Sitemizde 15 kategori'de 619 adet yazı yazılmış ve 78 yorum bulunmaktadır.

Kas 022016
 

osmanlida-toprak-sistemi

Ülkemizde bir kısım Osmanlı hayranları o döneme toz kondurmamakta ve muhteşem bir dönem olarak tanımlamakta, bir kısım Osmanlı düşmanları da o dönemi katliamların olduğu ve utanç duyulacak bir dönem olarak tanımlamaktadır. Her zaman güncelliğini koruyan iki konuda hep karşımıza çıkarılmaktadır.

Ermeni katliamı ve Alevi katliamı. Taktir edersiniz ki 600 yıllık Osmanlı tarihini ve olanları bir çırpıda anlatmak ancak hayaldir. Parça parça tarih dersi vermekte okulda verilen, işe yaramaz, yalanlarla dolu tarih derslerinin tekrarı olur.

O nedenle ben, kendimce, şöyle bir yöntem seçtim. Osmanlı belgelerine dayanarak, Osmanlıyı anlamamıza ayna tutacak olayları ya da kanunları merkeze koyarak, o merkezin çevresinde size geçmişi yaşatmak ve taktiri size bırakmak. Elbette kendi yorumumu da eklemek. Bunun için size Kanuni (1494- 1566) devrini ve tamamen kendi sözleriyle ve uygulamalarıyla o dönemin Şeyhülislamı Ebusssud Efendi’nin (1490- 1574) fetvalarını seçtim. Çünkü Osmanlı yanlılarınca; Kanuni dönemi Osmanlının en muhteşem zamanı ve Ebussuud Efendi de çok saygın bir din adamı olarak tanımlanır.

osmanli-toprak_yapisiO dönemde yayınlanan İltizam kanunları vesilesiyle de Osmanlının toprak ve vergi toplama yöntemlerini öğreneceğiz. Acaba halkın defalarca isyanına sebep, köylü sınıfına yapılan haksızlıklar mıdır sorusunun cevabını aralayacağız. O dönemde Alevilere Osmanlının bakış açısını inceleyeceğiz. Ama en önemlisi; Kanuni’nin İspanya Yahudilerini kendi topraklarında kabul etmesinin sebebi, hiç bir ayırım gözetmeden tüm dinlere hoşgörü ve eşitlikle bakması mı, yoksa  Avrupa ülkelerine gövde gösterisi mi sorusunun cevabını arayacağız.

Bu yazım Osmanlı dönemine bakışın bir başlangıcı olacak. Sonraki yazılarımda; Kanuni döneminde, bize yalan tarihin anlattıklarını değil, yine Osmanlı belgelerine dayanarak olup bitenleri anlatacağım. Bunu diğer Osmanlı padişahlarının dönemleri izleyecek. Şimdi konumuza geçebiliriz.

OSMANLIDA TOPRAK VE VERGİ SİSTEMİ VE BUNA İLTİZAM KANUNLARININ ETKİSİ

yazımın başında kolaylık olması için Anadolu halkına Türk diye hitap edeceğimi söylemek isterim. Gerçekte Anadolu halkı; içinde Türklerinde olduğu, bir sürü milletten oluşan muhteşem ışık inancına sahip, yetmiş iki milleti bir tutan bir inancı yüreğinde taşıyan halktır. O dönemde sempatik ilişkiler kurduğu Türkleri benimseyen Anadolu, kendisine Türk halkı denilmesini kabullenmiştir.

Osmanlıda toprak sistemini araştırırken, Tercüman gazetesinin Sadık Albayrak imzalı Budin Kanunnamesi isimli yayınını bulduğumda çok heyecanlanmıştım. Ancak bu heyecanım kısa sürdü. Çünkü yayında Budin Kanunnamesinden eser yoktu. Sadece Osmanlıya övgüler ve genel olarak toprak sistemi anlatılıyordu. Tabii o da bölük pörçük. Ancak yayında ne yazık ki hiçbir yazarın dile getirmediği bir gerçek vardı. Nasıl olur da bu konu işlenmez diye kendi kendime sordum. O konu da Anadolu ve Rumeli topraklarının yani Türklerin yaşadığı arazinin padişahın arazisi sayılmasıydı.

osmanli-toprak_yapisiBu Anadolu isyanlarının temel sebebiydi. Çünkü gayrimüslimler haraçları ne ise onu ödüyor ve toprakları kendilerinin olduğu için, karışıklık olmadan yaşıyorlardı. Aynı şey Anadolu ve Rumeli dışındaki Müslümanlar içinde geçerliydi. Onlarda öşür adlı vergiyi ödüyorlardı. Toprakları kendilerinindi. İşte bu yüzden o topraklarda sorun yoktu. Çoğu kez o topraklar kendi dinlerinden bir yönetici ya da krala bırakıldığı için, adeta bağımsız bir ülke olarak yaşıyorlardı. Sadece Osmanlı’ya önceden belirlenmiş bir vergi ödüyorlar ve geri kalan gelirleriyle de kendi ülkelerini bayındırlaştırabiliyorlardı. Böyle olunca elbette hiç bir ülke Osmanlı güdümünden şikayetçi olmuyordu.

Oysa Türklerin yaşadığı Anadolu ve Rumeli toprakları tam bir köle pazarıydı. Tam bir zulüm merkeziydi. Kardeşlerim; bugüne taşınan sayısız konuyu anlayabilmek için, işte bu toprak düzenini ve vergi sistemini anlamalıyız. Öncelikle bu arazinin (sözde) tapuları verilse bile, reaya ( köylü) nın olmadığını belirtelim. Sözüm ona İslam hukukuna dayandırılarak bir miras kanunu ve vergi kanunu, reayanın olmayan toprakları üzerinden uygulanmıştır. Hem de ne uygulanma!

Bahsettiğim Anadolu ve Rumeli’ye Arazi-i Havz, Beytü’l- Mal, Arazi-i Emiriyedeniliyordu Yani padişahın arazisi. Bu arazi Has, Zeamet ve Tımar diye üç arazi çeşidine bölünmüştü. Sultan, şehzade ve vezirlere verilen araziye Has (Dirlik) deniliyordu. Onlardan daha küçük rütbeli askeri sınıflara teslim edilen araziye de zeamet ve tımar deniliyordu. Zeamet tımardan daha büyük araziydi. Tımar arazisine sahip olan Sipahi (Arazi sahibi) padişaha 3.000-20.000 akçe arası, Zeamet sahibi olan 20.000-100.000 akçe arası yıllık vergi veriyordu. Devlet bu vergiyi Beylerbeyliği, sancak beyleri, subaşılar, kadılar, vergi memurları vasıtası ile topluyordu. Tabii bu memurlar paradan paylarını da alıyorlardı. Elbette Osmanlı tarihi boyunca bu vergilere sürekli zam yapıldığını tahmin edersiniz.

osmanli-toprak_yapisiTımar ve Zeamet sahipleri; bu vergi dışında, tarlalarda çalıştırıp, sürekli ve değişik isimler adı altında vergi topladığı reayadan savaş zamanları orduya asker de yollamak zorundaydı. Yani Anadolu ve Rumeli köylüsü, hem toprak işleriyle uğraşmak hem de askerlik yapmak zorundaydı. Üstelik beş kuruş para almadan! Padişah yeniçerilere oluk oluk para akıtırken, Türk’ün sadece kanını akıtıyordu. Böyle bir yasa koskoca Osmanlı toprağında sadece Türkler için geçerliydi. Diğer bölgelerde, oranın yönetici ya da kralının zaten bir ordusu vardı ve savaş zamanı padişah istediğinde savaşa iştirak ederdi. Yani; her savaşta sorgusuzca toplanıp, savaşa sürülen Türkler 600 yıl boyunca Osmanlı topraklarını kanlarıyla suladılar. İşte ilk büyük zulümü ortaya koyduk. Devam edelim.

Türklerden arazinin padişaha ait olması nedeniyle, diğer Müslümanlardan alınan öşür vergisi yerine haraç vergisi alınıyordu. Evet, yanlış duymadınız. Müslüman Türklerden haraç alınıyordu. Bu zulüm sadece Türklere yapılıyordu. Bu haraç iki türlüydü. Harac-ı Mukaseme (Arazi hasılatından alınan vergi) ve Harac-ı Muvazzaf (Her sene verilen arazi vergisi). Zulüm burada da bitmiyordu. Diğer Müslümanların arazi üzerinde vakıf kurma hakları Türkler için yasaktı. Türkler vakıf kuramazdı. Diğer halklara parasını vermek şartıyla, sözüm ona hoşgörülü olan Osmanlı, sıra Türklere gelince zulüm makinesine dönüşüyordu.

Haraç demişken Cizye isimli Yahudi ve Hıristiyanlardan alınan baş vergisinden bahsedelim. (12-48 dirhem arası bir miktardır.) Bu vergi Kur’an’daki Tevbe Suresi’nin 29. Ayeti gereğince alınıyordu. “O kendilerinden kitap verilenlerden, Allah’a ve ahret gününe inanmayan, Allah’ın ve peygamberin haram ettiği şeyi haram tanımayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle; onlar hor ve küçülmüş oldukları halde kendi elleri ile cizye verinceye kadar harp edin.” Yani seni hayatta bırakıyorum ama sen de bunun karşılığında bana para vereceksin diyor.

osmanli-toprak_yapisiPeki cizyeyi müslüman vergi toplayıcıları nasıl topluyorlardı? Zimmi (gayr-ı Müslim) ayakta dururken vergiyi toplayan otururdu. Sonra vergiyi toplayan, Zimmi’nin yakasından tutarak çeker ve ”Ey Zimmi” ” Ey Allah’ın düşmanı! Cizyeni ver!” derdi. İşte cizye gayr-ı Müslimlerden böyle toplanırdı. Böyle bir zihniyetin hoş görülü olabileceğine inanabiliyor musunuz?

Şimdi düşünelim kardeşlerim. İslam adına savaştığını iddia eden, resmi dini İslam olan Osmanlı; savaşta öldürdüğü, barışta ileri de anlatacağımız gibi aşağılayarak, öldürmediği için bile vergisini aldığı gayr-i Müslimlere neden kucak açsın? Kastettiğim Kanuni’nin İspanya Yahudilerini daveti olayı. Kendi dininin; savaşın dediği, hor ve küçük gördüğü, hele hele Kur’anın neredeyse her yerinde lanetlediği Yahudileri Kanuni neden çağırsın? Çağırsa İslam dininden çıkar. Ama Kur’an’ı ihlal eden padişah olunca, din adamları susuyor tabii. Böylece gövde gösterisi yapılıyor ve Avrupa’ya biz çok güçlüyüz mesajı veriliyor.. Bütün belgeler bize gerçeği gösteriyor. Olay sadece Kanuni’nin Avrupa ülkelerine gövde gösterisidir. Amiyane tabirle hava atmasıdır. Çünkü güya cihat yapan, İslam’ı yayan, bir zihniyetin Yahudileri koruması imkansızdır. Neyse biz konumuza dönelim.

Reayaya verilen Türk arazisinin tapusu da aslında icar (kira) arazi tapusuydu. Yani asıl sahibi kendisi değildi. Bu yüzden arazilerini bir başkasına kiraya veremezlerdi. Bu zorlukta sadece Türklere uygulanan bir zulümdü. Yine Türkler arazilerini satmahakkına da sahip değillerdi. Rehin veremezlerdi. Çünkü arazi kendilerinin değildi. 22-60 akçe arasında değişen Harac-ı muvazzafını çift akçesi adı altında vermek zorundaydı. Harac-ı Mukaseme’sini öşür vergisi yerine veriyorlardı. Yani kılıfına uydurulmuş haraç, tıpkı Hıristiyanlar da olduğu gibi toplanıyordu. Ödedikleri vergi sadece bunlardı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Devamı var.

osmanlida-toprak-sistemiTürkler arazilerini üç yıl sürmeseler, ellerinden alınıyordu. Sürülerini yaylaya götürseler; üç yüz koyundan bir tanesi otlak vergisi diye alınıyordu. Köylü kışı geçirdiği evinde oturdu diye, kışlak vergisi ödüyordu. Yaylak vergisi adı altında, biçilen otlardan vergi alınıyordu. Yine çitlik vergisi adı altında, arazinin durumuna göre 2 ya da 3 dönüm başına bir akçe vergi alınıyordu. Sürülmeyen araziden ise ( edna arazi) 5 dönümden bir akçe alınıyordu. Bu vergiye dönüm resmi de deniliyordu. Zavallı köylününpekmezinden bile 15 de 1 vergi alınıyordu. Mesela; köylünün arı kovanı olsa, 3 de birine varan oranlarda vergi alınıyordu. Bu vergiye kovan resmi diyorlardı.

Bitti mi sanıyorsunuz? Yine yanılıyorsunuz. Ağıl rüsumü adlı vergide, her bir koyun için bir akçe alınıyordu. Yine her 300 koyun için 5 akçe de fazladan alınıyordu. Zavallı Türk köylüsü bunun dışında ispençe adlı 22 akçelik kelle vergisini de ödemek zorundaydı. Bir Müslüman olarak aslında gayri Müslimlerden alınan bu vergiyi de sadece 3 akçe az olmak üzere ödemek zorundaydı.

Bennak (evlilik) resmi denilen vergiyi de, Türkler sadece evli oldukları için veriyorlardı. Düşünebiliyor musunuz, evlisiniz diye sizden her yıl para alıyorlar. Bu verginin miktarı da 12-18 akçe arasıydı. Diyelim, zavallı Türk evlendi. Gelsin gelin resmi vergisi. Sadece 60 akçecik. Ama Osmanlı o kadar da gaddar değil. Eğer gelin dulsa bu vergi 30 akçeye düşüyor. İşin acı tarafı kardeşim; bir gayri müslimin evlendiği zaman verdiği verginin tam iki katını ödüyorlar. Gayri Müslimlerin ödediği vergi bakireyse 30 dulsa 15 akçe. Devlet boş durmuyor. Nikah işlemleri için 25 akçe, gelin dulsa 20 akçe alınıyor. Ayrıca işlemler sırasında 8 akçe de sicil vergisi alınıyor.

Diyelim zavallı Türk; başlarım böyle işe dedi; çekti gitti. Gidemez! Yani Türk’ün işini bırakma, başka bir yere gidip, başka bir iş arama ya da kurma özgürlüğü de yok. O Türk yakalanıyor, zorla aynı köye getiriliyor ve bir de üstüne çift bozan vergisi alınıyor. Ne kadar bu vergi? Her yıl için 300 akçe. Ancak 10 yıl geçmesine rağmen Türk’ü bulamazlarsa, aramaktan vazgeçip, araziyi başkasına veriyorlar.

Harman resmi’ni de söyleyelim. Her harman zamanı, reaya birer kile arpa ve birer tavuk vermek zorunda. Diyelim ot biçtiniz, ormandan odun kestiniz. Birer yük odun ve saman vermek zorundasınız. Yağ mı yaptınız, ondan da vergi. Allah ne verdiyse. Diyelim sipahi, yada o bölgenin beyi, ensesi kalını ava çıkmak istedi. Eğlenecek. Reaya işlerini bırakıp onların yanında durmak, atlarına bakmak, hizmetçiliklerini yapmak zorunda. İşte böyle böyle tam 168 çeşit vergi ve üstüne kölelik.

osmanlida-toprak-sistemiMesela köle ya da cariyenizi azad ettiniz. (Sanki Türk’ün çok parası varmış da köle bile alabiliyormuş gibi) Bunun için ıtıkname denilen özgürlük belgesi düzenleniyor. Devlet durur mu? Bunun içinde özgürlük vergisi geliyor. 60 akçecik. Yetti mi? Hayır. Ayrıca 12 akçe imza parası, mürasele (buyruk) ücreti 6 akçe. En azından bu kanun, gariban Türk köylüsünü vurmuyor. Şehirler de yaşayan, esnaflık yapan Türkler bundan etkileniyor. Kaç kişi varlarsa tabii. Diyelim atanızı kaybettiniz. Size bir şey miras kaldı. Hemen ondan da binde 15 vergi alıyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Sizin olmayan mallardan, sanki gerçekte size miras kalmış gibi, vergi ödüyorsunuz.

TARİHÇİLERİN DÜŞÜNCELERİ

Burada prof. Ömer lütfi Barkan’ın 1527-28 yıllarında devletin vergi gelirlerinin %41,93 ünün tımardan, %51 inin padişah haslarından toplandığı yönündeki tespiti çok önemlidir. Çünkü bu istatistik, Osmanlının tek vergiyi Türklerin yaşadığı topraklardan sağladığını gösteriyor. Anadolu ve Rumenlindeki Türklerin yaşadığı topraklar hariç diğer bölgeler zaten Osmanlıya bağlanmış ayrı devletlerden oluştuğu için, onlardan vergi toplanmıyordu. Sadece direk saraya giden yıllık bir para gönderiliyordu. Hepsi bu.

Yine aynı yıl toplanan 537.929.006 akçe gelirin 403.338.324 akçesinin saray çevresi yani yönetici kesimin giderlerine harcandığını söyleyelim. Yani koskoca Osmanlı toplumu saraya çalışmaktadır. Nemalanan; saraydaki dönmeler, padişah yalakaları, fitne peşinde koşan türlü milletlerden kadınlar, din tacirleridir. Saraydaki şaşaalı törenler ve hizmet için harcanan abartılı paralardan zavallı Türk halkı nasibini hiç alamamış, isyan edince katledilmiş, Şah İsmail çoktan ölüp gitmesine, İran Osmanlı toprağı olmasına rağmen, sürekli bu isyancılar İran yanlısı ve Kızılbaş olmakla itham edilip, Türk soykırımı yapılmıştır.

Yine Barkan’a göre ilk kez Kanuni döneminde 1564 de bütçe açık veriyor. Osmanlının en ihtişamlı günlerinde savurganlık öylesine fazla ki, bütçe 6.569.000 akçe açık oluyor. Bu açık yıllar içinde gitgide artacak ve 1592 de 70 milyon akçe olacaktır.

osmanli-toprak_yapisiBöylesine adaletsiz bir düzende işler her zaman rast gitmiyor tabii. İsyanların yanı sıra salgınlar ve kıtlıklarda oluyor. Elbette bu durum sarayın umurunda değil. İnsanlar sinek gibi ölüyor, ot yiyor ama sarayda debdebe bitmiyor. Yine Kanuni döneminde, 1494-1503 arasında müthiş bir kıtlık ve veba salgını var. “Bu sıralarda Anadolu diyarında veba salgını ortaya çıktı. Arkasından kıtlık ve yokluk çevreyi sardı. Veba salgını aralıksız 3 yıl sürdü. Kıtlık ise altı yıl devam etti. Elli altmış dirhem ekmeği, bir osmaniyeye alan şaduman olurdu. Cihan halkı kıtlık belasıyla atuvan kalmış idi. Hatta Bolu yöresinde iki aydan çok ekmeksiz geçinip, ot otladıkları anlatılmıştır. (Solakzade Tarihi)”.

Siz hiç Osmanlıcı fanatiklerin bu olaydan bahsettiğini duydunuz mu? Peki sizce bu kıtlık ve salgın sarayın debdebesini etkiledi mi? Sadece bir kez değil, bu kıtlık ve salgınlar defalarca oldu. Örneğin1564-65 yılında yine Anadolu kıtlık içinde can çekişiyordu. Bu kıtlık Kanuniden sonra 2. Selim döneminde de sürdü. Hem de 1577 ye kadar. 1564 de Çeşme’den saraya gönderilen bir rapor “halkın ot otladığını” söylüyordu. Peki muhteşem Süleyman Anadolu halkı için ne yaptı? Hiç bir şey!

Daha önceden zaten kötü olan toprak sistemi, Kanuni ile cinnete dönüştükten sonra, diğer padişahlar döneminde de bu cinnet devam edecekti. İsyanlar, açlık ve inanılmaz olaylar. ”Toprak baştan başa sahipsiz, boş ve muattal kaldığından kıtlık ve açlık başladı. Fakir halk ot yapraklarını, ağaç kabuklarını, daha sonra çöplüklerde ve yollarda buldukları leşleri yediler. Kurtlar gibi kedileri köpekleri avladılar….Kedi köpek kalmayınca halk kokmuş hayvanların kanlarını, leşlerini ve nihayet çocuklarını boğazlayarak yemeye başladılar.. Fakirlik, açlık insanları böyle kötü akıbetlere, ağır fenalıklara sevkediyordu.- yıl 1603-Sivaslı Şeyh recep- Necmü’l Hüda fi Menakıb-ı Şeyh Ebu’s-seha

osmanli-toprak_yapisiPeçevi kendi tarihinde 16. Yüzyıl için “Ülke baştanbaşa harap olup harabeye döndü, halk gebermiş hayvan leşi yedi” diyor. Düşünebiliyor musunuz, Osmanlının yükseliş dönemi denilen, Yavuz ve Kanuni gibi övüle övüle bitirilemeyen iki hükümdarın dönemi için sarfedilmiş sözler bunlar. Hem de bir Osmanlı yazıcısının kaleminden. Bir düşünün, halk nasıl isyan etmesin? Halk nasıl başkalarından medet ummasın? Halk nasıl Osmanlıyı sevsin? Dinini dinden saymıyor, hakkını vermiyor, köle gibi yaşatıyor, sürekli katlediyor, isyan edince de dayıyor Kızılbaş damgasını, hedef göstererek soykırım yapıyor.

Koçi bey de Kanuni dönemini anlatırken haksızlıklara ve lükse vurgu yapıyor. ”Han hazretleri kulun kuvvetinin çoğaldığını ve hazinenin fazlalaştığını görüp süs ve şöhreti artırdı. Vezirler dahi onlara bağlı olup ondan sonra, ‘insanlar hükümdarlarının dini üzerinedir’ sözündeki anlam gereğince hareket edip bütün herkes süs ve şöhrete döşendi. Giderek öyle bir mertebeye varıldı ki dirlik sahiplerinin gelirleri ve kul topluluğunun maaşları, yalnız ekmek parasına yetişmediğinden mecburen zulüm ve tecavüze ihtiyaç duydular. Zulüm ve tecavüzle alem harap oldu.

Kanuni döneminde Osmanlıyı dolaşan Baron de Busbec bakın ne diyor. ”Türkler son derece kanaatkar insanlar ve nefislerine pek az düşkünler. Eğer ekmek, tuz, soğan be sarımsak ve birazda süt bulurlarsa fazla bir şey istemezler. …Sizi temin ederim ki bir Flaman’ın bir günde harcadığı, bir Türk’ü 12 gün yaşatmaya yeter.” Yorumu size bırakıyorum.

Mustafa Akdağ benimle aynı fikri paylaşıyor. ”Kanuni Süleyman tahta geçtiğinde para darlığına çare bulmak üzere giriştiği arazi tahriri’ni yenilemek suretiyle, hazine gelirlerini artırma işlemleri bu kez Türkiye çapında daha geniş olaylar çıkmasına yardım etti. Bunun nedeni hem tımarlı sipahilerin hem de raiyetin neticeden zararlı çıkacağıydı. Çünkü köylerin vergi gelirini eski defterlerdekinden fazla gösterme emrini alan il yazıcıları, böylece sipahilerin beratlarında kayıtlı yerlerden ifrazlar bularak hazineye geri aldıkları gibi, tarım ürünlerini, tarlaların dönümlerini fazla göstererek de çiftçilerin ödeme yükünü ağırlaştırıyorlardı. Hatta çiftlik tavanını aşmış buldukları toprakları da geri alıyorlardı. İşte Kanuni’nin tahta oturması peşinden, Anadolu da kızılca kıyameti koparan hükümet işlemi bu idi.

osmanli-toprak_yapisiBütün bu olanlara, kıtlıklara, salgınlara karşılık Osmanlının halka desteği ve tavsiyesi şu oldu. ”Tiz olma, teemmül kıl, her hale tahammül kıl- Allah’a gönül kıl, tedbiri bozar takdir- Şeyhülislam Kemal paşazade. Tevekküldür fakirin kıblegahı- Kanaar hod hemen altın olukludur- Şeyhülislam Yahya efendi.” .”İnsan elindeki ile yetinmelidir. Açgözlülük kulu yok eder. Kısmet ne ise ona razı olmak, Tanrının kaderlediğine şükretmek gerekir. Zira rızık tanrı tarafından bölüştürülmüştür. İnsana ancak ezelde kısmet olarak ayrılan erişir- Kabusname”. ”Tanrı kullarını iki bölük eylemiştir. Nafaka verici ve nafaka alıcı. Bir zengin, bir yoksul, bir bey, bir kul. Beyin beyliği kul ile zenginin zenginliği yoksul iledir. İnsanlar bunu bilmeli, Tanrının buyruğuna uymalı, verdiği rızık için şükretmelidir.- 2.Murat- Nasihat-ı Sultan Murat

İşte bütün bu nedenlerle Kanuni dahil, bütün Osmanlı tarihince başlayan sayısız isyanlardan biri de baba Zünnun ayaklanmasıdır. Kanuni vergileri artırınca Yozgat köylülerinden Söğlün kocaya kadı 200 akçe vergi keser. Söğlün koca bu paranın çok olduğunu söyleyince, kadı zorla sakalını kestirip aşağılar. Bunun üzerine çevre halkı baba Zunnün önderliğinde ayaklanır. Dediğim gibi sadece Kanuni döneminde bile sayısız ayaklanma olur. Zaten var olan zulüm daha da artırıldıkça isyanların ardı arkası kesilmez. Donuz oğlan, veli halife, yenice, kalenderi gibi ayaklanmalar peş peşe gelir. Özellikle Celali isyanları uzun yıllar sürecek isyan dalgaları oluşturur. Bu isyanları Kızılbaşlığa bağlamak samimiyetsizlik olur. Problemin ekonomik boyutu çok önemlidir.

Yine Kanuni döneminde başlayan iki şey daha var. Rüşvetle toprak dağıtma (ki mimarı İskender paşadır) ve rüşvetle makam dağıtma .(Mimarı Rüstem Paşadır) İnsanın aklına Fuzuli’nin “Selam verdim, rüşvet değüldür deyü almadılar” sözü geliyor. Biliyorsunuz o da Kanuni döneminde yaşamıştı. Rüstem paşanın bir diğer özelliği de aldığı rüşvetlerin bir kısmıyla cami yaptırarak yaptıklarının üstüne örtmek istemesidir. Tanıdık geliyor mu?

osmanli-toprak_yapisiYine Kanuni döneminin paşalarından Lütfi paşa “Asafname” isimli raporunda rüşvet olaylarına parmak basıyor, önlem alınmasını istiyordu. “Devlet adamlarının rüşvet alması büyük bir hastalık ve ilacı olmayan kötü bir derttir. Devletin yıkılmasına nedendir. Ama kimin umurunda. Sonuçta o rüşvetler padişaha akıyor. Yani rüşvetin başı padişah. Eğer ülkenin en tepesindeki rüşvet yerse o ülkede hırsızlık biter mi? Padişahın korkusundan, devletin hukukçuları ya da din adamları bir şey diyebilir mi? Burada vurgulamak istediğim şey; muhteşem dönem diye anlatılan Kanuni dönemi dahil Osmanlının ilk bir iki padişahı hariç tüm padişahların döneminde bu zulüm yaşandı. Biz Kanuni’yi seçtiğimiz için sadece bu dönemin üzerinde duruyoruz.

Yanlış toprak sitemi ve İltizam kanunları yüzyıllarca, şartlar sürekli ağırlaştırılarak uygulandı. Uygulayıcı olan vergi memurları, kadılar, tımar beyleri, subaşılar v.s nin yaptıkları haksızlıkları, dönen dolapları, verilen rüşvetleri, zorla elden toprak almaları üstüne ekleyin. Bunca zulüm ve haksızlık nedeniyle, Türk toprakları isyanların merkezi oldu. Ünlü Celali isyanlarının hazırlayıcısı bu sistem ve İltizam kanunları oldu. Birde bu topraklardaki halkın yönetici sınıfın inançlarına taban tabana zıt dini inançları eklendi. Bizans döneminde Hıristiyan’mış gibi görünüp kendi inancını yaşamaya çalışan ve aynı toprak sistemi ile zulüm altında inleyen ışık insanları, aynı kaderi Osmanlı döneminde de Müslüman’mış gibi görünürken yaşadılar. Yani yüzyıllar süren toprak köleliği ve yönetici sınıfla uyuşmayan dini inanç.

osmanli-toprak_yapisiİşte Kanuni; İltizam (bir yeri peşinen parasını alıp birine vermek) kanunları adı altında bu zulmü daha da ağırlaştırdı. Nasıl mı? Tımar topraklarını en çok parayı kim verirse ona verip gerisine karışmayarak. Yukarda da bahsettiğim gibi özellikle Rüstem paşa döneminde rüşvetle tımar dağıtma zirveye çıkmıştır. O toprağı açık artırma da kazanan kişi sizce parasını nasıl çıkarır?

Zavallı köylünün boğazına giren lokmaya kadar el koyarak. Zaten çok çalışan köylüyü gece gündüz çalıştırarak. Yerler altında olan şerefiyle daha çok oynayarak. İşte bu da isyanların daha da artmasına yol açtı. Anadolu da sayısız isyan oldu. İsyanlar katliamları getirdi. Yüzyıllar boyunca Anadolu da ışık insanlarının kanı oluk oluk aktı. Yani Kanuni; İltizam kanunları ile Türklere yapılan zulmü daha da artırdı. Üstüne kapitülasyonlar adı altında bilinen, diğer ülkelere verilen tavizler sonun başlangıcını oluşturdu.

Osmanlı yanlıları bu toprak sisteminin Osmanlılara ait olduğunu söylerler. Yani bu sistem Osmanlı icadı derler. Bu külliyen yalandır. Osmanlı verginin ne olduğunu bile bilmiyordu. Osmanlı devleti kurulduğunda Osman beyin pazar yerinden vergi alınmasına bile nasıl karşı çıktığını söylemem yeter herhalde. Osmanlının kendine ait hukuk ya da ekonomik bir sistemi hiç olmamıştır. Ne yazık ki Osmanlı fanatikleri büyük devlet kurma geleneğinden dolayı, Türklerin göz kamaştırıcı bir toprak sistemi olduğunu söylüyor. Bu da kocaman bir yalandır. Göçebe bir toplumun, hep savaşan bir toplumun nasıl bir toprak sistemi olabilir ki?

Ayrıca tarihe baktığımızda Türklerin kurduğu her devletin o coğrafyadaki sistem ne ise ona uyduğunu görüyoruz. Devlet büyüdükçe padişahların çevresini saran akıl hocaları, devşirmeler ve eski saray artıklarının telkinleri ile Bizans’ta ki aynı sistem (Pronoia) Osmanlıda da işlemeye başladı. Aslında bu sistem Osmanlıya o bölgenin geleneklerinden gelmiştir. Bizans imparatorluğu, Abbasiler, Selçuklular, İran gibi o bölgede kurulan devletler aynı sistemi uygulamışlar ve hep Anadolu’yu inim inim inletmişlerdir. Zaten Anadolu tarihine bakarsak, ne yazık ki bu bölge hep sömürge bölgesi olarak kalmıştır. Bu makus talih sadece bir kez, Atatürk sayesinde yenilmiştir.

osmanlida-toprak-sistemiYine Osmanlıcılar; bu sistemle köylünün geçim endişesi duymadığını ve yaşam korkusu olmadığını söylüyorlar. Bu kadarına pes doğrusu diyorum. Köle yapılmış, savaşlarda sürekli kanı akıtılmış, kendine ait hiç bir şeyi olmayan köylü için böyle düşünmek, ancak ya bilinçli bir çarpıtma yada düşünme yeteneğini yitirmiş militan beyinlerin hezeyanıdır.

Ayrıca Osmanlıcılar; bu sistem sayesinde İslam’ın toprağa yerleştirilen Müslüman Türkler vasıtasıyla yayıldığını iddia ederler. Bu da, zavallı bir temenniden öteye gitmeyen bir sözden ibarettir. Çünkü Osmanlı döneminde hiç bir yerde İslam yayılmamıştır. Fethedilen hiç bir Hıristiyan ülkesinde İslamlaştırma olmamıştır. Aksine zaten kendi ışık dinine sahip Anadolu halkı, zorla Ortodoks Sünni zihniyetine, bizzat Osmanlı tarafından sokulmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla bu da kocaman bir yalandır.

Yine Osmanlıcılar; bu sistem sayesinde koca bir ülkenin mesut edildiğini iddia ederken, kanunnamelerin en ince teferruatına kadar “adeta bir oya gibi” işlendiğini de söylüyorlar. Üstüne Avrupa’yı örnek göstererek Avrupa da köylünün amansız bir yaşam mücadelesi verdiğini, toprak ile alınıp satıldığını, senyörlere toprak kirası verdiğini vurguluyorlar. Kardeşlerim; önce şunu söyleyeyim. Bu zihniyete kim Avrupa da harika bir toprak sistemi olduğunu söylüyor ki? İşine geldikçe Avrupa’yı örnek gösterme hastalığı, Osmanlıcı zihniyetin kronik hastalığıdır.

osmanli-toprak_yapisiİkinci olarak Avrupa da feodal bir sistem vardı. Buralara kral etki edemezdi. Senyörler ve diğer unvanı olan asiller isterlerse krala asker gönderir ya da kendi savaşırdı. Zaman zaman güçlü krallar bunların gücüne etki edebilirdi. Dolayısıyla var olan feodal sistemden toplumların evrimi gereği demokrasiye geçiş Avrupa’da mümkün olabildi. Oysa Osmanlı da tüm topraklar padişahın olduğu için, feodal sistem kendi evrimini Osmanlıda yaşayamadığı için, Osmanlı feodal bile olamadı.

O yüzden de Avrupa peş peşe icatlarla bilimde hızla yol alırken, Osmanlıda yaprak bile kımıldamıyordu. Yine, zaten köylünün, sipahinin kölesi olduğunu, Türk köylüsünün de alınıp satıldığını yukarı da söylemiştik. “Oya gibi işlemek” kelimesine gelince; Osmanlının Anadolu halkını yüzyıllarca nasıl oya oya geçindiğini bildiğimizden bu sözlere hak veriyoruz.

Sonuç olarak kardeşlerim; bu araştırmamda Osmanlıyı eleştirenleri haklı buldum. Hatta bu bilgileri halka ulaştırmakta önlerine engel çıkarıldığını düşünüyorum. Özgür olmayan medyanın, bilinçli şekilde Osmanlıyı övme politikalarını uygularken, karşı fikirlere yer vermediğini de görüyorum. Uluslararası güçlerin Dünya üzerindeki politikaları gereği, ülkemize uygulanan bilinçli beyin yıkama yöntemleri tüm kararlılığı ile devam etmektedir.

İlgili Video


Kaynaklar

Budin Kanunnamesi ve Osmanlı Toprak Meselesi- Sadık Albayrak ,   15. ve 16. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda Zirai Ekonominin Hukuki ve Mali Esasları, Türkiye’de Toprak Meselesi- Ömer Lütfi Barkan, Türkiye’nin Geri Kalmışlığının Tarihi- İsmail Cem, Türkiye’nin İçtimai ve İktisadi Tarihi- Mustafa Akdağ, İslam Arazi ve Vergi Sisteminin Teşekkülü- Halil İnancık, Koçi Bey Risalesi- Koçi Bey, Osmanlı Devleti Teşkilatına Medhal, Osmanlı Tarihi- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Solakzade Tarihi- Solakzade, Osmanlı Tarihi- Hammer, Osmanlı Tarihi- La Martin, Osmanlı Padişahları- Reşat Ekrem Koçi, Osmanlı Devlet Erkanı- İsmail Hami Danişment, Peçevi Tarihi, Aşıkpaşaoğlu Tarihi, Hoca Sadettin Tarihi, Asafname- Lütfi Paşa, Müneccimbaşı Tarihi, Osmanlı Toplumsal Düzeni- Taner Timur, Alevilik ile ilgili Osmanlı belgeleri, Osmanlıda Alevi Ayaklanmaları – Baki Öz, Osmanlı devletinin kuruluşu- Fuat Köprülü, Osmanlı Gerçeği- Erdoğan Aydın, Türklerin Tarihi-Doğan Avcıoğlu, Osmanlı İmparatorluğunda Hububat Meselesi ve Hububattan Alınan Vergiler- Lütfi Göçer, Osmanlı Devleti- Metin Kunt, osmanlı Engizisyonu- Ali Yıldırım, Osmanlı’da Toplumsal Düzen- Cemal Şener.

About Adnan DAN

Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim.. Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var.. Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim.. Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..