Sitemizde 15 kategori'de 619 adet yazı yazılmış ve 78 yorum bulunmaktadır.

Eki 312016
 

maya-uzay-araciMaya Tanrıları

    • Hunab Kú: Adının anlamı tek olan Tanrı’dır. Yaratan, var eden Tanrı’dır. Mutlak olandır. Tüm ilahların babası ve efendisidir. Adındaki üç heceden “hun” “tek olan” anlamına,”nab” “ölçü” ve “hareket” anlamına ve “ku” ya da “kub” “veren” anlamına gelir ki, üçü birleştirildiğinde oluşan anlam, “ölçüyü ve hareketi vermiş tek olan” ya da “hareketi veren tek olan’”dır.

  • Itzamná (okunuşuyla İtsamna): Göklerin, gecenin ve gündüzün efendisi ve Hunab kú’nun oğludur. Güneş ilahı olarak, Ahau ya da Kakmó Kinich olarak da tezahür eder. Elyazmalarında dişsiz, kartal burunlu ve bazen sakallı olarak temsil edilir.
  • Kukulkan: Toltekler ve Aztekler’deki adı “sakallı yılan” anlamında Quetzalcóatl, quiché dilindeki adı Gucumatz’dır. Bu ad Pueblo kızılderililerinin dilinde “sakallı yılan” , Meksika kızılderililerinin dilinde ise “kuş-yılan” anlamına gelir. Mayalar’da bu ilah “tüylerle kaplı yılanların efendisi” anlamında Kukulkan adını almıştır. Tasvirlerde tüylü bir yılan olarak gösterilmekle birlikte, eski metinlerde onun aslında bir yılan olmadığı, beyaz insan ırkına mensup olduğu açıkça belirtilir. Toltek, Aztek, Maya ve İnka metinlerine göre, insanlarla bir süre yaşamış, onlara doğru yolu gösterdikten ve uygarlığı öğrettikten sonra göklere geri dönmüştür. Kimi metinlerde ondan tek kişi olarak değil, çoğul olarak söz edilir. Maya dilinde “yılan” ile “gökyüzü” sözcükleri telaffuzları bakımından eşseslidir ve “kaan” olarak telaffuz edilirler. İlahın adının Maya dillerindeki okunuşu “Kukuul kaan”dır.
  • Ix Chebel Ya’ax: Kinich Ahau’nun zevcesi.
  • Kinich Ahau: Itzamná’nın oğlu olan güneş ilahı.(Kinich Ahau: Maya güneş tanrısıdır. Kinich veya Küniş, Türkçe “Güneş” kelimesi ile neredeyse birebir aynıdır. Eski Türk inancında “Künhan” Güneş-Han adı kutsal güneşe verilen isimlerden biridir. Ahau ile Han sözlerinin yakınlığı ise dikkat çekicidir.)
  • Ixchel: Itzamna’nın zevcesidir. Ay’ın ve dokumanın ilahesidir, sulara, su baskınlarına hükmeder. Genellikle bir testi suyu yere, yani yeryüzüne döker halde veya dokuma yapar halde temsil edilir. Itzamná ve Ixchel, Mayalar tarafından EES olarak adlandırılırlardı.
  • Chac ya da Chaac (Çak okunur): Şimşek, yıldırım ve yağmur ilahıdır.Dört yöne bölünür; doğu (kırmızı), kuzey (ak), batı (kara), ve güney (sarı). İki köpek dişi belirgin olarak temsil edilir. Adının hiyeroglifinde bir göz bulunur ki, bu, Tro-Cortesianus elyazmasında “T” şeklini alır.
  • Wakax Yol K’awil ya da Nal: Mısır bitkisi ilahıdır. Bazen üç mısır başağıyla temsil edilir.
  • Ah Puch, Kisin, Kimilo Hun Ahaw: Ölüm ilahıdır.
  • Yum kaax: Mısır ve savaş ilahıdır.
  • Xaman Ek (okunuşuyla Şaman Ek): Kuzeydeki bir yıldızın ilahıdır.
  • Ixtab: İntihar ilahesidir, Kisin’in zevcesidir. Bir tür psikopomptur (ölülere eşlik ve rehberlik eden).

Mayalarda Yaratılış

Maya geleneğine göre yeryüzündeki canlılar bugüne dek her biri çok uzun zaman dilimlerini kapsayan ve tufan benzeri yıkımlarla sona eren dört çağ ya da devir geçirmiştir. Mayalar’ın kutsal kitabı Popol Vuh’a göre çok eski çağlarda devler de yaşamış ve yarı-ilahlar devleri öldürerek “devler çağı”nı bitirmişlerdir. Şimdi beşinci çağda bulunmaktayız. Şimdiki dünya, bir haçın uçları gibi dört yönde yerleşmiş dört kardeş koruyucu (Bacab’lar) tarafından taşınmaktadır.

Mayalar’ın kutsal kitaplarından Popol-Vuh’ta, yaratılış, dünyanın meydana getirilişi ve daha sonraki bir çağda ataların imal edilmesi hakkında şu sözler, Mayalar’ın yaratılışla ilgili inanışları hakkında bir fikir vermektedir: Ses fiil demektir, kelam yaratılış demektir. Yer, kelam ile yaratıldı. Kelam yedi rakamı oluşturularak geldi. O devirdeki varlıklar şekilsizdi. Konuşmasını biliyorlardı. Daha güneş görünmüyordu. İlahlar dördüncü çağın ilk insanlarını ise yoğurarak oluşturdular. Dördüncü çağın ataları olarak önce dört erkek yaptılar, sonra erkekler uyurken kelam yoluyla onlara dört kadın yaptılar.

Bu atalar, ilahlara benzer olarak yapılmışlardı, benzerleriydi, mükemmeldiler. Gördükleri her şeyi öğreniyor, anlıyorlardı. Bilgi ve bilgeliklerini (sanatkarlıklarını icra ederek) taşlara, dağlara, doğaya yansıttılar. İlahlarla aynı dili konuşuyorlar ve birbirleriyle mükemmel biçimde anlaşıyorlardı. Sonunda her şeyi bildiler ve Yer ve Göğün dört köşesini, dört yönünü incelediler. Fakat ilahlara denk olmaları ilahların hoşuna gitmedi; böyle olunca ilahlarla insanlar arasında ayrım kalmıyordu. Bu yüzden büyük ilahlar insan-ilahların, yani ataların gücünü sınırlama kararı aldı. Bir aynanın yüzünün buğulanması gibi ataların gözlerini kararttılar, artık insanlar ancak kendilerine yakın olanı görebileceklerdi. ‘Güneşin doğduğu ülke’de yaşayıp çoğaldılar.”

Üç Alem Kavramı

Asya Şamanizmi’ndeki üç alem kavramı Maya Şamanizmi’nde de görülür. Yer, yeraltı alemi ve ilahi olan ruhsal gök. Nasıl Asya Şamanizmi’nde yeraltı alemi ve ruhsal gök, katlara ayrılıyorsa, Maya geleneğinde de böyle katlara ayrılır.

Aralarındaki en önemli fark sayıdadır. Aztek geleneği gibi, Maya geleneğine göre de, ruhsal gök 13 “gök katı”ndan oluşurdu. (Asya Şamanizmi’nde bu sayı genellikle 7, 9 veya 12 olur.) Yeryüzü ile ilâhî alem arasında bu ortamlardan en aşağıdaki ya da en yoğun ve kaba olanı insanların yaşadığı yeryüzü idi. Her gök katında Oxlahuntikú adı verilen 13 ilah bulunurdu.

Yeraltı alemi öte-alemin alt kısımlarını, kötü kısımlarını, gök katları ise üst ve ışıklı kısımlarını oluşturuyordu. Vecd veya trans halinde gök katlarına çıkacak her şamanın göğe çıkmadan önce öte-alemin en alt, en kötü ve korkunç tabakaları olan yeraltı alemine inmesi gerekirdi. Maya geleneğinde yeraltı alemi, Asya geleneklerinde de rastlandığı gibi, 9 katlıdır. Burada ikamet edenlere ise Bolontikú adı verilir. Maya cehennemini oluşturan bu katlara Mitnal denir. Yeraltı alemi ölüm ilahı Ah Puch’un egemenliğindedir.

Maya geleneğine göre yeryüzündeki canlılar bugüne dek her biri çok uzun zaman dilimlerini kapsayan ve tufan benzeri yıkımlarla sona eren dört çağ ya da devir geçirmiştir. Şimdi beşinci çağda bulunmaktayız. Şimdiki dünya, bir haçın uçları gibi dört yönde yerleşmiş dört kardeş koruyucu (Bacab ’lar) tarafından taşınmaktadır.

Yine Şamanizm’deki üç âlemi irtibatlandıran “yaşam ağacı” kavramı, Maya geleneğinde de bulunur. Yeryüzündeki pek çok gelenekte karşılaşılan yaşam ağacına Maya geleneğinde Yaxché adı verilir; kökleri yeraltında olan bu ağacın dalları gök katlarında uzanır.

Ayinler

Klasik-sonrası dönemdeki ayinler, önceki dönemlere oranla daha iyi bilinmektedir. Mayalar’da piramitler bir tür tapınak işlevi görmektedir. Tören sırasında halk, aşağıda, tapınak sayılan piramidin önündeki alanda yer alır, getirdiklerini tapınağa sunarlar ve dileklerde bulunurlardı. Chichén Itzá’nın kutsal senatosuna, Chac ilahına sunu olarak, altın, çocuk ve bakire kızların sunulduğu sanılmaktadır; çocukların sunuluş nedeni saf olmalarıydı.

Nutukların ayinlerin önemli bir kısmını oluşturduğunu belirten Silvanus G. Morley’e göre, buluğ ve evlenme ayinlerinde ya da geleceği bilebilme, kıtlıktan, hastalıktan, savaş ve düzensizlikten uzak durabilme, musallat olucu ruhlardan kurtulabilme, girişimlerde başarılı olabilme ve çocuğu olmayan kadınların çocuk sahibi olabilmesi gibi çeşitli amaçlarla ilahlardan yardım dileniyordu.

Maya kahin-din adamının (şamanının) ilahi aleme çağrıda bulunma tarzı Etrüsk kahin-rahiplerininkini andırır. Günümüzde hâlen, ayinlerde, Maya şamanları doğal konuşmaya benzer bir ritim ve makama dayalı melodi tarzında bir tür türkü okurlar.

Dans da ayinin önemli bir kısmını oluşturuyordu. Erkekler gibi, kadınların da kendilerine has dansları vardı, kadın ve erkekler çok nadir olarak birlikte dans ederlerdi. Örneğin Kakupat’tan yardım ve himayenin dilendiği Holcan Okot dansı, 800 savaşçı tarafından en ufak bir hata sözkonusu olmaksızın yapılan seri hareketlerle gerçekleştirilirdi.

İlahlara yönelik festivaller tzolkin’ce, yani “ayin takvimi“nce belirlenen günlerde yer alırdı. Her canicule başlangıcında yapılan kutlamalarda ateş yakılarak, kartal tüyleri takılarak “yüz ayak” dansı yapılıyordu (Canicule ya da Fransızca’daki okunuşuyla “kanikül”, Latince’de “köpek” anlamına gelen canis sözcüğünden türetilmiş, Sirius’un İtalya semalarında Güneş’le birlikte doğup battığı 22 Temmuz ile 22-23 Ağustos arasındaki döneme 1500 yıllarında verilmiş adın Fransızca’da kullanılan biçimidir.) Törenleri, tapınakların süslenmesini ve sunuların takdim edilmesini din adamları düzenlerdi. Diğer etkinlikler arasında, pot-a tok ya da pok-ta-pok denilen top oyunu, tiyatro oyununu andıran oyunlar, geçit törenleri ve çeşitli bayram kutlamaları sayılabilir.

Törensel öğeler

  • Kendini kurban etme.
  • Hayvan kurban etme.
  • İnsan kurban etme. Savaşta tutsak alınanlara, kölelere veya doğumundan itibaren seçilmiş olanlara uygulanır, kurbanın kalbi çıkarılır veya kafası kesilirdi. İnsan kurban etme adeti ilk Mayalar’da görülmez, sonradan ortaya çıkmıştır.) Aslında kurbanların hepsi zorlanarak kurban edilmiyorlardı; kendilerine imrenilecek bir gelecek vaat ediliyordu. Ölümün ardından güneşe eşlik edecekler ve dört yıl sonra dünyada daha imrenilecek şekilde yeniden doğacaklardı. Bu inanış bazı kurban adaylarının neden gönüllü olduklarını açıklamaktadır. Ölüm bir yeniden doğuşun başlangıcıydı. (Bu inanış muhtemelen inisiyasyonlardaki sembolik ölüm ve ikinci doğuş olaylarıyla ilgili ezoterik bilginin yozlaştırılmasından ya da yanlış yorumlanmasından kaynaklanmış olabilir.)
  • Danslar, şarkılar, oyunlar ve dualar.
  • Yiyecek orucu ve cinsel oruç.
  • Halüsinojen mantarların yenilmesi ve mayalanmaya tabi tutulmuş içkilerin (balché) içilmesi, yabani tütün içilmesi, psikoaktif bitkilerden hazırlanan özel yiyeceklerin yenilmesi.
  • Hayvan, bitki, çiçek, tütsü (buhur), tüy, kabuklular, türkuvaz, obsidiyen, yeşim, altın ve bakır objelerden oluşan sunuların sunulması.

mayalarGünümüzde hâlen uygulanan törenlerden biri, yağmur mevsimi geciktiğinde yağmur ilahının yardımcıları sayılan Chaqu’lara başvurmak üzere düzenlenen, H-men (şaman türü) tarafından yönetilen Ch’a Chaak törenidir.

Bazı mağaraların, örneğin Loltún ve Balankanché mağaralarının dünyanın içine açılan giriş yerleri olduğuna inanırlardı. Hıristiyanlık’tan bağımsız olarak, Maya dininin kendi unsuru olan Konuşan Haç (la Cruz Parlante) Palenque’de görülen yaşam ağacı sembolünün stilize edilmiş biçimidir.

Mayalar’ın bu haçı 19. yy. ortalarındaki ayaklanmalarıyla gelen Caste (Castas) Savaşı sırasında kullanımı onları birleştirici ve birçok acıya göğüs germelerini sağlayıcı bir unsur olmuştur. Bu savaş, Mayalar’a kendi topraklarında bağımsız olabilme olanağı sağlamış ve bu olay Amerika’da türünün tek örneği olmuştur. (Günümüzde Yucatan Yarımadası Meksika’nın üç eyaletini içerir: Yucatán, Campeche ve Quintana Roo. Dolayısıyla Yucatán teriminin günümüzdeki kullanımı geçmişteki büyük Yucatán Devleti ya da coğrafi olarak belirtilen Yucatán Yarımadası anlamına gelmez.)

Maya Dininde Ölüm

Ölmek” sözcüğü Popol-Vuh kitabını yazanların torunları olan Chorti kızılderililerinde aynı zamanda “yolculuk” anlamına gelir. Chorti’ler ölen kimsenin öte-âleme, ucu Tanrı’nın elinde olan bir iple çekilerek göçtüğüne inanırlar. Bu inanışa Asya Şamanizmi’nde de rastlanır. Astral beden ya da esîrî beden kavramı Mayalar’da da mevcuttu. Bireyin bu ikinci “can“ına, ruhsal ikinci benliğine ya da eş varlığına way adını verirlerdi. Bu kavram hâlen bugünkü Mayalar’da mevcuttur.

mayalarMaya dinine göre ölüm olayından sonra ikinci canı ya da way adı verilen ruhsal varlığı transtaki şamanların yolculuğu gibi bir yolculuk yapar. Önce Xibalba (yeraltı alemi) yolunu tutar; oradaki bekçi köpeğin (xoloitzcuintle) yardımıyla bir ırmağı geçmesi gerekir. (Bir ortamdan diğerine geçmeyi simgeleyen, öte-alemdeki ırmağın geçilmesi sembolizmine Asya Şamanizmi’nde ve pek çok gelenekte karşılaşılır)

Gök katlarından birinde, hak edebilmiş olan ruhsal varlıkların ulaşabileceği, mutlu olunan bir cennet vardır. Mayalar’da bu cennete ulaşabilmek için şehit olma arzusu yöneticilerce iyi kullanılmıştır.

Mayalar’da ruh göçü kavramının olup olmadığı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır; kimilerine göre, ruh göçü kavramına diğer Kolomb-öncesi Amerika uygarlıklarında ve kimi Kızılderililer’de rastlandığı gibi, Mayalar’da da rastlanmakla birlikte, Mayalar’daki ruh göçü kavramı Hinduizm’dekinden farklıydı. Bu inanışa ait izlere kral Pacal’ın yeniden doğması hikâyesinde ve Popol-Vuh’taki ikizlerin öyküsünde de rastlanır. “Atalar kültü”nün de bulunduğu Mayalar’da ataların kafatasları muhafaza edilirdi. Maya kazılarında kristal kafataslarına da rastlanmıştır.

Top Oyunu

Mayalar’da mısırın yaratılışını ve diğer astronomik fenomenleri çağrıştıran top oyunu bir tür ayin gibi görülürdü. İlk zamanlar, evrenin menşeini temsil eden, ölüm ve yeniden doğuşla ilgili bir inisiyasyon ayini olan bu oyun, sonraları askeri eylemin ve siyasi iktidarın meşru kılınmasıyla da ilgili olmuştur. Yani top oyunun ayinsel işlevinin yanı sıra siyasi ve ekonomik yanları da vardı. Top oyunu her şeyden önce, iyi ve kötünün, ışık ile karanlığın, yani evrendeki karşıt güçlerin çatışmasını, sabit hareket halindeki top ise hareket halindeki yıldızları ve yaratılış güçlerini simgeliyordu.

top-oyunu-mayalardaOyunun dönem ve yere bağlı olarak farklı versiyonları vardır. Oyuncu sayısı da bu faktörlere bağlı olarak değişmektedir. Genellikle kauçuktan yapılma bir topa kemerle, dizlerle, omuzlarla ve el darbeleriyle vurularak oynanırdı. Pot-a tok denilen bu oyunda amaç, topu, bir duvara dikey olarak tutturulmuş, pota benzeri bir halkadan geçirmekti.

Oyun günümüzde Guatemala’da hâlen ayin tarzında, Meksika’da ise turistlere yönelik olarak ya da yalnızca spor amacıyla uygulanmaktadır. Bu oyunun halkanın bulunmadığı versiyonlarındaki bazı özellikler amerikan futbolunu andırmaktadır. Bazı yerlerde oyunun kamış ya da raketle oynandığı da görülmüştür; bu durumda top darbelerinden korunmak üzere kafa ve göğsü koruma önlemleri alınıyordu.

Oyun gece de oynanabiliyordu. Oyunun sonunda daima kurban sunulmuyordu. Oyunu kaybeden takımın kurban edildiğini gösteren hiçbir tarihsel kaynak yoktur. Bu konuda ileri sürülenler hakkında bazı tarihçilerin görüşü şudur: Kimi zaman savaş tutsakları da bu oyunu oynamak zorunda bırakılıyorlardı ve bunlar yense de yenilse de zaten kurban edilecekleri önceden belirlenmiş tutsaklardı. Zaten yaralı ve yorgun tutsakların kazanma şansları olmadığına göre oyun tutsaklarla oynandığında, bir siyasi ve askeri güç gösterisi olarak da yorumlanabilir. Guatemala ve Honduras’ta kendi aralarında oynadıkları oyunlarda kimi zaman oyuna bir ödülün de konmuş olduğu ve oyunda elde edilen kadınların fahişe oldukları sanılmaktadır.

Mayalarda Matematik, takvim ve astronomi

mayalarda-matematikOrta-Amerika’nın diğer Kolomb-öncesi halkları gibi, Mayalar da on tabanıyla değil yirmi tabanıyla, yani yirminin kuvvetleriyle sayıyorlardı. Bu sistemin taban değeri 5’ti. Klasik-öncesi Mayalar’da (ya da selefleri olan Olmekler’de) sıfır kavramının mevcut olduğu bilinmektedir. Yazıtlar, yüz milyonlu sayılarla hesaplar yaptıklarını ve belirttikleri tarihlerin çok eski zamanlara uzandığını ortaya koymaktadır.

Son derece kesin astronomik gözlemlerde bulunmuşlar, Ay ve gezegenlerinhareketlerinin diyagramlarını yapmışlar, Güneş tutulmalarını önceden tahmin edebilmişlerdir. Diğer Orta Amerika uygarlıkları gibi, Avrupa’da kullanılan Jülyen takvimininkine kıyasla çok daha kesin bir “güneş yılı“na dayalı bir takvime sahiptiler.

Mayalar’ın zamana ilişkin çalışmalarında esas olarak iki takvimleri vardı: Tzolkin denen takvim dinsel nitelikliydi, bu takvime “kutsal yıllık”, “büyülü takvim”, “ayin takvimi” de denirdi. Haab denilen takvim ise güneş takvimiydi. Güneş yılını Mayalar 365,2420 olarak belirlemişlerdi; modern astronomiye göreyse güneş yılı tam olarak 365,2422 gündür.

Yani dakika ve saniye gibi zaman ölçülerinden yoksun olduğu varsayılan Mayalar’ın hesabı ile modern astronominin hesabı arasındaki yıllık fark yalnızca 17 saniye idi. Dinsel takvim 260 (20×13), güneş takvimi ise 365 günden (kin) oluşuyordu. 365 günlük güneş yılını 20 günlük 18 ayın sonunda, eski Mısırlılar ve Yunanlardaki epagomenayı andırır tarzda, yaptıkları beş günlük ilaveyle elde ederlerdi ki, buna bu yüzden “muğlak yıl” da denir. Her iki takvim için 18.980 günlük bir periyot sonunda, yani 365 günlük 52 yıl veya 260 günlük 73 yıl sonra bir çakışma söz konusuydu, bu periyot 52 “muğlak yıl” olarak belirtilir.

abaj_takalik_stelaMaya astronomisi, ilginç biçimde, ancak bugünkü modern astronomi hesaplamalarıyla bilinen “Venüs yılı“nı (synodic period]) da daha o zamanda hassas bir biçimde saptayabilmişti. Mayalar’ın 584 gün olarak hesapladıkları Venüs yılı günümüzde 583.92 gün olarak saptanmıştır. Mayalar Venüs’e (Chak ek) bilinmeyen bir nedenle neredeyse Güneş’ten bile daha fazla önem vermişlerdir. Mayalar’ın “Venüs yılı periyodu” Dresden Elyazması’nda görülebilir. Kimileri Mayalar’ınVenüs’e verdikleri bu önemi, kadim zamanlarda bölgeye Venüs’ten gelmiş olabilecek ziyaretçilere bağlar.

Ayrıca, 65 “Venüs yılı” süren her dönemin sonunda, “güneş yılı”nın, “dinsel yıl”ın ve “Venüs yılı”nın başlangıcının 52 “muğlak yıl” süren yeni bir periyodun başlangıcıyla tam olarak çakıştığını gözlemlemişlerdir.

Ancak dünyanın dolanım süresi aslında 365,2422 gün olduğundan, bu sistemde “muğlak yıl” sürekli olarak güneş yılından önde gitmekte, giderek aylar mevsimlerden uzak düşmektedir. İlginçtir ki, Mayalar’ın bu sorunu bir şekilde aştıkları, “tropikal yıl“ı bildikleri görülmektedir. Ayrıca Mayalar iki yeniay arasında geçen süreyi (kavuşum ayını) 29,53020 olarak hesaplamışlardır ki, bu süre günümüzde 29,53059 olarak saptanır.

Dünya insanlığının çok uzun zaman boyunca var olduğuna ve tufan benzeri birçok yıkım dönemi geçirmiş olduğuna inanan Mayalar, takvimlerinin yanı sıra, “uzun hesap” denilen oldukça uzun dönemleri içeren, şaşırtıcı bir zaman hesabı sistemi kullanmışlardır. Bu sistemin başlangıç noktası tam olarak MÖ 3113 yılının 12 Ağustos günüdür. S.G.Morley’e göre bu, “ilahların doğum tarihi” olarak görülen bir tarihti. Tarihler ile süreler, Ay, Güneş ya da Venüs yılıyla değil, tekrarlanan bu uzun dönemlerin katlarıyla ifade ediliyordu. Bu sistemde 7.200 güne 1 katun, 144.000 güne 1 baktun, 2.880.000 güne 1 pictun deniyordu. En uzun periyot olan alautun ise 23,040,000,000 günü (yaklaşık 63 milyon yıl) kapsamaktadır.

Mayalar’ın gizemi ve bazı iddialar

Tekerlek gibi araç gereçlere sahip olmaksızın devasa yapılar inşa etmiş Mayalar, gerek mimarileri bakımından, gerek olağanüstü matematik, takvim ve astronomi bilgileri bakımından, gerekse kentlerini bilinmeyen bir nedenle aniden terketmeleri bakımından kimilerine gizemli bir uygarlık olarak görünmektedir. Gizemli konulara ilgi duyan yazarlar ve ufologlar, Mayalar’ın bazı alanlardaki olağanüstü bilgilerini, battıkları ileri sürülen efsanevi kıtalardan gelmiş olmalarına ve uzaylılarla temas kurmuş olmalarına bağlarlar.

yaxchilan_lintelBunlara göre, Maya metinlerinde ve Maya sanat ve mimarisinde Dünya’nın bu eski devirlerine ve uzaylılarla irtibatına ilişkin işaretler bulunmaktadır ve aslında, Maya tarihinde bir ilerleme değil, bir çöküş, yüksek bir uygarlık düzeyinden gerileme yaşanmıştır.

Bugün nasıl ileri toplumların yanı sıra, hâlen bazı ilkel düzeyde toplumlar bulunuyorsa, Mayalar’ın ileri bir uygarlık düzeyinde bulundukları dönemde, bölgede geri bir düzeyde yaşayan topluluklar da vardı; uygarlığın hep gelişme göstermiş olduğu tezinden hareketle oluşturulan tarih yanlışlıklar doludur.

Gelişme gösteren topluluklar olduğu gibi, ileri bir düzeydeyken MÖ 10000 yıllarından itibaren gerileme ve çöküş sürecine giren topluluklar da vardır ve kozmik irtibatla bir süre dengede kalabilmiş topluluklar da olabilir.

Mayalar” adlı kitabında Mayalar’ın geçmişte manyetik eksenin ve kutupların yer değiştirmiş olduğunu bildiklerini, ayrıca 405 dolunayın 11.960 günlük periyodunu ve 25.626 yıllık presesyon periyodunu hesaplamış olduklarını ileri süren Yılmaz Aydın, konuya ilişkin olarak şu fikri savunur:

Nasıl günümüzde bir yanda uzay teknolojisi yaşanırken diğer yanda dünyanın çeşitli bölgelerinde insanlar ilkel koşullarda yaşamlarını devam ettiriyorlarsa, geçmişte de bir yanda Maya uygarlığı varken, diğer yanda Orta Amerika’da geleneklerinin etkisi altında oldukça geri düzeydeki toplumlar var olmuştur. Bugün teknolojiyi sindirmeden yaşayan topluluklara bakıp tüm 21. yüzyıl hakkında “ilkel topluluk” damgası vurulamayacağı gibi, geçmişteki kültürel anlamda gelişmemiş bazı topluluklara bakıp o dönem hakkında da kesin yargılarda bulunamayız.

Yılmaz Aydın, ayrıca, kitabında, Maya efsanelerine göre, Uxmal kentinin, ıslık çalarak taşların kendiliğinden yerinden kalkmasını sağlayan, yok olmuş bir cüce ırk tarafından kurulmuş olduğuna değinir ve Uxmal’da yemeği bile yarıda bırakarak yok olmuş bir halka ait, yarısı yenmiş yemek tabakları hâlen durmaktadır. Kimden ya da neden kaçtılar, bilinmiyor. der.

Mayalar’la ilgili bir başka gizemi de Maya kazılarında keşfedilen kristal kafatasları ve Yucatan’da keşfedilmiş, dünyada pek rastlanmayan anormal kafatasları oluşturmaktadır.

Bazı araştırmacıların Mayalar’ın kutsal kitabı Popol Vuh’a yer alan bilgileri yorumlamasına göre Mayalar yeryüzündeki canlıların bugüne dek her biri çok uzun zaman dilimlerini kapsayan ve tufan benzeri yıkımlarla sona eren dört çağ ya da devir geçirtiği belirtilmektedir.

İlgili Videolar

About Adnan DAN

Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim.. Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var.. Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim.. Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..