Sitemizde 15 kategori'de 772 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Eki 102016
 

nefilimBütün Antik Çağ metinlerinde, kendi tarihlerini derleyen toplumlardan kalmış belgeler, geriye doğru giden kronolojilerinin sıfır noktasına, net olarak çözümlenemeyen bir tür başlangıç dönemi yerleştiriyorlar.

Bu, onların tarihlerinde, yönetimin tanrılardan insanlara geçmekte olduğu bir ara dönemi belgeliyor. Belirsiz bir başlangıç döneminden beri bizzat tanrılartarafından yönetildiğini söyledikleri ülkelerinin, bu ara dönemde Gözcüleradı verilen üstün yaratıklarca yönetildiğini ve sonuçta krallığın insanlığa devredildiğini anlatıyorlar.

Eski Mısır’da bunların adı, Neterler. Son olarak Osiris’in oğlu Horus tarafından yönetilen ülke, belli bir dönem sonrasında, bir Kral yaratma (Kingmaker) töreninden sonra insanlara bırakılıyor ve Neterler geri plana çekiliyorlar – sonra da, izleri siliniyor. Bu ilkinsan kral, bugün arkeolojinin değişmez bir gerçek biçiminde kabul ettiği, Firavun Menes. Bildiğimiz, yazılı tarihe göre M.Ö. 3100 dolaylarında Yukarı ve Aşağı Mısır’ı bir tek ülke halinde birleştiren Menes, Mısır tarihindeHanedanlar Dönemidenen bir evrenin de başlatıcısı.

nefilimMısır kronolojisi üzerine bildiklerimiz, iki ana belgeye dayanıyor: Bunlar Mısırlı tarihçi Manetho’nun yazdığı krallar listesi ve bugün “Torino Papirüsü” olarak bilinen bir yazıt. Her iki belge de birbiriyle uyumlu. Bu sayede arkeologlar ve ejiptologlar, Mısır’ın kronolojik gelişimini formüle edebiliyorlar. Buna göre, Firavun Menes’le başlayan Hanedanlar Dönemi, alt evrelere ayrılıyor: Eski Krallık, 1. Ara Dönem, Orta Krallık, 2. Ara Dönem (Hiksoslar Devri) ve Yeni Krallık. Bugün okutulan tarih kitaplarında da bu kronolojik düzen aynen böyle. süreç içindeki arkeolojik bulguların Manetho’yu ve Torino Papirüsü’nü doğrulaması sayesinde, Yeni Krallık ve sonrası, neredeyse bütünüyle tarihlenebilmiş durumda.

Eski Krallık’ta, en fazla 150 yıl yanılma payıyla arkeologlar hanedan listesini ve Kralları sıralayabiliyorlar. Yani bu iki belge, doğruluğu desteklenmiş veriler içeriyor. Bütün sorun da aslında burada: Çünkü Manetho’nun listesi ve Torino Papirüsü, yalnızca hanedanlar dönemi Mısır’ını değil, ondan çok daha öncesini de kronolojik sıra içinde sunuyor. Yalnız burada yöneticiler insanlar değil, Neterler. Normal insanlara göre çok daha uzun yaşayan, ülkeyi binlerce yıl yöneten, esrarengiz varlıklar.

Ejiptoloji ve modern arkeoloji bunun üzerine ne yapıyor? Alt paragraflarını tartışmasız biçimde kabul ettiği ve bulgularla doğrulanan bir tarihi yazıtın üst paragraflarını ya yok sayıyor, ya da “Bunlar mitoloji” deyip işin içinden çıkıyor. Neden? Çünkü hayranlıkla benimsediği alt paragraflarda “normal insan“lar krallık yapıyor; üstteyse, kim oldukları anlaşılamayan üstün yaratıklar. Böylece bilimsel ortodoksi, aynı belge üzerinde işine gelen bölümü olgu diye benimseyip dosyalarken, işine gelmeyen, çünkü anlayamadığı, işin gerçeği dini inanışlarına aykırı düşenbölümleri mitolojik bulup ayıklıyor!

nefilimMezopotamya’da aynı şeyle karşılaşıyoruz: Layard ve Wooley’nin yaptığı araştırmalarda, son derece değerli ve ilgi çekici kil tabletler ele geçiyor. Bunlar, Sümer Kral Listeleri olarak adlandırılıyor. Aynı Mısır’da olduğu gibi, listenin en üst sırasında, yani normal krallardan önce, her biri neredeyse 10.000 yıl, 15.000 yıl yaşayan yöneticiler var.

Bunlar,Tufan’dan önce uzun süre ülkeyi yönetmişler, sonra insanlara devretmişler. Babil metinleri bu olayı “Krallık gökten indiğinde” gibi bir deyişle açıklıyor. Bütün Mezopotamya’da aynı kült var aşağı yukarı. Bulunan belgeler, en eski metinolduğuna inanılan Tevrat’ın, Tufan başta olmak üzere bir sürü temayı Sümer ve Babil anlatılarından ödünç aldığını ortaya koyarak Kilise’de ve dini çevrelerde buz gibi rüzgarlar esmesine neden oluyor. Üstelik, Tufan öncesi ülkeyi yöneten“tanrılar”dan söz ediliyor, tek bir tanrıdan değil!

Bu durumda Ortodoks arkeoloji ne yapıyor? Mısır’da yaptığının aynısını. Yani Sümer Krallar Listesi’nin normal insan ömrüne sahipkralları doğru kabul ediliyor ve belgenin bu bölümü somut bulgu sınıfına sokuluyor ama Tufan öncesi ülkeyi yönettiği anlatılan, 200.000 yıl hüküm sürmüş tanrılar ve onların sonrasında, ara dönemde insanlara yönetimin geçişini üstlenen ve denetleyen Gözcü“ler, mantıksızbulunarak mitoloji sınıfına sokuluyor yine. Aynı belgenin alt kısmı doğru, üst kısmı masal!

nefilimBenzeri durum, Tevrat’la ilgili incelemelerde de söz konusu. Mezopotamya bulgularından sonra, çok daha eski metinlerden esinlendiği belli olan Tevrat, bütün o eski metinlerdeki Tanrılar sözcüğünü tek bir Tanrı olarak düzeltmiş. Bu arada, Tanrı’ya verilen sıfat ve onun genel adı, Efendi ya da Sahip anlamına gelen Lord sözcüğünde somutlaşıyor. Yahudi toplumunun mesken tuttuğu bölgenin eski mitleri, büyük tanrı Baal’dan söz ediyor. Baalin sözlük anlamı da Efendi veSahip“. Aynı sıfatların, daha sonraki yıllarda bütün Batı toplumlarında yöneticiler için kullanılması ilginç. Ama daha ilginç olan, bütün o eski anlatıları ayıklayarak Tanrılar sözcüğünü Tanrı olarak tashih eden Tevrat’ın, birkaç yerde bunu unutması. “Elohim” sözcüğü, Tevrat’ta birkaç kez geçiyor.


İbranicedeki anlamı, ilahlar; yani, çoğul bir sözcük. İlahiyatçılar bunun tartışma konusu yapılmasına bile karşı çıkıyorlar – arkeologlarsa, sessiz. Ama bundan daha kafa karıştırıcı olanı var: Yaratılış (Genesis) bölümünün 6. Bab’ında O günlerde ve sonrasında da, dünyada Nefilimler vardı.diye bir ifadeye rastlıyoruz. Sözü edilen zaman, Tufan’dan öncesi. Nefilim sözcüğü, İngilizce’ye devler diye çevriliyor. Oysa İbranicedeki fiil yapısına göre tam ifadesi, yukarıdan aşağıya inmiş olanlar.

Yaradılış’taki hikayede devlerin hiçbir anlamı yok – daha sonra da Nefilim sözcüğüne rastlanmıyor zaten. Sanki araya yanlışlıkla girmiş gibi bir sözcük. İğreti duran, ne anlatmak istediği belli olmayan bir ifade. Oysa aradan yıllar geçip 1947’de Ölü Deniz yakınındaki bir mağarada orijinal el yazmaları bulunduğunda, Nefilimin aslında son derece önemli, neredeyse kilit denebilecek bir kavram olduğu çıkıyor ortaya. Bunun yanı sıra, Tevrat’ın din adamlarınca edit edildiği (değiştirildiği) de anlaşılıyor. Çünkü M.Ö. 4. yüzyıldan kalma yazıtlar arasında yer alan ve daha önce Etiyopya’daki Kutsal Kitap’ta rastlanmış olan kopyası “sahte” sanılan Enoch’un Kitabının orijinal nüshası da bulunuyor Ölü Deniz mağaralarında.

nefilimYaradılış’ta yalnız birkaç satırda adı geçen ve Tanrı’yla birlikte yürüdüğü söylenen Enoch’un, aslında son derece ilginç bir hikayesinin olduğunu ve Tevrat’tan çıkarılan bu parçaların Nefilim sözcüğüne de açıklık getirdiğini fark ediyoruz. Boşluklar Enoch’un Kitabı’nda yazanlarla doldurulduğunda, Bap 6’nın aynı satırında sözü edilen ..ve Tanrı’nın oğullarını insanın kızlarını gördüler ve onlar güzeldi. Onları kendilerine eş seçip onlardan çocuk sahibi oldular. ifadesi de anlamlı hale geliyor.

İlahiyatçıları, dilbilimcileri ve tarihçileri yıllardır uğraştıran Tanrı’nın oğulları ile insanın kızları arasındaki ilişki, Tevrat’ta yalnızca o cümlede geçiyor ve bir daha sözü edilmiyor. Ama Enoch’un Kitabı’nı okuduğumuzda, bunun müthiş sonuçlar doğuran bir olay olduğu çıkıyor ortaya. Evinden, ailesinden ayrılan ve Tanrı katında yaşamını sürdüren Enoch, Gözcülerden söz ediyor anlatısında. Bunlar, Tanrı ile insanlar arasındaki ilişkinin bazen “ara halkası” olma görevini üstlenen, insanlara nezaret eden, üstün varlıklar. Ama hepsi, emir kulu sonuçta. Enoch’un ayrıntılı olarak anlattığı hikayede, bir gün bunlardan birinin dünya üzerindekigözcülük görevi sırasında insan kızlarını arzuladığı ve bu fikrini diğer gözcülere de söylediği belirtiliyor.

Bir grup Gözcü (ya da Nefilim – “yukarıdan inen”) aralarında karar alıyor ve yemin ediyorlar: Hepsi insan kızlarıyla sevişip onlardan birer karı alacak ve bu bir sır olarak kalacak. Çünkü öğreniyoruz ki, yapılan aslında yasak. Sonuçta bu birleşmeden melez çocuklar doğuyor ve genetik sorunlar yüzünden bu çocuklar sağlıksız, vahşi, garip yaratıklar oluyorlar. Diğer yandan, “insan kızlarıyla” birlikte oldukları süre boyunca Nefilimler, onlara bilgi aktarıyor, bir şeyler öğretiyorlar ki, bu da çok büyük bir yasağı çiğnemek anlamına geliyor. Sonuçta Tanrı hem Nefilimleri cezalandırıyor, hem de yarattığı Tufan’la insanları.

nefilimSümer ve Babil metinlerini bulmuş olmamız, Enoch’un kitabının da, Tevrat’ın diğer bölümleri gibi Mezopotamya anlatılarından esinlenilerek, daha doğru bir deyişle bunlar revize edilerek yeniden yazıldığını anlıyoruz. Ama bu, bir garip durumu fark etmemize engel değil: Çok eski zamanlarda Gözcüler denen birilerinin dünya üzerinde dolaştığı ve yaptıklarıyla dünyadaki hayatı derinden etkilediğine ilişkin en az on toplumun kültüründen gelen tanıklıklar var elimizde.

İşin en kafa bulandırıcı yanı, çok benzeyen anlatılara, Antik Yakın Doğu’yla fiziksel teması hiç bulunmadığı varsayılan eski İnka ve Maya folklorunda da rastlıyoruz! Şimdi, bütün bunlara Mitoloji işte canım deyip, elimizin tersiyle bir yana mı itmemiz gerekiyor, bilimsel tavır sergilemiş olmamız için. Yoksa eski metinleri farklı bir bakışla bir daha inceleyip, Kim bu Gözcüler? diye sormak mı daha mantıklı bir davranış?

Texas’daki Mt Blanco Fosil Müzesi“nde bir Dev iskeletinin uyluk kemiği uzunluğu 47 inç (120 cm). 1950’nin sonlarında, Türkiye’nin güneydoğusunda Fırat Nehri vadisinde yapılan çalışmalarda Devlere ait birçok mezar ve kemik bulunmuştur. Bu Dev ayakta iken uzunluğu 14-16 feet (427 cm-488 cm) dir. Devlerin soyları da zamanla insanlar gibi kısalmıştır. Bu kemik muhtemelen Dev soyundan birisine ait olmalı

244445_origAntik çağlarda yasamis devler oldugunu artik bilimsel olarak kabul etmek zorundayiz. Cunku elimizde bunu ispatlayacak yeterince bulgu var.

Nuh zamanindaki tufandan once yasadigina inanilan bu devlerden, kutsal kitaplarin hepsinde de bahsedilmistir. Tufanla birlikte insanlik gibi onlarin da soyu nerdeyse son bulmustur. Tufandan  cok azi kurtulmus ve yer alti magaralarinda yasayip orda olduklerine inanilmaktadir.

Bazi kaynaklara gore (Enok’un kitabi); gokyuzunden gelen tanrilarin ogullari 13 metre boylarinda devlerdi. Yarattikları Adem ve Havva’nın cocuklari zamanla cogaldilar. Devler, Insanlarin kizlarini begenip, onlari es olarak aldilar. Bu esler onlara cocuklar dogurdular. Boylece melez bir irk olusuyor. Bu melez irkin yine insanlarla birlesmesinden dogan cocuklari zamanla nesilden nesile boylari kisalarak bugunku insan ırkına dönüşmüştür.

Mısır`’da mumyalanmis vaziyette bulunan bu dev parmagin uzunlugu 38cm dir. Bugun normal bir insan parmaginin boyu 7-8 cm civarindadir. Bu uzunluga dayanarak hesaplandiginda, dev parmagin sahibi 8-9 metre boyunda bir devdir.

nefilimYine Guney Afrika’da bulunan 120 cm uzunlugundaki dev ayak izi, bize sahibinin 8-9 metre boyunda bir dev oldugunu gosteriyor.

Nevada’da bulunan Lovelock magarasindan cikarilmis dev iskeletlerden birine ait kafatasi.

Yunan mitolojisinde savaslarda kullanilan devlerden bahsedilir hep.

Asagidaki dev iskeletleri gecmise isik tutmaktadir.Fakat gunumuz insanlari medya ve dinle o kadar uyutuluyor ki, insanlik tarihe ve gecmisine ilgi duymuyor. Gecmisimizi dogru bilemezsek, gelecegimizi dogru kuramayiz. Birileri tarafindan bize dayatilan hayati kole gibi yasariz.

İlgili Videolar

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir