Sitemizde 15 kategori'de 619 adet yazı yazılmış ve 78 yorum bulunmaktadır.

Eki 282016
 

Maya uygarlığı, Kızılderili Maya halkları tarafından kurulan Kolomb öncesi Amerika uygarlıklardan biridir. Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksika’nın güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve Guatemala’ya kadar uzanan Mezoamerika bölgesinde hüküm sürmüştür. 

Meksika’nın güneydoğusunda beş devlet kurmuş Mayalar (Campeche,Chiapas, Quintana Roo, Tabasco ve Yucatán), tarihleri boyunca yüzlerce lehçe üretmişlerdir ve bu lehçelerden bazıları günümüzde hâlen konuşulan 21-44 Maya dilinin oluşumunu sağlamıştır.

Bu uygarlık MÖ 600 dolaylarında yükselişe geçmiş, M.S. 3. yüzyılda altın çağına (klasik dönem, M.S. 250-900) adım atmış, kent-devletlerinin siyasi kargaşalar sonucunda çöktüğü M.S. 900’e dek, geniş bir alanda varlığını sürdürmüş ve İspanyol işgaliyle de sona erme sürecine girmiştir. Maya uygarlığı birçok bakımdan sona ermişse de, yaygın inanışın aksine Mayalar yok olmamışlardır, halen bu ülkelerde yaşamakta ve Maya dillerinden bazılarını konuşmaktadırlar.

Eski Mayalar”ın (Mayalar’ın bugünkü torunlarına kıyasla kullanılan deyim) astronomi, matematik, mimari ve sanat gibi birçok alanda ileri bir uygarlık düzeyinde oldukları görülmektedir. Rabinal Achí, Popol-Vuh, Chilam Balam gibi eserlerin bulunduğu Maya edebiyatı bu kültürün yaşamını betimlemektedir. İspanyol işgali 1697’de Itzá Mayaları’nın başkenti Tayasal’ın ve Guatemala’daki Ko’woj Mayaları’nın başkenti Zacpetén’in alınmasıyla tamamlanmış, son Maya devleti ise 1901’de başkentinin (Chan Santa Cruz)Meksika tarafından işgaliyle ortadan kalkmıştır.

Mayaların yurdu üç bölgeye ayrılır: Güneyin “Yukarı Topraklar”ı, güneyin (ya da ortanın) “Aşağı Topraklar”ı ve kuzeyin “Aşağı Topraklar”ı. ”Yukarı Topraklar” Guatemala ve Chiapas’ın irtifa seviyesi yüksek topraklarını kapsar. Güneyin aşağı toprakları “Yukarı Topraklar”ın hemen kuzeyinde yer alır ve Meksika’daki Petén’i (Campeche), Quintana Roo’yu, kuzey Guatemala’yı, Belize’yi ve El Salvador’u kapsar. Kuzeyin “Aşağı Topraklar”ı ise Yucatan Yarımadası’nın kalan kısmını ve Puuc Tepeleri’ni kapsar.

Klasik-öncesi dönemden itibaren olağanüstü yapılar inşa eden ve Nakbé, Mirador, San Bartolo, Cival gibi büyük kentler kurmuş olan Mayaların klasik dönemde kurdukları ünlü kentlerden bazıları Tikal, Quiriguá (her ikisi de Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır), Palenque, Copán, Río Azul, Calakmul, Ceibal, Cancuén, Machaquilá, Dos Pilas, Uaxactún, Altún Ha, Piedras Negras’tır.

Maya uygarlığının en ilgi çekici anıtları dinsel merkezlerdeki piramitlerdir. Ayrıca yöneticilerin sarayları ve duvar resimleri ve sıvayla süslü soylu kişilerin konutları da ilgi çekici anıtlar arasında yer alırlar.

İlgi çekici Maya eserlerinden biri de, usta taş yontuculuklarıyla işledikleri, yöneticilerin şecerelerinin ve askerî zaferlerin betimlendiği, Mayalarca tetun (ağaç-taş) adı verilen anıtsal dikilitaşlardır. Mayaların ticari malları arasında yeşim taşı, kakao, mısır, tuz ve obsidyen taşı sayılabilir. Ön-Türkler gibi Mayalar da yeşim taşına özel bir önem vermişlerdir.

  • Klasik öncesi döneminin öncesi

Buluntular Maya bölgesinin MÖ 10000-11000 yıllarında meskûn olduğunu göstermektedir. Klasik-öncesi döneminin öncesi hakkında büyük bir tartışma hâlen sürmektedir; bu konuda pek fazla keşif ve buluntu olduğu söylenemez.

Arkeologlar tarafından pek rağbet görmeyen bir görüş de James Churchward tarafından ortaya atılmıştır. Churchward’a göre Mayalar yaklaşık 12000 yıl önce (M.Ö. 10000) Büyük Okyanus’un sularına gömülmüş efsanevi Mu kıtasından bu kıtaya göç etmiş bir halkın torunlarıdır. Tezini kısmen, mineralog ve arkeolog olan Dr. William Niven’in 1921’de Mexico City yakınlarındaki Santiago Ahuizoctla kazılarında bulduğu 2600 tablete, kısmen Troano, Dresden gibi Maya el yazmalarına, kısmen de Uxmal tapınağı ve Xochicalo Piramiti yazıtlarına dayandıran Churchward, Asya ve Amerika halkları arasındaki benzerlikleri her iki kıtaya da Mu kıtasından göç edildiğini ileri sürerek açıklamaya çalışır. (Churchward’a göre, Mu’nun batışından itibaren dünya uygarlıklarında bir ilerleme değil, bir çöküş, yani yüksek bir uygarlık düzeyinden gerileme yaşanmıştır)

Söz konusu benzerlikleri açıklamak üzere ortaya atılmış bir başka görüş ise göçün Asya’dan Amerika’ya Bering Boğazı yoluyla yapılmış olabileceğini varsayar. (Konuya ilişkin son bilimsel araştırmalar, tümüyle kanıtlanmış bir kuramı henüz ortaya koymamakla birlikte, Maya dilinin de dahil olduğu Amerindiyen dil ailesinin yaklaşık 16.000 yıl önce Sibiryakaynaklı bir göç dalgasıyla oluştuğu, yani Amerindiyen dil ailesindekilerle Sibirya’da yaşayanların o zamana dek aynı dili konuştuğu sonucuna varmıştır) Bu benzerlikler üzerinde çalışan isimlerden biri de Doç. Dr. Haluk Berkmen’dir.

Maya bölgesinde klasik-öncesi döneminin öncesinde emin olabileceğimiz bir şey, iklim koşullarının çeşitli hayvan türlerinin ortadan kalkmasına yol açmış büyük değişimlere uğramış olmasıdır. Bu değişiklikler muhtemelen, temel etkinlik olan avlanma konusunda yer değişimine ve yabani meyve, tohum ve köklerin yenilmesine neden olmuştu. Tüm Yucatan Yarımadası’nda soyu tükenmiş hayvan türlerine ve bu döneme ait insan etkinliklerinin izlerine rastlanmıştır; Campeche’deki Industria de la Concepción aletleri ve Loltún’daki mağaralarda bulunan duvar resimleri bu döneme ait insan etkinliklerini gösteren buluntulara örnek olarak gösterilebilir.

  • Klasik öncesi dönemi

Tarım dönemi” adı da verilen bu dönemin başlangıç ve bitiş tarihleri konusundaki tartışma hâlen sürmektedir. Çünkü bu dönem iyi bilinmemektedir. Klasik-öncesi dönem de kendi içinde üç ana döneme ayrılır: Erken Dönemler (M.Ö. 2500-1000), Orta Dönemler (M.Ö. 1000-400) ve Geç Dönemler (M.Ö. 400-M.S. 250) Bilinen anlamdaki iskan (kent benzeri yerleşim birimi) kalıntılarına Pasifik Okyanusu kıyılarındaki Soconusco bölgesinde rastlanmış olup kalıntılar MÖ 1800 yıllarına tarihlenmektedir. Bu iskan kalıntılarıyla başlayan döneme “erken klasik öncesi dönem” (klasik öncesi erken dönemler) denmektedir.

Bu dönem, yerleşik toplum düzenine geçişle, çömlekçiliğin başlamasıyla ve pişmiş kilden heykelciklerin yapımıyla nitelenir. Maya uygarlığının başlangıcının MÖ 2600 yıllarına dayanmakla birlikte sistemli yerleşim birimleri MÖ 1800’lerde başladığı sanılmaktadır. Klasik-öncesi dönem genel kabule göre M.S. 250 yılında biter ve bu tarihte klasik dönem başlar; Maya tarihini “Maya-öncesi çağı”, “eski imparatorluk” ve “yeni imparatorluk” biçiminde bölümleyen tarihçilere göreyse, eski imparatorluk M.S. 320 yılında başlamıştır. Fakat, diğer Orta-Amerika uygarlıkları gözönüne alındığında, bu dönemdeki Maya uygarlığının fiziksel ve kültürel genişliği konusunda da tartışma bitmiş değildir.

Klasik-öncesi dönemde Maya dili gelişmiş, Maya halkı deneyim kazanmış ve birkaç büyük kent kurmuştur. Seramikincelemelerinden yola çıkan bir varsayıma göre, bu dönemde bölgenin Pasifik kıyısı (Oaxaca’dan El Salvador’a dek)  şimdiki Mixe , Zoque ve Popoluca halklarının atalarınca iskan edilmişti. Bunlar MÖ 1200 yıllarına doğru Meksika Körfezi’ne göç etmişler ve Olmek uygarlığını yaratmışlardır.

Bu görüşte olanlar, Meksika Körfezi bölgesindeki en eski seramiğin Ocós adı verilen özel stille yapılmış olup Guatemala’nın Pasifik kıyısı kökenli olduğunu ve en eski Olmek eserinden yaklaşık 600 yıl daha eski olduğunu bildirmektedir. Bir başka varsayıma göre de, Olmeklerin torunları Guatemala’nın günümüzde Petén vilayetinin bulunduğu bölgeye göç etmişler, sonradan oradaki yerli halklarla karışarak Ön-Mayalar’ın kökenini oluşturmuşlardır.

Chilam Balam’ın Chumayel metinleri anavatanın neresi olduğunu açıkça belirtmiyorsa da, Mayalar’ın bulundukları topraklara anavatandan yapılan bir göçle geldiklerini doğrulamaktadır. Klasik-öncesi dönem başladıktan sonra, özellikle bu dönemin ortalarına doğru, Mayalar Guatemala’nın Maya bölgesinde, Nakbé (M.Ö. 1000), El Mirador (M.Ö. 600), Cival (M.Ö. 450) ve San Bartolo (M.Ö. 400)  kentleri gibi anıtsal kentler inşa etmeye başladılar. Bunlardan San Bartolo kentinde Maya bölgesinin en zarif ve en eski freskleri bulunmaktadır.

Olmekler’in ve Mayalar’ın uygarlıklarını birbirlerinden bağımsız olarak geliştirmiş olmaları konusunda hâlen kuşkular varsa da, bu büyük kentler klasik dönemde Mayaları ünlü kılacak özellikleri daha o zamandan içermekteydiler ve bu husus, Mayalar’ın uygarlıklarını Olmekler’den bağımsız olarak geliştirmiş olmaları tezini güçlendirmektedir.

Sonraları, klasik-sonrası döneminde bazı gruplar Guatemala’nın bu kentlerin bulunduğu Petén bölgesinden kuzeye (Yucatan’a doğru) göç etmişler, bazı gruplar ise yerlerini terketmemişlerdi; bazı Maya kabilelerinin (İtza, Xiú, Tu, Tzotzil, Tzeltal, Lacandon) farklı olması da bu göçle açıklanır. Bu kabilelerden her biri, ortak özellikleri korumuşsa da, farklı bir lehçe geliştirmiştir.İspanyol işgali sırasında bu gruplardan her biri kültürel olarak melezleşirken gelenekleri bakımından kendine özgü bir yapı kazanmıştır.

Yakın zaman önce Peten bölgesindeki Mirador, Cival vs. gibi kentlerde yapılan keşiflere rağmen, kimileri hâlen Maya halkının pek çok öğeyi Olmek kültürünün yaşam tarzından örnek aldığını ileri sürmektedir. Bu keşiflerin gösterdiği gibi Mayalar daha o dönemde şehirciliği, devlet örgütlenmesini ve doğayla uyumlu bir biçimde yaşamasını biliyorlardı. Pasión ırmağı kıyılarındaki ve Cuenca del Mirador’daki MÖ 2750 yılına tarihlenen mısır polenleri örnekleri ilk tarımcıların bölgeye bu tarihte geldiklerini ortaya koymaktadır.

Bölgeye gelen bu tarımcılar gerek Altos’ta yaşayanlarla gerek Guatemala’nın Pasifik kıyısındaki Abaj Takalik (M.Ö. 1000), Kaminaljuyú (M.Ö. 800) ve El Salvador (M.Ö. 900) gibi şehirlerde yaşayanlarla gerekse Meksika Körfezi kıyılarında yaşayanlarla ilişkiler kurmaya başladılar. Böylece, MÖ 1000 yılına doğru, gitgide artan nüfus, bölgenin orta kısmının tamamına da yayılma gösterdi ve buna paralel olarak bazı gelişmeler yaşandı. Bu gelişmeler arasında, bölgenin tamamında şehirciliğin gelişmesi, ileri tarımsistemlerinin kullanılmaya başlanması, artan nüfusu denetleyebilen bir tür siyasi örgütlenmenin oluşması sayılabilir.

Bu “öncü” siyasi örgütlenmede soyluların ve din adamlarının otoriter konumda oldukları bir hiyerarşi söz konusuydu. Mesleki iş bölümü de ortaya çıkmıştı: Tarımcılık, avcılık, balıkçılık, meyvecilik, çömlekçilik, taşçılık (taş sanayii), tekstilcilik ve din adamlığı. Toprağın işlenmesinde mısır, fasulye, kakao ve balkabağı ekimine öncelik verilmişti; avcılık, balıkçılık ve meyvecilik ikinci planda tutulan, tamamlayıcı etkinlikler konumundaydı. “Klasik-öncesi” dediğimiz dönem bu yüzden “tarım dönemi” olarak da adlandırılır. Bu dönemde öte-alem yaşamını kabul eden, ölüler kültünü içeren bir din görülmektedir.

Arkeolojik bulgular Mayalar’ın yaklaşık 3000 yıl önce törensel yapılar inşa ettiklerini göstermektedir. Maya uygarlığının, komşusu denilebilecek, klasik-öncesi dönemde yeşermiş bir başka Orta Amerika uygarlığı olan Olmek uygarlığına kıyasla sınırları ve farkları konusunda tartışma sürmektedir. Eski Mayalar ile Olmekler, Olmekler’in varlığı süresince birbirlerinden etkilenmişlerdir.

En eski anıtların tümülüs tarzı yığma mezarlar olduğu, daha sonra ilksel (öncü) piramitlerin inşa edildikleri sanılmaktadır. Olmek uygarlığının Maya uygarlığı üzerindeki etkisinin klasik-öncesi dönem boyunca giderek azaldığı ve MÖ 3. yüzyılda bu etkinin tümüyle ortadan kaybolduğu görülmektedir. Bununla birlikte Orta Amerika’nın pek çok halkının onların temel özelliklerini alıp kendi kültürlerine katmış oldukları söylenebilir (ölüler kültü, mimari, anıtsal heykeltıraşlık, ateş ve su ilahları kültü vs.)

Klasik-öncesi dönem kendi içinde, erken klasik-öncesi, orta klasik-öncesi ve geç klasik-öncesi olarak üç ara döneme ayrılır. Geç klasik-öncesi dönemde tüm Orta Amerika’da kaynağı Olmek mirasına dayanan dinsel kültür geleneklerinin türediği görülür. Mayalar’ın Olmekler’den almış oldukları başlıca sistemler yazı, sayı sistemi ve “Uzun Hesap” (Cuenta Larga)  denilen takvim sistemidir.

Geç klasik-öncesi dönemde kurulan kentler arasında, Santa Marta (Chiapas); Olmek etkisindeki Chiapa de Corzo, Tonalá, Padre Piedra, Izapa; Edzná, Xicalango, Tixchel, Santa Rosa Xtampak (Campeche); Yaxuná, Acanceh, Dzibilchaltún (Cibilçaltun okunur, Yucatán); El Trapiche, Casa Blanca, Laguna Cuzcachapa, Las Victorias, Bolinas (Chalchuapa); Guatemala’nın güneyindeki Kaminaljuyú sayılabilir.

Bu sonuncu kentin sakinleri M.S. 400 yıllarında Meksika’nın orta kısmından, güçlü Teotihuacan kentinden gelen savaşçı bir kavimce istila edilene dek, Orta Amerika’nın diğer güçleriyle birlikte bölgenin ticari ilişkilerini denetimlerinde bulundurmuşlardır.

Teotihuacan’ın askeri ve kültürel etkisi o zamandan beri tüm Maya kültüründe hissedilmiştir.

  • Klasik Dönem

Bu dönem M.S. 250 ile M.S. 900 yılları arasında yer alır; Maya tarihini “Maya-öncesi çağı”, “eski imparatorluk” ve “yeni imparatorluk” biçiminde bölümleyen tarihçilere göreyse, “eski imparatorluk” M.S. 320 yılında başlamış, M.S. 987 yılında sona ermiştir. Bu dönem inşaatte, şehircilikte, anıtsal yazıtların kaydedilmesinde ve birçok alanda Maya uygarlığının dorukta bulunduğu ve zihinsel ve sanatsal alanda büyük bir gelişimin yaşandığı dönemdir. Bu dönemde Avrupa’da ve dünyanın diğer yerlerindeki toplumlara kıyasla birçok bakımdan ileri bir düzeyde idiler. Bu döneme teokratikdönem de denir. Dönemin bu adı almasının nedeni siyasi gücün dinsel grupların elinde bulunmuş olması, tüm ekonomik, kültürel ve sosyal yaşamın dini eksen alarak gelişmiş olmasıdır.

Din adamı grupları, klasik dönemin Maya devletlerinin yönetimi üzerinde, yani yöneticileri üzerinde daima önemli bir nüfuz gücüne sahip olmuşlardır. Ayrıca bir de soylu sınıfı bulunmakla birlikte, gücü ellerinde tutan muharip sınıftı (komutanlar). Din adamları yönetim üzerinde etkili olmakla birlikte, asla yönetici olmamışlardır; Mayalar’ın yöneticilerinin din adamları olduğu imajı kentlerin birbirleriyle sürekli savaş halinde olduğunun anlaşılmasıyla yıkılmıştır.

Bu dönemde temel ekonomik etkinlik tarım olduğundan söz konusu sosyal sınıflaşmada tarımcılar sınıfı da yerlerini almışlardır. Bu dönemde deniz ticaretinin de gelişmiş olduğu sanılmaktadır. Bulgular, Mayalar’ın Orta-Amerika’lı olmayan halklarla da ticaret yapabilmiş olduklarını göstermektedir; örneğin Chichen Itza’da Panama altını bulunmuştur.

 Bu döneme ait arkeolojik sit alanları içinde en tanınanları şunlardır: Tikal, Uaxactún, Piedras Negras ,Cancuén, Caracol, Yaxhá, Naranjo, Xultún, Río Azul, Naachtún, Dos Pilas, Machaquilá, Aguateca,Palenque, Yaxchilán (okunuşuyla Yasçilan), Kankí, Bonampak, Quiriguá , Tulum, Edzná, Oxquintok, Ceibal, Xamantún,Copán (okunuşuyla Kopan), San Andrés, Yaaxcanah, Cobá, El Cedral, Ichpaatún, Kantunilkín, Kuc (Chancah), Kucican, Tazumal, Las Moras, Mario Ancona, Muyil, Oxlakmul, Oxtancah, Oxhindzonot, Pasión de Cristo, Río Indio, San Antonio III, Nohkuo Punta Pájaros, San Manuel, San Miguel, Punta Molas, Tamalcab, Templo de las Higueras, Tupack, Xlahpak, Tzibanché ve Kohunlich.

Petén bölgesinin bu dönemde etkinliği artmış iki önemli merkezi Uaxactún ve Tikal’dir. Bunlardan Tikal’in (Guatemala) 25 km kuzeyinde yer alan Uaxactún (M.Ö. 600 –M.S. 889) bölgedeki en eski Maya tapınağının bulunduğu ve “sahte kubbeli tavan”ın varlığının ilk gözlemlendiği sit alanıdır.

Günümüzde bir orman içinde kalan Tikal (M.Ö. 800 –M.S. 869) ise Teotihuacan etkisi göstermekte olup en parlak zamanında 100.000’e varan nüfusuyla “geç klasik dönem” Amerika’sının en büyük kenti olmuştur. Meksika Körfezi’ne ve Karayip Denizi’ne dökülen ırmak sistemlerinin ortasında bulunan bu merkez, karmaşık bir ticari ağa bağlı olup stratejik bir öneme sahip olmuştur.

Honduras’taki, M.S. 736’ya doğru en parlak devrini yaşayan Copán kenti ise Maya dünyasının bilimsel merkezi olmuştur. Gökbilimnin son derece ileri olduğu bu merkezde “tropikal yıl“ın süresi saptanabiliyordu, takvim konusunda günümüzde kullanılanlar kadar kesin sonuçlar verecek sistemlere vetutulma tablolarına sahip bulunuyorlardı. Eric Wolf, “Orta Amerika halkları ve kültürleri” eserinde Copán’da Mayalar’a özgü olmayan ilah Tláloc tasvirlerine rastlandığını belirterek, Copán kenti gibi diğer Maya kentlerine de bu dönemde Maya’lara özgü olmayan yabancı öğelerin girmiş olduğuna dikkat çeker.

Campeche’deki (Meksika) Calakmul ve Quintana Roo’daki (Meksika) Cobá kentleri de bu döneme aittir. Calakmul’da 100’den fazla stel (dikilitaş) keşfedilmiştir ve M.S. 623’te parlayan Cobá ise Yukatan Yarımadası’nın kuzeydoğusundaki teokratik merkezden daha eski olan bir teokratik merkezi oluşturmuştur.

Beş gölün kıyılarında yer alan Cobá milattan sonraki ilk yüzyıllarda, temel etkinliği tarıma dayalı, küçük bir yerleşim birimi olup kırsal kesime özgü bir sosyal yapılaşmaya sahipti. M.S. 400 ile M.S. 1000 yılları arasında nüfusunun artmasına paralel olarak ekonomik ve siyasi gücünü arttırdı ve önemli bir törensel merkez haline dönüştü.

Meksikalı arkeolog Antonio Benavides makalelerinde Cobá’daki yaşamı ayrıntılı olarak betimlemektedir. 100 km.²’ye yayılmış bu yerleşim biriminin merkezi yaklaşık 2 km.² kadar bir alanı kapsıyordu. Gelişmiş bildirişim yöntemleri olmakla birlikte, ekonomik ve siyasi denetimin sağlanması için bölge gelişmiş bir yol ağıyla irtibatlandırılmıştı.

Bu bölgedeki yolların yapımına M.S. 600 ve 800 yıllarında başlanmış olmalıdır. Bu yüzyıllar aynı zamanda, Cobá’da çeşitli dikilitaşların dikildiği ve şehirciliğin inşaat alanında gelişmeler yaşadığı yüzyıllardır.

Üç törensel bina grubu yine bu dönemde yapılmıştır: Nohoch Mul, Chumuc Mul ve Macanxoc. Nüfusu o zamanlar 70.000’e ulaşan Cobá, 1000 yılına doğru Yucatan Yarımadası’nın orta kısmının, doğu kıyısının ve kuzeyinin ticaret yollarını kontrolünde bulunduruyordu.

Bir kıyı kenti olmayan ve Tulum kentinin 50 km.kuzeyinde bulunan Cobá, ayrıca, Fernando Robles’in belirttiği gibi, Honduras’la olan ticaret yolu üzerinde Xel-Há limanını denetiminde bulunduruyordu.

Maya kentlerinden Palenque’de, Palenque Harabeleri arasında “Yazıt Tapınağı” diye bilinen bir tapınak bulunmaktadır. 65 metre yüksekliğindeki Merdiven Piramidi’nin üzerinde duran ve bu yapının geniş taş tabakalar halinde yapılmış bir tabanı vardır.

1952’de bu tabakların altında eksiksiz bozulmamış bir mezar keşfedilir. Mezarın içindeki çürümüş cesedin yüzünü çok zarif mozaik bir yeşim maske kaplamaktadır. Ceset, tahta 12 yaşında çıkan ve M.S. 683 yılında 80 yaşında ölen, Güneş Lordu Pacal isimli Mayalar tarafından çok sevilen bir krala aittir. Bu hazinenin ender güzelliği yanı sıra daha şaşırtıcı olan diğer keşif mezarın kapağıydı. İsviçreli yazar Erich von Daniken kapağın ortasındaki figürün uzaygemisini yöneten bir uzaylıyı temsil ettiği teorisini ortaya atmıştır.

Bu dönemde Yaxchilán, Bonampak, Piedras Negras ve Chiapas ormanındaki Palenque gibi merkezleri olan Maya uygarlığının en parlak dönemi M.S. 695 ile M.S. 799 yılları arasındaki dönemdir. Üstteki ilk üç kentin bulunduğu bölgede Mayalar’ın birbirleriyle de savaştıklarını gösteren ilk izler bulunmuştur. Bu bölgedeki kentlerde savaçılardan, savaşlardan, tutsak alabilmek üzere düzenlenen akınlardan söz eden betimlemeler bulunmaktadır. Campeche’deki Becán tahkim edilmiş Maya kentlerine örnek olup kuru bir hendekle çevrili bulunmaktadır.

Teokratik döneme ilişkin bir başka konu da Maya dini ile Orta Meksika, özellikle Teotihuacan arasında M.S. 5.-7. yüzyılda yaşanan sıkı ilişkidir.Teotihuacan bu dönemdeki Maya merkezlerini savaş, siyasi otorite ve bilhassa kültürel etkiler ve doğal kaynaklar (temel ticari mal olan kakao) yoluyla denetiminde bulundurmuştur. Durum kısaca, “Maya kültürü Teotihuacan etkisini içine aldıktan sonra kendi gelişimine devam etmiştir” biçiminde de özetlenebilir. Tikal’de ve Kaminaljuyú’daki bina ve dikilitaşlarda bulunan bazı buluntu ve metinlerin yakın zaman önce yapılan incelemeleri, Teotihuacan’da yaşayanlar ile Mayalar arasında savaş yapıldığını ortaya koymuştur ki, bu da o dönemde gücün muharip sınıfın elinde olduğunu ortaya koymaktadır.

9. ve 10. yüzyıllar arasında uzmanların henüz inandırıcı bir şekilde açıklayamadıkları gizemli olaylar olmuştur. Mayalar, bir tür imparatorluk kurdukları bölgenin merkez kısmındaki, Teotihuacan gibi dinsel ve törensel bakımdan da merkezî olan kentleri bilinmeyen bir nedenle terk etmişlerdir. Kimi kentlerde bu ayrılış o kadar ani olmuştur ki, inşa halindeki yapılar yarım kalmıştır.

Teotihuacan’ın, sakinlerince aniden terk edilerek önemini yitirmesinin kuşkusuz bu kente sıkı biçimde bağlı bulunan merkezlerin üzerinde etkileri olmuştur. Dolayısıyla, klasik dönemin ardından, özellikle 925 ile 975 yılları arasında bir duraklama dönemi görülür.

Maya teokratik merkezlerinin çöküşü ve ortadan kayboluşu hakkında pek çok varsayım ortaya atılmıştır ki, bunlar çöküş ve kayboluş tarihlerine ilişkin olarak genellikle 750 ile 900 yılları arasını işaret ederler. Bu çöküşü açıklamak üzere ekolojiyle ve iklim değişiklikleriyle ilgili çeşitli varsayımlar ortaya atılmıştır. Bir varsayım, Mayalar’ın kullandığı tarım ürünleriyle ormanı tahrip etmelerinin ardından yaşanan ekolojik çöküşün dine veya dinsel merkeze etkilerde bulunmuş olabileceğini varsayarken, bir başka varsayım nüfusun aşırı artmasının toprak ve besin üretimi üzerinde aşırı baskı yaratmış olabileceğini varsayar.

Mayalar’ın 200 yıl süren bir kuraklık geçirmiş olması da varsayımlar arasında bulunur. Bu varsayımlar muhtemelen doğru olsalar da, teokratik merkezlerin yok oluşunu açıklamaya yeterli görünmemektedirler. Teotihuacan’ın ve ona bağlı törensel merkezlerin boşaltılmasının ardından yaklaşık yüz yıl boyunca Maya merkezleri çeşitli krizlere düşmüşler, boşalmışlar ve orman tarafından istila edilmişlerdir.

Geç klasik dönemin sonunda yaşanılan bu çöküşte, özellikle M.S. 751 ile 790 arasında varolan ittifaklar bozulmaya başlamış, komşu kent devletleri arasında ticaret azalmış ve ihtilaflar artmıştır. Klasik dönemin sonlarına doğru Meksika unsurlarının bölgeye sızmasının arttığı görülür.

Kimi araştırmacılar bu unsurların bölgeyeNahuatl dilini konuşan Toltekler’le taşınmış olabileceğini düşünmektedirler. Orta Meksika’da eski uygarlıkların çöküşüyle yaratılan boşluğu Tolteklerdoldurmuştur. Chichimec’lerle (Çiçimek okunur) akraba oldukları söylenen Toltekler, önce Tula (Nahuatl dilinde Tollan) adı verilen kente yerleştiler. Liderleri Quetzalcoatl unvanını taşıyan Topiltzin’di.

  • Mayalarda Beslenme

Mayalar’da temel besin maddesi mısırdı (Maya dilinde ixim). Mısır’dan çeşitli içecekler (örneğin atole) elde ediyor ve hamurundan (Aztek dilinde nixtamal) tamal denilen börekler ve gözlemeye benzeyen etli küçük börekler yapıyorlardı. Bu böreklerin içine et, sebze ya da her ikisi birlikte konurdu. Diğer önemli besin maddelerinin kaynağı kakao idi; tohumundan sağlanan hamur, maddi durumu süt alabilmeye müsait olmayanlarca suyla karıştırılarak bir içecek (çikolata, Nahuatl dilinde xocolatl) elde edilirdi.

Suyu saf haliyle içmeye alışkın değillerdi, suyu genellikle mısırdan, meyvelerden ve diğer hammaddelerden elde edilenlerle karıştırarak içerlerdi. Törenlerde kullanılan balché (mayalanmaya tabi tutulmuş alkollü içecek) adlı içkiyi balché ağacının (Lonchocarpus violaceus) kabuğu ile su ve balın karışımından elde ederlerdi. Yine törenlerde kullanılan sakab adlı içkiyi ise mısır ve baldan elde ederlerdi. Tanınmış Maya yemeklerinden pozole, atole ve pinole içeriğinde yine çeşitli şekillerde mısırdan elde edilmiş içecekler bulunmaktadır. Bütün bu içecekler fincanlara konurdu ve içi boşaltılmış kabaklarda (Maya dilinde chú) taşınırdı.

Çok tüketilen diğer ürünler arasında ısırgan (vitamin bakımından çok zengindir), sakız (Manilkara zapota ağacından elde edilirdi), tuz, fasulye, Capsicum chinense biberi ve hem çiçeklerinden, hem tohumlarından ve hem de meyvesinden yararlanılan helvacı kabağı (Cucurbita maxima) sayılabilir.

Mayalar’ın tanıdığı, Maya bölgesinin faunasında hayvanlar arasında, kızıl geyik, pekari, armadillo, denizineği, tavşan, “çıplak Meksika köpeği” (Xoloitzcuintl), tapir, bayağı yaban domuzu, maymun, sülüngiller, güvercingiller, hindi (kuş), iguana, balık, istiridye ve diğer kuş ve memeliler sayılabilir.

Bu hayvanların bazılarından besin maddesi olarak yararlanıyorlar, bazılarını da ayinlerde kurban ediyorlardı.

  • Mayalarda Mimari

Mayalar’ın evlerde yaşama düzeninde alışılmış tek aileli evlerin (tek ailenin bireylerine mahsus ev) yanı sıra “çok aileli ev”ler (aralarında kan bağı olan, sosyal konumları önemli kişilerin bir arada yaşadıkları ev) de görülür. Tek aileli evlerin örneklerine Tulum arkeolojik sit alanında, çok aileli evlerin örneklerine de Kohunlich’de rastlanır.

Evlerde inşa maddesi olarak tahta, taş ve bir tür harç kullanılmaktaydı. Konutlar esas olarak üç kısımdan oluşurdu; yatak odası, mutfak ve ambar. Bunlara kimi zaman çalışma odası (atölye) ve banyo eşlik ederdi. Bu yapılaşmanın tipik örneklerine Joya de Cerén’de rastlanır. Somyalar duvarlara tutturulurdu, şilteler pamukla doldurulurdu. (Hamak, Haiti Karayiplileri’nin icadı olup bölgeye İspanyollar’la gelmiştir.) Bazen de “yer yatakları” üzerinde uyurlardı. Bu tür odalarda havalandırma ve aydınlık pek olmazdı, çünkü pencere bulunmazdı. Odalar genellikle uyumak ve eşya veya malları saklamak üzere kullanılırdı. Evler genellikle, meyve ağaçları olan bahçelere sahipti. Rahipler ve soylular ise kent merkezindeki kalelerde, piramitlerdeve tören tapınaklarında ikamet ederlerdi.

  • Mayalarda Kıyafetler

Halkın büyük bir kısmı zamanlarını tarım etkinliklerine ayırırdı; bu yüzden tarlada çalışma koşullarına uygun giysiler giyerlerdi. Giyim, sosyal düzeye de bağlıydı. Çoğunluk genellikle sade giysileri tercih ederdi. Kadınlar genellikle bir huipil  (Orta Amerika’ya özgü, işlemeli,renkli motiflere sahip bluz) ya da bir etek ve manto, erkekler patí denilen bir kısa pantolon giyerlerdi. Buna karşılık, ayaklarında deri sandal olan, değerli taşlar ve tüylerle süslü, desenleri zengin, ihtişamlı giysiler giyen soylular, sedefle ve değerli taşlarla süslü ağır kemerler, kolyeler ve başlarına tüylerden yapılmış takılar takarlardı.

Soyluların giydikleri diğer giysiler, deniz kabuklularıyla veya salyangoz kabuğuyla süslü, geometrik desenlere sahip, jaguar derisinden veya pamuktan yapılma ceketler, uzun veya kısa mantolar ve eteklerdir. Ayrıca, rahipler ve bazı soylular, yeşim taşından, kuvarsdan ve altından yapılma son derece büyük kulaklıklar (kulak takısı), buruna takılan halka türü takılar, bilezik ve yüzükler takarlardı. Kimi zaman alt dudağın altına da bir takı takmayı ihmal etmezlerdi.

Diğer aksesuarlar arasında, şapka, taç, konik bere, baş örtüsü ve pampa otu (Cortaderia selloana) sayılabilir. MÖ 900 yıllarına kadar kutsal yerlerde ve birçok sahada çok sık kullanılan yeşim taşı, sonraları kaybolmamakla birlikte, kuyumculukta, özellikle altın işlemede kullanılmaya başlanmıştır.

Bonampak duvar resimleri zenginlik ve şatafat gösteren bu giysilerin törenlerde olduğu kadar savaşlarda da kullanılabildiğini göstermektedir. Bu resimlerde savaşçıların vestiyere astıkları silahlar, kalkanlar, zırhlar ya da koruyucu yeleklerin gayet süslü oldukları görülmektedir. Giysilerini boyamak üzere kullandıkları renklendiricilerden en önemlilerinin kaynakları şunlardı:

  • Madenlerden: Atapulgita denilen palygorskite; (Mg,Al)2Si4O10(OH)•4(H2O).
  • Bitkilerden: Indigofera sufruticosa ve Indigrofera guatemalensis bitkileri. Bunlardan “Maya mavisi” denilen rengi elde ettikleri sanılmaktadır.
  • Hayvanlardan: Cochineal denilen parazit böcek. Bundan kırmızı renk elde edilirdi. Ayrıca Purpura pansa türü salyangozdan da mor renk elde edilirdi.

Ayrıca göğüs kol ve bacaklara dövme yapılabiliyor, vücuda süsleme amaçlı yaralar açılabiliyor (scarification) ve delinen dişlere kesilmiş yeşim, obsidyen vepirit gibi değerli taşlar yerleştirilebiliyordu. Ancak dövme ve deride süsleme amaçlı yaralar açma din adamlarına, beylere ve komutanlara mahsustu. Bu konularda, enformasyon kaynaklarının hatırı sayılır bir kısmı koloni döneminde bölgede yaşamış İspanyol Diego de Landa’ya dayanır. Bölgede kaldığı süre boyunca Maya belgelerinin çoğunu yok etmiş olmasına karşın, sonunda Maya uygarlığı üzerine bir kitap yazmıştır.

  1. Başlıca Maya Kavimleri
  • İtzalar (Itzálar): Adlarını muhtemelen, yarı efsanevi rehber Itzamná’dan (göğün cevheri ya da “bulutların çiyi”) almışlardır. Zamná da denilen Itzamná, sözlü gelenekte Yucatan Yarımadası’nda her şeye isim koyan ve bitkilerin tıbbi yararlarını keşfeden, Maya yazısını ve hiyeroglifleri icat eden kişidir. Öldükten sonra halkı tarafından ilahlaştırılmış, adına tapınaklar yapılmıştır. Izamal piramitlerinde gömülü olduğu söylenir. Chilam Balam’ın Chumayel metinlerine göre, Itza’lar 435 yılında güneyden gelmişler, bugün Bacalar’ın bulunduğu yerde Siyancaan Bakhalal kentini kurmuşlardı. (Syan Caan “doğmak”, bakhalal “kamışlar yeri” anlamına gelir). Uzmanlar Kohunlich sit alanındaki keşiflerin bu tarihi değiştirebileceğini düşünmektedir; çünkü burada Olmek, Chichimec ve bazı Teotihuacan etkileri taşıyan maskeler bulunmuştur. Tören alanı da büyüklük faktörü gözönüne alınmazsa Teotihuacan’dakine benzemektedir.
  • Xiú’lar: Campeche’nin (Kam-peçe okunur) kuzey ve kuzeydoğusuna, Yucatan’ın kuzeybatısına ve Quintana Roo’unu batısına yerleştiler. Yucatan Yarımadası’na Petén’den hareketle girdiler. Krallıklarının başkenti olan ünlü Uxmal kentinde yaşadılar. Bir dönemde Chichén Itzá Itza’ları ile savaştılar, efsaneye göre prens Kukulkan gelip bu krallıkların ya da kabilelerin barış yapmasını sağladı ve yeni başkent Mayapán’ı kurdu.
  • Cocom’lar: Esas olarak Quintana Roo’nun kuzeyine ve Yucatan’ın kuzeydoğusuna yerleşmişlerdi. Hegemonyalarını 1441-1461 dönemine kadar sürdürdüler. Bu tarihlerde Itza’ların soyundan gelenlerce yenilgilere uğratıldılar, bu kez de Xiú’lardan destek görmüşlerdi. 1461 ile 1500 yılları arasında aralarında hiçbir birlik ve otoriteden eser kalmayan küçük yerleşim birimleri biçiminde bir yapılanma görülür. Bu yerleşim birimleri, Xiú’lar ve Cocom’ların asla ateşkese yanaşmadan sürekli çatışma içinde olmalarının da sonucu olarak, durmaksızın savaşmış, salgın hastalıklar ve kasırgalarlada büyük darbeler yemişlerdir. Son yöneticileri Hunacc Ceel’dir. Cocom’ların soyundan gelen son bireyler Sotuta kentine yerleşmişler ve bu kenti başkent olarak benimsemişlerdir.

Mayalarda Din-İnanç Sistemi

Din, Mayalar’da yaşamın çeşitli alanlarında kendini hissettiren bir etken olmuştur; tarımsal törenlerden ve halk törenlerinden sanat ve kültüre dek etkisini hissettirmiştir. Din adamlarının, Maya uygarlığını elinde tutan ideolojiyle, siyasi denetimle yakından ilişkili oldukları ve aynı zamanda bilimi temsil ettikleri gözönüne alındığında, bu etkinin büyüklüğü daha iyi anlaşılabilir.

Maya dininin son zamanlardaki hali biraz daha iyi bilinmektedir. Klasik-sonrası dönemdeki Maya dininin üç temel özelliği; çoktanrıcı (politeist), natüralist (atmosferdeki olayları ilahlaştırma) ve düalist olmasıdır. Düalistliğinde iyi ile kötü ikilemi yapılmakla birlikte, “hayır ve şerr İlah’tandır” ilkesine sahiptir. İyilik ilahları ile kötülük ilahları sürekli bir çatışma içindedir; fakat gün ve gece, yaşam ve ölüm, dölleyen ve döllenen nasıl birbirlerinden tümüyle ayrılamazlarsa, bunlar da birbirlerinden tümüyle ayrı değildiler (yin ve yang gibi). İnsanların gelecekleri de bu çatışmadan nasibini alıyordu.

Eski Mayalar’ın din adamlarının uygulamaları onların birer şaman olduğunu da göstermektedir. Mayalar, sonradan Kızılderililer’de görülen Amerika Şamanizmi’nin özgün hallerinden birini oluşturmuşlardır. Asya Şamanizmi’yle pek çok bakımdan paralellik gösteren Maya Şamanizmi’nin en önemli farklarından biri, Asya Şamanizmi’nde transa geçmede uyuşturucu maddelerin kullanılmamasına karşın, Maya Şamanizmi’nde halüsinojen ve psikoaktif maddelerin kullanımıdır.

James Churchward, Mircae Eliade, Cihangir Gener gibi araştırmacı yazarlar, eserlerinde Amerika Şamanizmi’nin Asya Şamanizmi’nde görüldüğü gibi, birinisiyasyon içerdiğini belirtirler. Kimileri Popol-Vuh’taki ikizlerin hikâyesini sınav ve aşamalarıyla inisiyatik sürecin ilginç bir öyküleştirilmiş biçimi olarak yorumlar. Churchward’a göre, Mayalar önceleri tektanrılı Mu Dini’ne bağlı topluluklardı. Dinleri sonradan yozlaştırılmış ve sembollerin, zamanla, Mısır’daki ve Hint’teki gibi, anlamlarını anlamayanlarca ilahlaştırılması sonucunda, çoktanrılı bir din haline getirilmiştir.

Sembolizm

Özellikle erken dönemlerde inisiyatik özellikli Maya kültüründe doğal olarak ezoterik içerikli sembol kullanımı görülmektedir. Bu semboller mitolojisinegirdiği gibi, sanat eserlerine de yansımıştır.

Maya geleneklerinde diğer ulusların gelenekleriyle parelellik gösteren sembollerden bazıları şunlardır:

  • Jaguar: Orta Amerika’nın temel sembollerinden biridir.
  • Tohum: Birçok gelenekteki tohum sembolü Maya geleneğinde mısır tohumu olur.
  • Mısır: Mayalar’ın temel sembollerinden biridir. Mayalar’ın kutsal kitaplarından Popol-Vuh’ta ilk yapılan Ademler’le sonraki Ademler’in yoğurulduğu maddelerin aynı olmadıkları belirtilir. Önce toprağın kullanıldığı, verim alınamayınca, sonra tahıl (mısır) hamurunun kullanıldığı belirtilir.[104]
  • Nilüfer: Mayalar ve Dogonlar’ın sembol olarak kullandığı nilüfer eski Mısırlılar ve Hintlerin nilüferinden farklıdır.
  • Geyik: Birçok gelenekte reenkarnasyonu simgeler.
  • Köpek: Maya geleneğinde köpek, Güneş’i yolunda sevkeden ilahın sembolüdür.
  • Skarabe: Esas olarak Mısır’da rastlanan bu sembole Çin geleneğinde “Altın Çiçeğin Gizi”  adlı kitapta, Maya geleneğinde ise Chilam Balamadlı kitapta rastlanır.
  • Kartal: Şamanizm’in ve Mayalar’ın temel sembollerinden biridir. Kökeni Orta-Asya olan çift başlı kartal sembolü Hititler’de, Selçuklular’da, Mayalar’da ve sembolü sonradan resmî amblem olarak benimseyen Rusya, Avusturya ve Arnavutluk’ta görülür. (Alacahöyük kapı sfenksindeki iki başlı kartal, iki pençesiyle iki dağın üzerinde duruyor biçimde tasvir edilmiştir)
  • Üçgen: Maya geleneğinde ışığın ve tohumun sembolüdür. Uxmal tapınağındaki bir üçgenin içine, muhtemelen bir yıldızı gösterecek şekilde üç nokta konmuştur.
  • Yağmur: Rahmet anlamındaki yağmur, Mayalar’ın giysilerinde ve el yazmalarında iplerle, mimaride ise küçük sütunlarla simgelenir. (Maya geleneğindeki deyimlerden biri, Türkçedeki gibi, “yağmur sicim gibi yağıyor”dur. Maya geleneğinde yağmur yağdıran ilah, sarmal biçimli tasarlanır.
  • Yedi rakamı: Maya geleneğinde yedi rakamına yedi ışınlı taç olarak, yedi rakamının kelam ile ilişkilendirilmesine Popol-Vuh’ta rastlanır. Rakama ayrıca “göğün” yedinci katından inen, uygarlık getiren kahramanların babaları olan yedi Ahpu efsanesinde ve 12 yıldızın ortasındaki (onüçüncü) merkezî yıldızın adında (insan kalbiyle ilişkilendirilen ilahe-7) rastlanır.
  • Yer’in göbeği: Maya kutsal kitabı Popol-Vuh’ta atmaca, “Göğün Göbeği“nden “Yerin Göbeği“ne dikine iner, yılanı yutar, güneşle ilişkilendirilir, güneşe yalnızca böyle kuşların bakabildiği söylenir. Popol-Vuh’ta “Göğün” yedinci katından inen, uygarlık getiren kahramanların babaları olan 7 Ahpu, “Yerin kalbi“ne indiklerinde insan biçimine girerler.
  • Sarmal (spiral) ya da yılan: Mayalar’da rastlanılan başlıca yılan sembolleri gökyüzündeki iki başlı yılan, yedi başlı yılan, ağaçlı yılan, yumurtalarının çevresinde spiral biçimde çöreklenmiş yılan, iki “S” biçiminde kesişen çift yılan, iki noktalı (yıldızlı) yılan, veya içinde noktalar (yıldız konumları) olan “S” biçimli yılan, tüylü yılan, eski Mısır geleneğindeki gibi yaratılışla ilgili görülen ve Mısırca’daki aynı adla adlandırılan Mehen yılanıdır. Tüylü yılan (ilâh Kukulkan) kimi tasvirlerinde “S”ler çizen bir yılanla temsil edilir ve yılan içine, bir yıldızın yörüngedeki konumları gösteriliyor gibi, yuvarlak yeşim taşları yerleştirilir. Birçok gelenekte yılan kimi zaman olumlu, kimi zaman olumsuz anlamda kullanılmıştır. Yılanın Mayalar’da göksel bir sembol seçilme nedeni muhtemelen, vücudunun gök cisimlerinin yörüngeleri şeklini alabilmesi, S’ler çizebilmesi özelliğidir.
  • Yedi başlı yılan: Asya’da (Hindistan, Kamboçya) ve Mayalar’da rastlanılan, yedi başlı bir yılanı gösteren semboldür.
  • Şimşek ve yıldırım: Popol Vuh’ta şimşek ve yıldırımdan Tanrı’nın yazılı kelamı, gök gürültüsünden ise sözlü ya da sesli kelamı olarak söz edilir.
  • Merdiven: Bu sembole Mayalar’da Popol-Vuh’ta ilahların kullandığı merdiven olarak ve Chilam Balam kitabında “Yer“i ve “Göğü” yapan ilahın, göğün ve suyun ortasından geçmek için, 1.Chouen tarihinde yaptığı ilk merdiven olarak rastlanır.
  • Oniki sayısı: Maya geleneğinde sıkça rastlanılan bu sayısal sembole Popol-Vuh’ta gök ilahına yardımcı olan 12 yıldız olarak rastlanır. Mayalar bu 12 yıldızı, ortalarına güneşi andıran bir büyük yıldız gelecek şekilde tasvir ederler ki, bu merkezî yıldızla birlikte, toplam 13 yıldız olmuş olur. Fakat onüçüncü yıldız yayın ortasında olduğu için yedinci yıldız konumundadır. Bu yüzden merkezî yıldıza “ilahe-7” denir. Mayalar ilahe-7 ile insanın kalbi arasında da bir ilişki kurarlar. Uxmal’da Devin Piramidi’nde tasvir edilen 12 yağmur ilahının bu yıldız-ilahlar olduğu sanılmaktadır. Maya geleneğinde 12 sayısına ayrıca 12 boynuzlu yılan başı olarak rastlanır.
  • Güneşsel obje: Güneş’i fiziksel olarak temsil eden objelere İnkalar’da, Mayalar’da, eski Mısır’da, Şamanizm’de, Anadolu uygarlıklarında ve diğer birçokgelenekte rastlanır.
  • Gök katları: Bu Şamanist sembole Mayalar’da da rastlanır. Mayalar’da, gökyüzü anlamında kullanmadıkları “Gök katları” 13’tür.
  • Yaşam ağacı: Mayalar, “Yer” ile semavi âlem arasındaki irtibatı simgeleyen “yaşam ağacı“nı çoğu zaman iki dallı olarak, T (Tau) biçiminde tasvir ederler.
  • Daire: Maya dilinde dairenin adı aynı zamanda “yasaları koyan İlâhî İrade” anlamına gelen “Uol” sözcüğüdür.
  • Tüy: Kuş tüyünün özellikle eski Mısır, Maya, İnka, Amerika kızılderilileri ve Asya Şamanizmi geleneklerinde önemli bir yeri vardır. Hakikatin, doğruluğun, ilâhî adaletin, hafifliğin ve -göğe çıkmada kuşların en büyük yardımcı unsuru olduğundan- yükselmenin sembolü olarak kabul edilir.
  • Kuş: Mayalar’ın ve K. Amerika kızılderililerinin geleneklerinde kuş sembolü, daha çok ilahlarla ve Yaratıcı’yla ilişkilendirilmekle birlikte, ölenlerin ruhlarının kuşla simgelenmesi sembolizmi bu geleneklerde de mevcuttur.
  • Irmak: Maya geleneğinin yanı sıra, Şamanizm, Grek, Gal geleneklerinde de görüldüğü gibi, ırmaklar, cennetle ilişkilendirildikleri kadar cehennemle de ilişkilendirilir.
  • Svastika: Sembole Maya geleneğinin yanı sıra, Babil, Maya, Toltek, Orta Amerika, Hinduizm, Pueblo Kızılderilileri geleneklerinde, İdil-Ural bölgesindeki Ön-Türkler’e ait eserlerde, Alpler’de ve Anadolu uygarlıklarında da rastlanmıştır.

Yucatan’da, Le Plongeon’un Kutsal Sırlar Mabedi olarak belirttiği, üzerinde “Batı ülkeleri”nin yıkımının anısına inşa edildiğini ifade eden kabartmaların bulunduğu Uxmal tapınağındaki bir sembol, James Churchward’a göre, insanlığın ilk dinî diyagramı olan Mu kozmik diyagramı idi..


Devam Edecek..

About Adnan DAN

Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim.. Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var.. Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim.. Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..