Sitemizde 15 kategori'de 744 adet yazı yazılmış ve 226 yorum bulunmaktadır.

Mar 282016
 

Mu-kıtası

Atatürk`ün ölmeden önce araştırdığı, bunun için Maksika`ya bilim adamlarını gönderdiği kayıp kıta.. Atlantis`le birlikte bir efsane olarak görülüyor.. E bende bu konulara meraklı biri olarak bunu irdelemezsem ayıp olurdu..

Binlerce yıl öncesine dayanan mitlere göre, Büyük Okyanus’ta yer alan efsanevi “MU” kıtası 14 bin yıl önce üzerinde yaşayan 64 milyon insanlarla birlikte esrarengiz bir şekilde sulara gömülmüştü.

İlk kez İngiliz albay ve gezgin James Churchward’ın Hindukuş Dağlarında ve Tibet’te yaptığı araştırmalara dayanarak yazdığı altı kitapta ortaya atılan geçmişte üzerinde ileri bir uygarlığın bulunduğu, Pasifik Okyanusu’nda bir kıtanın varlığı konusundaki görüş, çeşitli belge ve bulgular mevcut olmakla birlikte, henüz arkeologlar arasında yaygınlık kazanmamış bir görüş veya bir varsayım olmaktan öteye gidememiştir.

Churchward’ın iddia ettiğine göre Mu uygarlığını araştırmasına başlaması, Batı Tibet’teki, adını vermediği gizli bir tapınağın arşivlerinde bulunan, çok eski bir dilde yazılmış olan Naacal Tabletleri’ni okumasıyla başlamıştır. Churchward 1883 yılında bu tabletleri okuyabilme becerisini de yine o tapınakta bulunan Rishi adlı bir Tibet rahibinden öğrenmiştir. Churchward, bu tabletleri çözümleyebilmek amacı ile manastırda kaldığı iki yıl süresince çeşitli sembollerden ve şekillerden oluşan, eski ve ölü bir dil olan Naacal dilini Rishi’den öğrenmiş ve tabletleri çözümlemiştir.

Mu-Kıtası1Tabletler çözümlendiğinde Tibet’e MU kıtasından Naacal rahipleri tarafından getirildiği ortaya çıkmıştı. Tableti yazanlara Naacal Kardeşlik örgütü de denmekteydi. Naacal’lar hem bilim adamı hem rahiptiler ve Mu ülkesinde yönetici konumdaydılar. Bilinen ilk tek tanrılı dini hem kendi kıtalarında, hem kolonilerde yaşayan insanlara daha rahat anlatabilmek amacı ile bu semboller dilini kullanıyorlardı. Böylece Tibet rahiplerinin yüksek ruhsal güçlere ve ezoterik (batıni, içsel) bilgilere sahip olmalarının açıklaması da burada yatıyordu.

Churchward sonraki yıllarda, mineralog ve arkeolog olan Dr. William Niven tarafından Meksika’da 1921-1923 yıllarında ortaya çıkarılan tabletler üzerinde çalışmıştır. Churchward’a göre, Mexico City yakınlarında 1921–1923 yılları arasındaki kazılarda keşfedilen bu 2600 tablet, Tibet’te öğrendiği Naga-maya ya da Naacal dili denilen bir dilde yazılmıştı. Churchward’a göre bu tabletlerin 12.000 yıldan daha eski olduğu Karbon 14 testi ile anlaşılmıştır.

Meksika tabletlerinin çözümlemesi ancak Churchward tarafından yapılabilirdi. Böylece Mu kıtası, göç yolları ve batışı hakkındaki bilgiler hakkındaki eksikler tamamlandı. James Churchward, Willam Niven’i günümüz bilimlerine, kendisine ışık tutan, katkıda bulunan çalışmalarından dolayı sevgi ve saygı ile anmaktadır. Belki de Niven’in kazıları olmasa Churchward çalışmalarını bu kadar ileri götüremeyecekti.

Yaklaşık 50 yıl boyunca 20’den fazla ülkeye giderek Mu uygarlığı hakkında veri toplayan James Churchward’un ve Mu varsayımını destekleyenlerin Mu uygarlığı hakkındaki görüşleri kısaca şöyle özetlenebilir:

M.Ö. 15.000 civarında Pasifik okyanusunda, deniz yolu ile uzak, ekvator iklimine yakın, insanların mutlu yaşadıkları, din kitaplarında cenneti temsil eden motiflerin, büyük şelalelerin, zehirli olmayan hayvanların, verimli düzlüklerin ve ovaların oluşturduğu çok verimli bir kıta vardı.

Mu-Kıtası2Burası yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta Mu kıtasıdır.

Mu kıtası kuzeyden güneye 3000 mil, doğudan batıya 5000 mil kadar uzanan, üç kara parçasından oluşan Avustralya’nın iki katı büyüklüğünde, dev bir kıtaydı. Kıtanın iki büyük adası arasında büyük bir tuzlu bataklık bölgesi mevcuttur.

Bunun yanında da bu büyük kıtanın çevresinde de belli takımadalar vardır. Günümüzde Polinezya, Mikronezya ve Malinezya takımadalarını oluşturan adalar, Şili’nin açıklarında bulunan Juan Fernandez adası ve Paskalya adası da, muhtemelen bu kıtadan arta kalan parçalardır.

Bu kıta, büyük depremler ve büyük tektonik fay hareketleri sonucu, dünyanın yaşadığı kozmik bir anomaliden dolayı kimilerine göre de kıtanın altında yer alan gaz odacıklarının patlamalara yol açması nedeniyle, yaklaşık 12.000 yıl önce 64 milyon nüfusuyla birlikte sulara gömülmüştür. Batışın bir anda olmadığı, 2 veya 3 ayrı felaket ile birlikte 40 yıllık bir süre içinde bu kıta sisteminin yok olduğu düşünülmektedir.

Mu uygarlığı folklor ve kültürel bir yapı oluşturacak duruma gelmişti. Aynı tarihlerde Mu’lular diğer kıtalarda koloniler oluşturmaya başlamışlardı, 26. paralel civarında Mexico City, Mısır ve şu anki Tibet’in de bulunduğu 3 bölgede olmak üzere. Bu koloniler de kıta haricinde 3 ana düşünce merkezinden dünyaya belli şekillerde yayılmaya başlamıştır. Dünya üzerinde çıkan 3 büyük kültürün, Mısır, Maya-Aztek, Hint-Tibet kültürlerinin 26. paralel civarında olduğu görülür. Anavatan dışındaki en büyük imparatorluk, başkenti günümüzde Gobi Çölü’nün uzandığı bölgede bulunan Uygur İmparatorluğu’ydu. Mu’dan göçün Güney Amerika’dan Atlas Okyanusunda daha sonra batan yine efsanevi bir kıta Atlantis’e de ulaştığı sanılmaktadır.

Mu-Kıtası3Mu’da 70.000 yıl önce tek tanrılı bir din bulunuyordu. Bu dinin esası, Tanrı’nın tek oluşuna, ruhun ölümsüzlüğüne ve ruhsal gelişim için sürekli olarak tekrar doğmak inanışına dayanıyordu. Mu’lular bu tek tanrıya güneş ile sembolize ederek Ra ismini verirlerdi.

Mu dininin öğretimini Naakaller adı verilen rahipler üstlenmişlerdi ve sembolizme dayalı bir öğretimleri vardı. Yöneticiler ve aristokrati, babadan oğula geçmez, kişiler, toplum içindeki başarı ve üretimi ile doğru orantılı bir şekilde seçilirdi.

Atlantis’teki din Mu’nun tek tanrılı dininden başka bir şey değildir.

Mısır’daki Ra ile hemen hemen aynı özellikler gösteren “Ra” sözcüğü güneş anlamına gelirdi ki, daire ile ifade edilen

güneş sembolü, bir ad ve sıfat vermek istemedikleri, “O” diye hitap ettikleri Tek Tanrı’yı simgelemede kullanılırdı; Mu imparatoru da “Mu’nun güneşi” anlamında Ra-Mu adıyla ifade edilirdi. Ra sözcüğü sonradan diğer kıtalara ve Atlantis yoluyla Mısır’a da taşınmıştır.

Kıtada 4 ayrı insan grubu yaşardı ve onlar bu dünyaya bir başka ana vatandan geldiklerine inanırlardı. Anavatanlarının neresi olduğu tespit edilemişti. Hopi ve Dogonlar buna Sirius derlerdi. Fakat bunun gerçekliğini kanıtlayacak arkeolojik tablet ve gözlem bulunmamaktadır. Dört ırktan oluşan Mu’lularda yazı dilleri farklı olmakla birlikte, konuşma dilleri ortaktı.

Mu’lular günümüz uygarlığına kıyasla manevi alanlarda çok daha ileriydiler.

Telepati, durugörü, çift bedenlenme, astral seyahat gibi, uygarlığımızda ancak kimi medyumlarda ve mistiklerde görülebilen olağanüstü yetenekler Mu’lularda olağan yetenekler olarak mevcuttu. (Bu, Churchward’un değil, bazı izleyicilerinin görüşüdür).

Mu uygarlığının en önemli çöküş nedeni, teşevvüş adı verilen, bir aşamadan diğerine geçilirken yaşanan kargaşa dönemini atlatamamasıdır. (B.Ruhselman’a göre)

Genelde bu iddiaların herhangi birini destekleyecek arkeolojik veya antropolojik bulgu bulunmamaktadır. Mu dinine, kolonilerine (örneğin Uygur İmparatorluğu kolonisi fikri) ve Mu kıtasının nasıl battığına ilişkin iddialar Mu varsayımını savunanlar arasında da genel geçer kabul görmemiştir ve farklı düşünceler mevcuttur.


Churchward’un yararlandığı ve tezini desteklediğini ileri sürdüğü kaynaklar şöyledir:

Dr. William Niven’in 1921-1923 yılları arasında keşfettiği, günümüzde Mexico Müzesi’nde bulunan 2600 tablet.

Mu-Kıtası4Yucatan’da hazırlanmış eski bir Maya kitabı olan ‘Troano El Yazması’. British Museum’da bulunmaktadir.

Bir başka Maya kitabı olan Cortesianus Kodeksi. Bugün Madrid Ulusal Müzesi’nde bulunmaktadır.

Paul Schlieman tarafından Tibet’teki bir Budist tapınağında keşfedildiği ileri sürülen “Lhassa Belgesi”.

Yucatan’da (Meksika) Churchward’un batan Mu kıtasının anısına inşa edilmiş olduğunu ileri sürdüğü Uxmal tapınağı’ndaki yazıtlar. Bu tapınaktaki yazıtlarda “geldiğimiz yer olan Batı ülkelerinin anısını korumak için inşa edilmiştir” ifadesi bulunmaktadır.

Meksiko şehrinin 96 km. güneybatısında yer alan Xochicalo Piramiti yazıtları. Bu piramit, üzerindeki yazıtlara göre, “Batı ülkelerinin yıkımının anısına” inşa edilmiştir.

Perezianus ve Dresden kodeksleri.

Pasifikte bulunan Yonaguni Batık Yapıları’nın da Mu ile ilgisi olabilir.

Mu, tüm kolonilerinde, ruhun ölümsüzlüğünü ve çeşitli aşamalar ile yükselişini savunduğu piramidal yapıları ve piramitsel yerleşim alanlarını kullanan bir kültürdür. Dünya üzerinde tüm önemli piramitlerin bulunduğu bölge 26. paralel ve yakınlarıdır. Mesela, Mısır’daki 3 piramit ve büyük piramidal kompleksler, büyük Maya ve İnka piramitleri,

Mu-Kıtası4Atatürk ve Mu Kıtası

Mustafa Kemal Atatürk, Mu kıtası ile ilgili araştırmalar için, o zamanki Meksika büyük elçisi Tahsin Mayakon’a Maya kültürünü inceletmiş, 2012 ve Maya kehanetleri ile ilgili çalışmalar yaptırmış, o zamanki Türk Dil Kurumu başkanı sayın İbrahim Necmi Dilmen ile birlikte önemli bir araştırma projesine imza atmıştır.

Bu konuda hazırlanmış raporların her biri bir kitapçık uzunluğunda olup, Orta Amerika kültürü, Mu kıtası, tüm dünyadaki tek tanrı inancı, Türk dili ile Maya dili arasındaki benzerlikler hakkında önemli çalışmaları içermektedir. Atatürk, Mayatepek’in James Churchward’ın çalışmaları hakkındaki bilgileri aktarmasından sonra kendisini Türkiye’ye davet etmiş, Ancak James Churchward’ın yaşı nedeni ile bu gerçekleşememiştir. Ancak çalışmalarını desteklemiş, onun kitaplarını Türkçe’ye çevirtmiş, bunun yanında da Maya kültürü ile Türk kültürü arasındaki folklorik bağlantıları incelemiştir.

Bu çalışmanın sonucunda Türk ve Maya dillerinde birbirlerine benzeyen kelimeler ve dil grupları görülmüştür. Örneğin Türkçe’deki Tepe sözcüğü Maya lisanında Tepek’tir. Bu çalışmalar sonrasında, çalışmalarından memnun kaldığı Tahsin Mayakon’un soyadını Mustafa Kemal, Tahsin Mayatepek olarak değiştirmiştir. Bu çalışmaların bir kısmı Anıtkabir kitaplığında hala bulunmaktadır. Peki bu araştırmaların içeriğinde neler vardı?

Tahsin Mayatepek’in ve James Churchward’ ın yaptığı araştırma sonucu bulananlar şunlardır.

1. M.Ö. 15.000 civarında Pasifik okyanusunda, deniz yolu ile uzak, ekvator iklimine yakın, insanların mutlu yaşadıkları, din kitaplarında cenneti temsil eden motiflerin, büyük şelalelerin, zehirli olmayan hayvanların, verimli düzlüklerin ve ovaların oluşturduğu çok verimli bir kıta vardı. Şu anda da olduğu gibi, bu kıta zaman zaman Okyanus tektoniği ve levha hareketleri yüzünden büyük deprem hareketlerine maruz kalırdı ve sonuçta kıta parçalara ayrılarak yok oldu.

2. Kıtada 4 ayrı insan grubu yaşardı ve onlar bu dünyaya bir başka ana vatandan geldiklerine inanırlardı. Anavatanlarının neresi olduğu tespit edilememişti. Hopi ve Dogonlar buna Sirius derlerdi. Fakat bunun gerçekliğini kanıtlayacak arkeolojik tablet ve gözlem bulunmamaktadır.

3. Mu kültürü, tek bir tanrıya tapar. Bu tek tanrıya güneş ile sembolize ederek Ra ismini verirlerdi. Mısır’daki Ra ile hemen hemen aynı özellikler gösteren, tek bir tanrıyı temsil ediyordu. Mu dil ve dininin esası ruhun ölümsüzlüğü ve bireyin yeniden doğması üzerine idi. Ra aslında güneş anlamına gelirdi. Daire tek tanrıyı simgelemek için kullanılan O veya tanrıyı sembolize eden bir işaretti. Yöneticilik ve aristokrasi, babadan oğula geçmez, kişiler, toplum içindeki başarı ve üretimi ile doğru orantılı bir şekilde seçilirdi. İnsanlar, yeniden doğuş, ruh göçü gibi inançlara sahip idi. Tahsin bey, Atatürk’ün ölümüne kadar Meksika büyükelçiliği görevinde kaldı. Kendisi, Maya’lar ve Türkler arasındaki ilişki ve bağlantıyı bulması için görevlendirilmişti.

Mu-Kıtası4Sonuç;

Dünyanın bundan önce 15 000 ila 40 000 yıl arasında bir dönemde büyük bir felaket geçirdiği ve büyük felaketin güneşin yaratmış olduğu manyetik fırtınalardan ve belli dönemlerde gerçekleşen güneş periyotlarından kaynaklandığına dair elimizde pek çok kanıt ve bilgi bulunmaktadır.

Güneş sisteminin merkez yıldızı güneşin, standart hareketleri dışında, belli periyotlarda farklı ışıma ve ısı yaydığı zaten bilinmektedir. Yalnızca yakın tarih uygarlığımız ve kültürümüz 5,000 yıllık bu kısa dönem içinde buna benzeyen 2 olay yaşamıştır: 1,100’lü yılların ortalarından 1700’lü yılların başlarına kadar dünyanın belli bölgelerinde küçük buzul çağları yaşanmıştır.

Son 50 yıldan beri güneşi izlemekteyiz. Güneşin eş zamanlı hareketlerini elimizdeki bilim ile tam anlamı ile çözmüş değiliz. Belli periyotlar ile güneşin hareketlerindeki değişkenlikler, güneş patlamalarının aşırı yükselişi, aktivitenin çoğalması, dünyanın manyetik kalkanının bu problemi veya bu kadar yüksek sayıdaki parçacığı karşılayamaması sonucu çok çeşitli felaketler olmuş olabilir. Son olarak aslında Nuh peygamberin veya Nuh adı ile anılan kişinin kozmik bir kişilik, bir kurtarıcı veya bir peygamber olmasından ziyade tüm toplumların bilinçaltına yerleşmiş olan bu felaketi temsil eden ortak bir sembol olduğu görülmektedir.

Hopiler ve Mayaların, Dogon’ların ve eski Çin yazıtlarının ortak söylemini, bunun ileride yeniden olacağı, insan ırkının çok daha büyük bir felaket ile yeniden karşılaşacağı kehanetidir.

Hopi rahipleri ve Dogon rahipleri bu konu hakkında konuşmaktan kaçınırlar ve karşı konulmaz sonun bir gün modern insanı yıkacağını söylerler. Mayalar ise bu konuda 2012’ye doğru yaklaşırken, doğal felaketlerin artacağı, güneşin anormalleşeceği, 21 Aralık 2012’den sonrada belli bir süre sonunda dünyanın büyük felaketlere uğrayacağını ifade etmişlerdir.

Mu-Kıtası4Modern bilim ise, bize son yüzyıl içinde dünyanın hızla ısındığını, sera etkisi sebebi ile mevsimlerin anormalleştiğini, kutup buzullarının hızla eridiğini, önümüzdeki 50 yıl içinde okyanusların bir kaç metre kadar yükselebileceğini söylemektedir. Tabii bunun yanında ilginç olan, Amerikan Uzay Birliği Nasa’nın güneş ile ilgili araştırmalar için gönderdiği Soho uydusunun tespitleridir.

2012 yılının Haziran’ından itibaren güneşte çok büyük patlamalar olacağı, son yüzyılda görülmemiş kadar büyük güneş aktivitelerinin önümüzdeki 10 yıl içinde gerçekleşeceği bilinmektedir. Bilim, antik Maya’ların kehanetini neredeyse çeşitli araçları ile doğrulamaktadır. 21 Aralık 2012’de dünyanın sonu gelmese bile, sonun başlangıcı hızla yaklaşmaktadır.

Atatürk, Kayıp Kıta Mu’da ne Aradı? Bize öğretilen tarih bilimi yanılıyor mu? İ.Ö. 200.000 ile 70.000 yılları arasında Büyük Okyanus’ta Mu adında bir kıta var mıydı? Bu kıtanın Avustralya’dan birkaç kat büyük olduğu, yüksen bir uygarlık düzeyine ulaştıktan sonra battığı doğru mu? Atatürk bu kıtayla neden ilgilendi? Yoksa, Türklerin kökeni Büyük Okyanus’un derinliklerine kadar gidiyor mu?

Türklerin kökenini ortaya çıkarmak, Atatürk’ün en büyük isteklerinden biriydi. Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra, bu konuya büyük bir duyarlılıkla eğildi. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Türkçülük akımı yandaşları tarafından yapılan çalışmalar derlendi ve Atatürk’ün isteğiyle birçok bilim adamı ve araştırmacı bu alanda araştırmalar yaptı. Yabancı bilim adamları Türkiye’ye çağrıldı. 1930 yılında Türk Tarih Kurumu kuruldu. Çok zengin malzeme ve bilgiler ortaya çıkarıldı. Yine de Türklerin nereden geldikleri tam olarak açıklığa kavuşmuş sayılmazdı.

İlgili Videolar

 

Social Media Exchange Website - Likenation horozz - MyDailyLikes Stats

Free Twitter Followers

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir