaferlerin gerçek sahibi, yenilgili ve hicranlı günlerin masum ve mazlum tebaası özbe öz Türk halkıdır.

Ne var ki aynı sözleri, padişahların büyük çoğunluğu, sadrazamların, vezir, ümera ve ulemanın, Saray ve Enderun aristokrasisinin, kapıkulu taifesinin pek büyük bir çoğunluğu için söylemek mümkün değildir. Bu tanıma giren zümrede hiç bir gün ve zaman ”Türklük” ruhu ve mensubiyet duygusu belirmemiş, ifade olunmamıştır. Özellikle Fatih’ten sonra ben Türküm diyen bir padişah sesi duyulmamıştır. Bu aristokrat zümre Türk halkını yalnız can, kan ve mal vergileri için hatırlamışlar, onun dışında Türk olmayı bir hakaret aşağılama ve utanç vesilesi saymışlardır.

Osmanlı idaresinde Türk halkı, bir ‘‘millet ruhu ve şuuru” ile beslenmemiş, Arapların imtiyazlı bulunduğu,bir ”ümmet” kişiliksizliğinde eriyip gitmiştir.

Yavuz Sultan Selim’in halifeliği devr aldığı 1517’den itibaren Araplar Osmanlı imparatorluğu’nun göz bebeği sayılmışlardır. Peygamber’in Arap olması nedeni ile İslam Dinine olan derin saygı ve bağlılığın bir işareti olarak Arap Kavmine ”Kavm-i Necip” (asil kavim), Araplara da ”Nesl-i Necip” denilmiştir. Daima, devletin has ve öz evladı olan Türklerin önünde ve baş üstünde taşınmışlar, askerlik ve vergiden muaf tutulmuşlardır. Bütün Osmanlı hayatı boyunca Arapların bu üstün ve gözde durumları devam etmiştir.

Abdülhamit geleneksel Osmanlı zihniyet ve siyasetini daha belirgin bir hale getirerek, Araplara son derece yakınlık gösteren ve güven duyan bir tutum göstermiştir. Sadaret makamına getirdiği Tunuslu Hayreddin Paşa, Arap olmakla beraber, Arap kültürüyle yetiştiği için Türkçe bilmezdi. Saraydan kendisine yazılan yazılar Arapça yazılır, Türkçe’ye tercüme edilirdi. Devletin resmi dilinin bile Arapça’ya çevrilmesi düşünülmüş mukavemet görülünce vazgeçilmişti. Devlet yıllıklarında imparatorluğun vilayetlerinin sıralamasında Edirne ilinden başlanılmakta iken, Abdülhamit Hicaz vilayetini başa geçirmiş, arkasından bütün arap vilayetleri, birinci sınıf vilayetler sayılmış ,buraların valilerine diğerlerinden farklı ve daha fazla maaş verilmiştir.

Bu konuda Hüsnü Merdanlıoğlu’nun Atatürkçü Düşünce’nin evrenselliği adlı eserinde yazdıkları çok ilgintir;

Bütün kadın sultanlar, bütün padişah anaları, hep yabancı ırklardan alınan köle kadınlardan geldiler. Hanedan da bu kan yabancılığı Osmanlı imparatorluğu’nun son padişahına kadar devam etti. Henüz kuruluş dönemi olan 1466 yılında yapılan bir derlemede,”Türk iti şehre gelince farsice ürür!” denilmektedir.

Yine bir Osmanlı şairi olan Nef’i ise ” Tanrı,Türke irfan çeşmesini yasaklamıştır” demiştir.

Divan-ı Hümayun yazarlarından Hafız Ahmet Çelebi 1499 yılında yazdığı şiirinde ”Babanda olsa Türkü öldür” nakaratını kullanmakta,

”Sakın Türkü insan sanma
Bir an bile olsa Türkle birlikte olma.
Türk eline şeker alsa o şeker zehir olur.
Türk’ün başını keserken sakın gam yeme.
Baban da olsa Türkü öldür.”

Fatih Sultan Mehmet bile, Otlukbeli savaşından dönerken, elinde bıçak olan birisine ne yaptığını sorduğunda öldürülen Türkmenlerin kulaklarını keserek küpelerini topladığını öğrenmiş ve ”işine devam et” demiştir.

Hırvat kökenli sadrazam Kuyucu Murat Paşa döneminde, 155 bin Türkmen doğranmış ya da diri diri kuyulara doldurulmuştur. Aman diyen insanlara Kuyucu’nun yanıtı, ”Vurun şu pis Türk’ün başını” olmuştur. Cellatların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren Kuyucu Murat, Osmanlı’nın yetkilisi, öldürülen çocukta Analodolu’nun evladıdır. Osmanlı Tarihçisi Naima Tarihin de Türkler için, ”Nadan (Kaba Türk), Etrak-ı bi idrak (Anlayış yoksunu Türk) ve hilekar Türk ifadelerini kullanmaktadır.”

1912 yılında Sebilürreşat dergisinde çıkan bir yazıda ”Türk kelimesinin kullanılması, dinsizlik, kafirlik sayılıyordu.Türk Hükümeti”, ”Türk Ordusu”, ”Türk Ülkesi”deyimlerinin Osmanlı halkı üzerinde rahatsızlık yarattığı biliniyordu. 1913 tarihli ”Mecmuai Ebuzziya” dergisi’nin 94. sayısında:

”Bizim Türklüğümüz sembolizmden başka bir şey değildir. Bizler yani Türkler Müslümanlık içinde erimişizdir. Türk falan değil sadece müslümanız denilmektedir. Üniversite de profesörlük de yapmış olan Ahmet Naim 1913 yılında yazdığı ”İslamda Davai Kavmiye” adlı kitabında, Türk’e karşı savaş açılmış ve ”Türkün geçmişini bilmesine ve öğrenmesine ihtiyaç yok, gerekli olan şeriatı öğrenmektir” demiştir. 1919-1920 yıllarında Şeyhülislamlık görevine getirilmiş ve padişahla birlikte ülkeden kaçmak zorunda kalmış olan Mustafa Sabri Efendi ise Türk’e Türklük benliğini vermek isteyenlere ”soysuzlar” yakıştırmasında bulunmuştur.

İstanbul alındıktan sonra Osmanlı yönetiminde, devletin en yüksek yürütme organları Türk’e kapalı tutulmuş, devlet adamlarının yetiştirildiği Enderun okullarına Türkler alınmamışlardır.

İsterseniz biraz da görgü tanıklarından dinleyelim: Falih Rıfkı Atay, ‘‘Batış Yılları” adlı eserinde şunları yazıyor.”Kendime ilk defa ne zaman Türk dediğimi hatırlamıyorum. Bizim çocukluğumuzda Türk kaba ve yabani demekti. İslam ümmetinden ve ”Osmanlı” idik. İlmihallerde baş dersimiz ”Din ile milliyetin bir olduğunu öğrenmekti.

Vatan sözü yasaktı. Onu ben büyüyüp de Namık Kemal’i okuduğum günlerde kitapta gördüm. Kulağımla ancak meşrutiyette duydum. Padişah kulları idik. Okul çıkışlarında sıraya girer.”Padişahım çok yaşa diye bağırırdık.

Beyoğlunda yan sokakların çoğunun adı Fransızcadır ve Fransızca yazılmıştır. Büyük Kulüp’ün adı ”CErlced Orient’dir. Dili Fransızcadır.” Türkleri’nin de Türkçe konuştukları pek duyulmaz. Bu Tanzimat tipi ”Batılı” ile bugünkü batılı Türk arasında hiç bir benzerlik aramayınız. O Türklüğünden utanan ,Türklüğünü saklayan bir alfrangadır. Bir göbek, çoğu iki, nihayet üç göbek öncesi anadolu’nun bir kasaba veya köyünden çıkan bu Türkler, Saraya yahut Babıaliye çıkınca ilk şileri soylarını da, soyadlarını da unutmak olur. Okullarda Arapa Arap, Arnavuta Arnavut, Ruma Rum fakat kendimize Osmanlı derdik.


Şimdide Ziya Gökalp’e kulak verelim; Bu milletin yakın zaman kadar kendisine mahsus bir adı bile yoktu. Tanzimatçılar ona,”Sen yalnız osmanlısın. Sakın başka milletlere bakarak sende milli bir ad isteme. Milli bir ad istediğin dakikada Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasına sebep olursun” demişlerdi. Zavallı Türk, vatanımı kaybederim korkusu ile ”Vallahi Türk değilim. Osmanlılıktan başka hiç bir içtimai zümreye mensup değilim” demeye mecbur edilmişti.(Türkçülüğün Esasları sy 34)

Birde şair Fuzuli’nin bir şiirinin son mısrasında neler dediğine bir bakalım;

”Fuzuli gökten yere insen sana yer yok
Yürü var gel, ya Araptan, Ya Acemden”

1880 yılında Ahmet Vefik Paşa Bursa valisi iken ilçeleri teftişe çıkar. Bursa o zaman imparatorluğun türlü yörelerinden gelmiş olan göçmenlerin iskan edildiği bir bölgedir. Paşa uğradığı bir ilçede, halkla sohbet ederken etnik kökenleri soruyor; aldığı cevaplar, konuştuklarının Çerkez, Arnavut, Boşnak, Gürcü v.b olduğunu gösteriyor. Sorduğu soruya utanarak, cevap vermek istemeyen bir ihtiyara ”hangi milletten” olduğunu ısrarla söyletmek isteyince, o bir kabahat ifşa edermiş gibi ürkek, titrek bir sesle ”ben Türküm efendim” diyor, Bunun üzerine Paşa, ”Niçin sıkılıyor, saklıyorsun? Türk olmak kabahat mi ? Bak ben de Türküm” diyor. O titrek ihtiyar birden canlanarak, ”Sahi sen de Türk müsün? Demek Türkten paşa da oluyormuş ha” diyince sevinçle karışık hayret ifade edince, Vefik Paşa, ”Paşa da kim oluyormuş, Padişah da Türk, Padişah” diye haykırıyor. Sonra imparatorluğun iki dertli ihtiyarı, sakallarını ıslatan yaşlar birbirine karışarak sarılıp, Türk’ün hazin kaderi için ağlaşıyorlar. (Türk ve Türklük,TSE,Sy 238;Necip Mirkelamoğlu)

Birinci Dünya savaşı sırasında Yakup Kadri yurtdışındadır. Onun satırlarından aynen alıntı yapıyoruz. ”Bir Mayıs sonu ya da Haziran başı idi. Bağımsız fakat bütün kalbi ile İttifak devlerinin zaferini kutlayan bir Avrupa şehrinde, başım eğik, gözlerim yaşlı dolaşıyordum. Yüreğimde derin bir uçurum, kafam bir cehennemdir. Gün geçmiyor ki bir mağazada, bir lokantada Türk olduğum anlaşılınca acı bir alay edilme veya ağır bir hareketle karşılaşmayayım. Lakabımız ‘‘makak‘tı (bir çeşit şempanze maymunu türü) Gönül verdiğimi genç kızlar Türklüğümüzü sezince bizden iğrenip kaçıyordu. İşte o şehrin bu cehhennem atmosferi içinde, bir gün, yılgın çekingen dolaşırken, gözlerim ansızın, bir gazete satıcısının sergisinde, bir sürü gazete adı ve başlıkları arasında, iri harflerle dizilmiş şu satırlara ilişiverdi; ”Bir Türk generali itilaf kuvvetlerine karşı yeniden harbe hazırlanıyor.”Titreyerek gazeteyi aldım. Yürürken, okuyorum; ”Mustafa Kemal Paşa isminde bir Türk generali.’‘ (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk 1971 sy24,25)

Yazımıza Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir hatırası ile son verelim. ”Şair Mehmet Emin Yurdakul’un ilk def, Manastır askeri idadisi’nde öğrenci iken okuduğum , ”Ben Bir Türküm, dinim, cinsim uludur” mısrası ile başlayan manzumesinde, bana ilk gençliğimin gururunu tattıran, ilk manayı bulmuştum. Fakat ben asıl, orduya ilk katıldığım günlerde, bir Arap binbaşı’nın Kavm-i Necip evladına sen nasıl kötü muamele yaparsın” diye tokatladığı bir Anadolu çocuğunun iki damla gözyaşında Türklük şuuruna erdim. Onda gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük benim derin kaynağım, en derin övünç menbaım oldu. Benim hayatta yegane fahri servetim Türklük’ten başka bir şey değildir. (Türk ve Türklük,TSE sy19)

Osmanlı’da devletin vergi ve savaş çarklarının dönmesini sağlayan yağ Türk kanıdır. Sultanın kulları sayılan atalarımız sürekli seferlere götürülmüş, gidenlerin çoğu bir daha geri gelmemiştir. Buna karşılık Ermeni, Rum, Yahudiler ise seferlere götürülmekten kelle vergisi vererek muaf tutulmuş ve nesiller boyunca hem istedikleri şekilde ve kesintisiz ticaret yaparak zenginleşmiş hem de kültürel açından kendileri geliştirmelerine izin verilmiştir.

Türklerin çoğunluğu ise babalarını hiç görmeyen yetimler olarak dünyaya gelmekte, askere alınana kadar çift sürüp sonra da aynen babaları gibi sefere çıkarılmaktadır. Yani biri tokluktan ölmekte biri ise yokluktan ölmektedir. Çiftçi olan Türklerin çiftlerini bozup şehre gitmeleri ve ticaret yapmaları yasaklanmıştır, çiftini bozan Türk yakalanır ve çiftinin başına geri konurdu. Halk arasında ‘Osmanlı’ya güven olmaz’ deyimi bu durumların yansımasıdır.

Hepimiz bize çocukluğumuzdan beri empoze edilen tarih öğretimiyle de Osmanlının torunları olmakla gurur duyarız. Peki Osmanlı da Türk olmakla gurur duyuyor muydu ya da kendini Türk olarak görüyor muydu?… Bu sorunun kesin cevabı Osmanlı’nın kendini Türk olarak nitelendirmediği hatta Türk kelimesinin anlamının Osmanlı için bir aşağılama terimi olmasıdır.

Abdülhamit’in araplara ve islamiyete dayanan siyaseti, türkü, türkçüleri baş düşman olarak görmekteydi. Onun zamanında “türküm demek, türkten söz etmek büyük suçtu“. Devletin dayandığı kendi halkına bu denli yabancılaşmasından olsa gerek, osmanlı devletinde kamu ile ilgili belgelerde, türkçe sözcüğe 1876 anayasasına değin rastlanmadı. Zaten, dini ile dilini de değiştiren bir ulusa osmanlı devletinden başka yeryüzünde rastlanmamıştır.

Dönemin Şiirlerinden Biri.. Buyrun..

Allah Türk’e hiç anlayış gücü vermemiştir
O çok akıllı olsa bile pervasızdır.
Türk’ü öldür, baban olsa da
O iyilik madeni, Yüce Peygamber
Türk’ü öldürünüz, kanı helaldir‘ demiştir

Bunların işi sürekli sapıklık olmuştur
Cümlesinden bunu örnek olarak al
Türk’ü öldür, baban olsa da
Türk derin bilgi sahibi de olsa
Fetvaya yetkili müfti bile olsa
Ey aziz dost bu söz içinde özetlendiği gibi
Asla onlara yaklaşma

Türk’ü öldür, baban olsa da
Türk’ün adam olacağını zannetme
Bir an olsun Türk ile oturma
Türk eline şeker olsa onu zehir say
Türklerin başını hiç üzüntü duymadan kes
Türk’ü öldür, baban olsa da

Ey Kadimi Türk’e hiç olma yakın
Sözleri çok kıymetli inci bile olsa
Sakın Türklere yaklaşma
Üzülmeden başını kes, kanını dök
Türk’ü öldür, baban olsa

Şiirin Orjinali

Devr idelden beri şahım eflâk
Zem olur âlem içinde Etrak
Vermemiş Türk’e hüda hiç idrak
Akl-ı evvel de olursa bibâk
Oktul-üt Türke velevkâne ebâk
Dedi ol kân-ı kerem, Şah-ı celâl
Türk’ü katleyleyiniz kanı helâl

Daim oldu bunları işi dalâl
Cümlesinden bunu ahzeyle misâl
Oktul-üt Türke velevkâne ebâk
Türk eğer ilimde olursa derya
Mufti olup verir ise fetva
Hemnişin olma bunlarla kat’a
Bu kelâm içre muhassal câna

Oktul-üt Türk’e velevkâne ebâk
Türk’ü zannetme ki ola âdem
Türk ile durma oturma bir dem
Şeker alsa eline, ola sem
Ser-i etraki kesip, hiç yeme gam
Oktul-üt Türk’e velevkâne ebak

Ey Kadimi Türk’e hiç olma yakın
Sözleri olur ise dürr-ü semin
Zihnar olma Türk’e yakın
Kes başın kanın dök, çekme gam
Oktul-üt Türk’e velevkâne ebâk

İlgili Videolar

Social Media Exchange Website - Likenation horozz - MyDailyLikes Stats

Free Twitter Followers

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

  2 Responses to “Osmanlıda Türk Düşmanlığı”

  1. eline sağlık abi iyi yazı. Osmanlı zaten boğazına kadar cahil dolan arapçı kaynıyordu ve dikkat ettiysen şimdiki osmanlıcılarda türk düşmanı.

    • Şimdiki osmanlıcıların bilmedikleri bir olay var.. Osmanlı bir ırk değildir.. Aile ismidir.. Türk ise bir ırktır.. Bunu kavrayamayacak kadar cahil durumdalar..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir