Sitemizde 15 kategori'de 772 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Nis 162016
 

Osmanlı Haremi Hakkındaki Yalanlar ve GerçeklerOsmanlı tarihinin bugüne kadar hala tam olarak açıklanamayan, yüzyıllar boyunca hakkında türlü efsaneler uydurulan, romanlara filmlere konu olan ve hiçbir dönemde cazibesini yitirmeyen yönü haremdir. Kimilerinin iddia ettiği gibi cinselliğin  zirvede yaşandığı bir zevk-i sefa yeri mi? Yoksa çok katı kuralları olan bir eğitim kurumu mu? Birbirine bu kadar zıt iki görüşün olmasının nedeni haremin kendine has yapısından kaynaklanmaktadır.

Harem, arapçada haram kelimesiyle aynı kökten gelir ve anlamı ”kutsal, korunmuş yer”dir.  Osmanlı’da da kadınlar mahrem yani dokunulması yasak olduğu için harem için kadınların saklandığı girilmesi yasak yer diyebiliriz.

Osmanlı’da haremin ilk ne zaman kurulduğu hakkında kesin bir bilgi yok ama yaygın olan görüş Edirne sarayının yapılmasından sonra kurulduğudur. İstanbul’un fethinden sonra Eski saraya taşınan harem, Topkapı sarayının yapımından sonra da eski sarayda bırakılmıştır. Topkapı sarayına taşınan ilk haseki sultan Hürrem sultandır. 1541 yılında Topkapı Sarayına taşınan Hürrem sultan bir daha eski saraya dönmemiştir.

Haremin tamamen Topkapı sarayına taşınması III. Murad zamanında 1585 yılındadır. Bu tarihten sonra haseki sultanlar devlet yönetiminde daha çok söz sahibi olmuşlardır. Osmanlı’ya harem kültürü Bizans’tan geçmiştir ve fars kültüründen de etkilenilmiştir. Genel olarak harem kültürü ise binlerce yıllık geçmişi olan bir Mezopotamya kültürüdür

Osmanlı Haremi Hakkındaki Yalanlar ve GerçeklerGünümüzde bile harem hakkında net bilgilere sahip olmamamızın iki büyük nedeni vardır.

1-  Hiçbir harem görevlisi, ister cariye olsun ister hadım ağa ya da kalfa. Haremde yaşadıklarını anlatan yazılı bir eser bırakmamıştır. Yani haremle ilgili net bilgi sahibi olabileceğimiz bir cariyenin anıları ya da benzeri bir kitap yok. Bu yüzden haremdeki yaşamı kesin olarak bilmemiz mümkün değil.

2- Harem, Osmanlı tarihi boyunca çok sıkı korunduğu için dışarıya bilgi sızması olmamıştır. İçeride nasıl bir hayat olduğunu harem görevlilerinden başka bilen kimse yoktur.

İşte bu iki büyük nedenden dolayı harem hakkında yüzyıllar boyunca dedikodular yapılmıştır. Özellikle batılılar haremi çok merak etmişler, göremedikleri bu gizemli mekanı kendi hayal dünyalarına göre anlatmışlardır. Bugün haremle ilgili anlatılan çıplak kadınlar, cinsel fantazilerin hepsi batı kaynaklıdır. 16. yüzyıldan sonra Osmanlı’ya gelen elçiler, seyyahlar hiç görmedikleri haremi kendilerine göre tasvir etmişlerdir. Bu tasvirlerin hepsi gerçek dışıdır. Amerikalı tarihçi Leslie Pierce, batının haremle ilgili yanılgısını şöyle açıklamıştır :

Osmanlı Haremi Hakkındaki Yalanlar ve Gerçekler”Biz batılılar İslam toplumunda cinselliği saplantı haline getirmek gibi eski ama güçlü bir geleneğin mirasçılarıyız. Harem, Müslüman cinsel duyarlılığı üzerine kurulu batı efsanelerinin kuşkusuz en yaygın simgesidir…

Genç kadınlar,sadece padişaha uygun cariyeler ve harem kadınlarına nedimler sağlamak amacıyla değil, aynı zamanda askerî/idarî hiyerarşinin tepesine yakın erkekler için uygun eş sağlama amacıyla eğitilirlerdi” (Leslie Pierce – The lmperial Harem. Oxford: Oxford Üniversitesi Yayınları, 1993 s.59)

Bu sözleri söyleyen kişinin bir batılı olması önemlidir. Yüzyıllar boyunca batının anlattığı harem hikayelerinin gerçek dışı olduğunu açık yüreklilikle söylemiştir. Haremin yapısı ve batının yanılgısını anlatan diğer bir kişi ise Alev Croutierdir. Kendisi de bir Osmanlı torunu olan Croutier harem hakkındaki hikayelerin gerçek dışı olduğunu şöyle açıklamaktadır:

”Harem’in tarihi, Osmanlı İmparatorluğu’nun inişli çıkışlı tarihini simgeler. Güzellik ve bakım için ayrılan müthiş masraf, kadınlar arasındaki acımasız rekabet, politik ilişkileri etkileyen entrikalar ve son olarak birçok ülkeden toplanan bu kadınların dayanılmaz güzelliği, bütün dünyanın ilgisini çekmiştir. Herkes Harem duvarları arkasında neler olduğunu merak etmiş, fakat kimsenin gerçekleri bilmesine imkân tanınmamıştır. Yabancı elçiler ve ressamlar, seyyar satıcı ve hizmetçilerden öğrendiklerini bildirmiş, fakat bu anlatımlarını çoğu zaman cinselliği ön plana çıkararak sunmuşlardır.” (Alev Crouter- Harem, the World Behind the Veil. New York: Abbeville P., 1989 s.29)

Harem bir zevk-i sefa yeri değilse nedir ? Bu soruya cevap vermemiz için önce haremin kurumsal yapısını bilmemiz gerekiyor.

Osmanlı Haremi Hakkındaki Yalanlar ve GerçeklerBir Kurumsal Yapı Olarak Harem

Harem, başında Valide sultanın olduğu çok katlı hiyerarşik kurallara sahip olan bir kurumdur. Osmanlı’da Enderun erkeklerin yetiştirildiği bir kurum ise harem de çok katı kurallarla yönetilen, hiyerarşik yapısı olan kadınların eğitildiği bir kurumdur.

Yani dizilerde filmlerde anlatıldığı gibi padişahın koynuna giren bir cariyenin bir anda haseki sultanlığa yükseldiği basit bir yer değildir. Hareme giren bir cariyenin valide sultanlığa kadar yükselebilmesi için çok zorlu bir eğitimden ve hiyerarşik sınıflardan geçmesi gerekir.

Osmanlı haremine alınan genç kızlar ilk başta acemi adını alırlardı. Acemiler, harem kalfaları ve ustaları tarafından eğitilirdi. Eğitim gören acemiler cariye olma hakkı kazanırdı fakat cariye diyince hemen padişahın yatağına aldığı kızları aklınıza getirmeyin. Bu cariyelerin bir kısmı haremin hizmeti için ayrılırdı. Bir kısmı ticaret için kullanılırdı. Bir kısmı ise odalık olarak ayrılırdı. Odalıklar 15-20 yaş arası genç güzel ve akıllı gayri müslim kızlardan seçilirdi.  Hareme alınan bir kızın gördüğü eğitim sürecini Alev Croutier şöyle açıklamıştır :

”Kızlar Topkapı Haremi’ne kabul edilmeden önce, eğitimli saray hizmetlileri tarafından herhangi bir eksikleri ve kusurları olmadığına dair dikkatlice incelenirdi. Bir kızın uygun olduğu ilan edildiğinde, baş hizmetli kızı onay için Valide Sultan’a tanıtırdı. Cariye Harem’e kabul edildiği anda taşıdığı Hıristiyan ismi, kızın niteliğine uygun bir Müslüman ismiyle değiştirilirdi. Örneğin, eğer bir kızın güzel pembe yanakları varsa ona “Gülbahar” denilebilirdi. Ve orada, saray görgü ve kültüründe sıkı bir eğitime başlardı. ”(Alev Crouter- Harem, the World Behind the Veil. New York: Abbeville P., 1989 s.30)

Cariyeler taşlığı ( Cümle Kapısı Holü’nün sonunda yer alır haremin en küçük avlusudur)

Cariyeler taşlığı ( Cümle Kapısı Holü’nün sonunda yer alır haremin en küçük avlusudur)

Odalık, oda kelimesinden türetilmiş, oda kadını demektir. Haremdeki en alt statü odalıktır. Odalık olabilmişseniz saraya kabul edilmişsiniz demektir. Odalıklar da harem de farklı gruplara ayrılırdı. Bir kısmı valide sultanın, haseki sultanların ve padişah kızlarının hizmetini görürken bir kısmı padişaha sunulurdu. Padişaha sunulan odalıklar sadece güzel kızlardan değil aynı zamanda zeki kızlardan seçilirdi.

Padişahın hizmetine sunulan odalıklara ikbal denir. İkbal seçilen kızlar okuma yazma dışında din, dikiş, dans, şarkı söyleme, ud çalma gibi konularda eğitilirdi. Padişahın ikballer arasında hoşuna gittiği kızlara ise gözde denir. Gözde olan ikballere özel bir oda,  binek arabası ve köleler tahsis edilirdi.

Gözdeler içinde şehzade dünyaya getirenler ise haseki sultan ünvanı kazanırlardı. Haseki sultanın oğlu ya da oğullarından biri padişah olursa Valide sultan olma hakkı kazanırdı. Valide sultanlık bir kadının haremde gelebileceği en yüksek mevkidir ve haremin yönetiminden sorumludur.


Kısacası harem çok sert kuralların olduğu bir yapıdır. Sıradan bir cariye olabilmek için bile belli bir eğitimden geçmek gerekir. Bunun için de sadece güzel olmak yeterli değildir. Aynı zamanda zeki ve ahlaklı olmak şarttır. Cariye olma vasfı taşımayan kızların hareme girmesi mümkün değildir. Topkapı sarayının restorasyonunda görev alan Mualla Anhegger ”Topkapı Sarayında Padişah Evi” kitabında haremin katı kurallarını şöyle açıklamaktadır :

“Harem padişahın dilediği kadınla beraber olmak için düzenlenmiş bir kurum değil, mimarisi bile buna göre düzenlenmemiş. Padişahların cariyeleri görebilmesi ve aralarından birini seçebilmesi mümkün değil, kapılar, daireler, geçişler buna göre planlanmamış. Cariyeler 25 kişilik koğuşlarda yatıyor, üst katta yatan kalfaların sıkı denetimi söz konusu. Padişahın annesi ve padişahın kadınları kendi bölümlerinde, padişah ise kendi dairesinde kalır. Padişahın kadınını ancak annesi valide sultan seçip oğluna sunabilir. Padişahın kalkıp cariyeler bölümüne geçebilmesi için kuş olup uçması lâzım”(Mualla Anhegger – Topkapı Sarayı’nda Padişah Evi-Harem. İstanbul:Sandoz Yayınları, 1987 s.48)

Valide Sultan Dairesi (Hünkâr Sofası’ndan sonra Harem’in en büyük bölümüdür)

Valide Sultan Dairesi (Hünkâr Sofası’ndan sonra Harem’in en büyük bölümüdür)

Haremin bu kadar katı kurallarının olmasının nedeni geleceğin valide sultanlarının haremden çıkacak olmasıdır. Bu nedenle haremdeki her cariye geleceğin Valide sultanı gibi yetiştirilirdi. Çünkü valide sultan bir şehzadenin ilk hocasıdır.

İlk terbiyeyi veren kişidir ve her haseki sultan, oğlu sancağa çıktığında onunla beraber gitmiştir. 19. yüzyılda Osmanlı sarayında hem klasik Türk musikisi ve batı musikisi eğitimi alan Leyla Saz, anılarında harem hayatını şöyle anlatmıştır :

”Harem, bir eğitim merkezi ve odalıklar da öğrenciler olarak düşünülmelidir. Aslında kadınların bölümündeki kapıda bir dua yazar: “Allah bizi hayırlı yollara yöneltsin”. Bu duaya uygun olarak,Haremde yaşayan pek çok kız, sultan tarafından verilen çeyizlerle evlendirilmiştir. Çünkü odalık ne bir köle ne de bir metrestir. Odalık, sultanın evlat edindiği bir çocuktur. Aslında kendilerinin de sultanın evlatlığı olmaktan memnun oldukları ve iyi bir eğitim aldıkları anlaşılmaktadır. Haremin mimarisi tasarlanırken, burada yaşayanların bir saniyesinin bile boşa geçmemesi amaçlanmıştır.Dans, müzik, dikiş, eğitim.. Harem, askeri bir kuruluş gibidir  (Leyla Saz- Sultanların Harem İmparatorluğu/Leyla Saz’ın Hatıraları İstanbul: Peva Yayınları, 1994 s.20)

Hünkar sofası (Haremin en geniş sofasıdır.Bayramlaşma, düğün merasimleri, sohbet burada yapılırdı)

Hünkar sofası (Haremin en geniş sofasıdır.Bayramlaşma, düğün merasimleri, sohbet burada yapılırdı)

Harem’deki dini hayat ve gelenekler de günümüzdeki harem imajından çok farklıdır. Günümüzde batı kaynaklı uydurma harem hikayelerinde geçen çıplak kadınların gezdiği bir  yerin aksine dini hayatın son derece sade ve dine uygun şekilde yaşandığı bir yerdir.  Osmanlı tarihçisi İsmail Hakkı Uzunçarşılı haremdeki dini hayatı ve gelenekleri şöyle anlatmaktadır :

”Ramazan ayında saray ve haremde yaşayanların hepsi oruç tutarlar ve hatim indirirlerdi. Ramazanın ilk gecesi bütün dairelerin sofalarına kafesler kurulur, seccadeler yayılır ve topluca namaz kılınırdı. Ramazanın on beşinde, başta padişah olmak üzere şehzadeler, sultanlar, kadın efendiler ustalar, kalfalar ve cariyeler hırka-i saadet dairelerini ziyaret ederlerdi. Bayramdan bir hafta önce haremde bir hareket başlar, daireler temizlenir, yeniden döşenir. Saray bahçesine bayram eğlenceleri için dönme dolap, atlıkarınca ve salıncaklar kurulur. Bunlara şehzadeler, geceleri de sultanlar binerek eğlenirler. Harem odalarında kadınlar birbirini tebrik ederken, sarayın avlusunda eğlenceler yapılırdı. Bir yerde zurnasıyla, çifte narasıyla Zuhuri kolu (gölge oyunu ustaları), bir yerde kendi çalgısıyla köçekler, bir tarafta hokkabaz ve kukla çocukları eğlendirirken, bu oyuncuları kafes arkasından, haremde bulunanlar görünmeden seyrederlerdi” (İsmail Hakkı Uzunçarşılı – Osmanlı Devletinin Saray Teşkilatı. 2. Basım Ankara:TTKB, 1984 s.202 – 208)

Lady Mary Montagu Türk kadını kıyafetleriyle

Lady Mary Montagu Türk kadını kıyafetleriyle

Bunlar yerli kaynaklarda anlatılanlar… Peki ya yabancı kaynaklar? Hepsi haremi seks yuvası gibi mi anlatıyor? Tabii ki hayır… Şimdi haremle ilgili çok çarpıcı bir yabancı kaynak vereceğim. 1716-1718 yılları arasında Osmanlı’da İngiliz büyükelçiliği görevini yapan Edward Wortley Montagu’nun eşi Lady Mary Montagu’nun haremle ilgili anlattıkları günümüzdeki harem imajına tamamen zıttır.

İstanbul’da yaşadığı dönemde vezirlerin haremini görme şansı bulan Montagu, batıdaki harem imajıyla şöyle alay etmiştir :

”Gerçeklikten çokça uzaklaşmış ve ilgimi çok çeken anlamsızlıklarla dolu Avrupa’lı seyyahlar tarafından yazılmış şark gezilerini yazı olarak okumak benim için çok keyifliydi.

Ancak bu seyyahlar gerçekte hiçbir şekilde göremedikleri bu kadınların dünyasını anlatma cesaretini göstermeselerdi çok daha akıllıca olurdu” (Lady Mary Montagu The Complete Letters: 1708-1726. Volume I. Ed. Robert Halsband. Oxford: Oxford UP, 1965 s.368)

1 Nisan 1717 de kardeşine yazdığı mektupta haremdeki cariyelerin batıda anlatıldığı gibi kötü muamele görmediğini şöyle anlatmıştır :

“Buradaki kadınlar öyle düşünüldüğü gibi acımasız kısıtlama ve baskılara maruz kalmıyorlar, kendilerine göre önemli ve saygı duyulması gereken, gelenek ve görenekleri var”(Lady Mary Montagu The Complete Letters: 1708-1726. Volume I. Ed. Robert Halsband. Oxford: Oxford UP, 1965 s.332)

Bayan Montagu, haremde kendisine gösterilen hoşgörüden ve misafirperverlikten çok etkilenmiştir. Anılarında yaşadığı şaşkınlığı şöyle ifade etmiştir :

Lady M. P. Montagu’nun el yazısından bir örnek eşi”E. W. Montagu ‘ya yazdığı 15 Ağustos 1712 tarihli mektubundan”

Lady M. P. Montagu’nun el yazısından bir örnek eşi”E. W. Montagu ‘ya yazdığı 15 Ağustos 1712 tarihli mektubundan”

“Kadınların,özellikle kendilerine yabancı birine böylesine kibar bir şekilde davranmalarını sağlayan bir Avrupa kültürü görmedim”(Lady Mary Montagu The Complete Letters: 1708-1726. Volume I. Ed. Robert Halsband. Oxford: Oxford UP, 1965 s.347)

Lady Mary İngiliz aristokrasisine mensup olmasından dolayı II. Mustafa’nın eşlerinden Afife sultanla tanışma ve yemek yeme şansı bulmuştur. Yemek masasındaki ihtişamı kardeşine şöyle anlatmıştır :

Bıçaklar altındandı, masa pırlantalarla süslenmişti ama gözlerimi kamaştıran esas lüks ise masa örtüsünün ve peçetelerin ipek ve altın karışımı süslemeleriydi. Bu kadar pahalı ve nadide olan bu peçeteleri kirletmek benim için büyük üzüntü kaynağıydı. Emin olabilirsin ki yemek bittiğinde, bu nadide peçetelerin tümü kirlenmişti. (Lady Mary Montagu The Complete Letters: 1708-1726. Volume I. Ed. Robert Halsband. Oxford: Oxford UP, 1965 s.361)

Lady Mary’nin anılarında en önemli bilgilerden biri padişahların eş seçimidir. Batıdaki padişahın istediği cariyeyi anında yatağına alma hikayelerine karşı Lady Mary padişahın eş seçimini nasıl yaptığını, kendisine anlatılanlara göre şöyle açıklamıştır :

Sultan, Valide Sultan tarafından beğenilip kendisine gösterilen ve kendisinin de beğendiği genç kıza özel hediyeler göndererek onunla birlikte olmak istediğini belirtirmiş. Hediyeler Harem’e gönderildiğinde genç kızlar heyecanla halka olur ve hediyenin görevliler tarafından kime verileceğini hem büyük bir merak hem de kıskançlık duygularıyla beklerlermiş. … Eğer hediye kendilerine verilmemişse, gözlerinden verilen kıza duydukları gıpta ve kıskançlık duyguları okunabilmekteymiş (Lady Mary Montagu The Complete Letters: 1708-1726. Volume I. Ed. Robert Halsband. Oxford: Oxford UP, 1965 s.381-384)

Lady Mary Afife sultanla tanışmasında Afife sultanın 20 sazendesinin sunduğu müzik ziyafetini de dinleme fırsatı bulmuştur. Anılarında haremdeki musiki ve dansa duyduğu hayranlığı şöyle ifade etmiştir :

‘Bu dans gösterisi daha önce görmüş olduklarımdan çok farklıydı. Bundan daha sanatsal ve güzel duygu ve düşünceler uyandıran daha mükemmel bir sunum olamazdı. Çalınan melodiler o kadar yumuşak, dans eden kızların hareketleri o kadar ahenkli … ve …hoştu ki …’(Lady Mary Montagu The Complete Letters: 1708-1726. Volume I. Ed. Robert Halsband. Oxford: Oxford UP, 1965 s.308)

Harem, bugün bile bilinmeyen bir çok sırra sahiptir. Yapılan araştırmalarda elde edilen bilgiler haremin yapısı hakkında çok kısıtlı bilgilerdir fakat şu çok açık ve net söylenebilir ki harem hiçbir dönemde batılıların anlattığı gibi çıplak kadınların gezdiği, sabah akşam seks yapılan bir yer değildir

KAYNAK

İlgili Video

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir