Sitemizde 15 kategori'de 733 adet yazı yazılmış ve 226 yorum bulunmaktadır.

Oca 222017
 

Matrix filmini bilmeyen yoktur sanırım.. Eğer bilmiyorsanız mutlaka izleyin.. Hem görsel efektler anlamında gözünüz gönlünüz doyar, hemde bu yazıyı okumuşsanız hayatı sorgulama moduna geçebilirsiniz demektir.. Zira Matrix filmi aslında sadece fantastik aksiyon filmi değildir.. Nedir peki?

Önce Matrix filmini hatırlayalım (bilenler için, bilmeyenlerde öğrenmiş olsun)..

Film Matrix · Matrix Reloaded · Matrix Revolutions isimleri ile 3 film olarak yayınlandı.. Bu üç filmde aynı sanal dünyada geçer..

Kısaca 3 filmi özetlersek: Akıllı makineler insanlarla savaşa girmiş ve dünyayı ele geçirmişlerdir.. Yapılan savaşlarda gökyüzü karanlık bir tabaka ile kaplandığından makineler güneş enerjisi alamaz ve insan ırkını petekler gibi küvezlerin içine yerleştirmiş ve insanların vucutlarında bulunan enerjileri almaktadır.. İnsanlar ise bu küvezlerde ölü değillerdir.. Zira makineler Matrix denen bir sanal dünya yaratmış ve bu insanlar Matrix içinde sıradan hayatlarını beyinleri içinde sanal olarak yaşamaktadırlar..

Wikipedia anlatımı ile konu şöyledir:

Milenyum çağının ortalarında insanoğlu yapay zekaya can vermiş ve tüm yükümlülüklerini makinelere devrederek yavaş yavaş tüketim toplumuna dönüşmeye başlamıştır. Robotlar insanların verdiği tüm görevleri yerine getirmekte fakat bu canlılardan saygı görmemektedir. Bir robot sahibine direniş gösterir ve insan gibi bir zekaya sahip olduğu için insan gibi yargılanır. Dava sonucunda o ve onun modelini imha etme kararı alınır ve robotlara karşı tam bir saldırı başlar.

Sosyal ortamdaki son robot çalışmaz hale geldikten sonra diğer modeller birleşir ve dünya üzerinde bir noktada birleşerek kendilerinin “01” olarak adlandırdıkları bölgede toplanırlar. Birkaç dönem sonra üretip dünya pazarına sundukları cihazlar tüm gezegenin ekonomik dengesini bozunca durumun ciddiyetini anlayan insanlığın tüm liderleri birleşir ve robotların başlıca enerji kaynakları olan güneş’in karartılması kararını alırlar.

Savaşta insanoğlunun bedenini derinden inceleyen makineler, yok olan güneşin ardından yeni enerji kaynaklarına yönelir. Araştırmalarının sonunda insan bedenindeki ısıyı füzyonun bir türüyle birleştirip elektrik enerjisine dönüştürebilen makineler, buldukları üreyen ve kendini yenileyebilen bu yeni enerji kaynağının beyinlerini insanlığın en mükemmel yıllarını içeren Matrix adını verdikleri simulasyonla uyuşturarak bedenlerinden faydalanır ve bu şekilde karşılıklı bir yaşam döngüsü oluşur.

Bundan sonrası mükemmel bir film havasında insanların kurtulmak için Leo ( önderliğinde kurtulma çabalarıdır..

İşte Matrix felsefesi dediğimiz durumda burada başlıyor.. “Acaba hayatlarımız Matrix içindemi gerçekten?” Ne dersiniz?

Detaylıca inceleyelim durumu.. (Alttaki bilgiler izafet.net sitesinden alınmıştır..)

Matrix filmi, gösterime girmesiyle tüm dünyada büyük yankı uyandırmış ve sinemaseverlerin yanı sıra, felsefecilerin de ilgisini çekmişti. Öyle ki dünyanın çeşitli üniversitelerinde görevli, yirminin üzerinde felsefeci, editörlüğünü Pennsiylvania King’s Üniversitesi profesörü William Irwin’in yaptığı “Matrix ve Felsefe” kitabında, filmi felsefe temalarına göre yorumlamışlardı. Irwin, bu kitabı, “Bir soru yüzünden sabaha kadar uykusuz kalan herkes içindir.” şeklinde tanımlamıştı.

İşte dünyanın cevabını aradığı bu soru, filmin ana konusunu oluşturan “maddenin mahiyeti“ne ilişkindi. Matrix filminde yapay uyarılarla bir insana gerçek olmayan bir dünya, gerçek gibi gösteriliyordu. Film günümüz teknolojisiyle, yapay uyarılar ile yapay görüntüler, yani yapay bir dünya oluşturulabileceğini anlatıyordu. Filmin başrol oyuncusu, o güne kadar cam bir fanusun içinde beynine verilen elektrik sinyallerinden oluşan hayali bir dünyada yaşadığını anlıyor ve kendisini bir bilgisayar programcısı zannederken, aslında bir mekanda uyumakta olduğunu fark ediyordu.

Böylece filmi izleyenler her an gördüğümüz “yaşamımıza ait tüm algılarımızın nedeninin çok daha farklı bir kaynak olabileceğini” düşündüler. Süper bir bilgisayarın içinde sanal bir dünyada da yaşıyor olabilirdik ve böyle bir durumda hiçbir zaman farkı anlayamazdık. Beş duyumuzla algıladığımız herşeyin ruhumuza gösterilen bir görüntüler bütünü olduğu ve zihnimizin dışındaki dünyanın aslına hiçbir zaman ulaşamayacağımız gerçeğini bazı insanlar kabul etmek istememektedirler. Çünkü bu gerçeği kabul eden kişi, dışımızdaki dünyanın var olup olmadığını veya neye benzediğini asla bilemez.

Bundan en çok korku ve endişe duyanlar ve sonuçsuz tartışmalara devam edenler ise, elbette ki materyalist felsefenin fanatik bağlılarıdır. Materyalistler bilimin kanıtladığı, filmlere konu olacak kadar düşündürücü olan maddenin aslına hiçbir zaman ulaşamayacağımız gerçeğini reddetmektedirler. Çünkü onlar için tek mutlak varlık maddedir. Konuyu işleyen Matrix filminin ikinci bölümünün vizyonda olduğu şu günlerde, maddenin kendisiyle asla muhatap olamayacağımız gerçeğinin, yıllardır neden materyalistlerce hiçbir delil olmaksızın inkar edildiğini hatırlamakta fayda vardır.

Materyalizmin Sonu

21. yüzyıl, maddenin gerçeğinin tüm insanlar arasında yayılacağı, materyalizmin ise yeryüzünden silineceği tarihi bir dönüm noktası olacaktır. Önce materyalizmin genel bir tanımına bakalım: Meydan Larousse Ansiklopedisi’nin 8. cildinde maddeci felsefe şöyle tarif edilir: “Maddecilik, ‘madde‘den başka bir cevherin varlığını kabul etmeyen öğretidir. Bütün gerçekliklerin cevherini ve özünü ruhun meydana getirdiğini söyleyen ‘ruhçuluk‘un karşıtıdır…” Bu kısa tanımda görüldüğü gibi, materyalist felsefe maddeyi tek mutlak varlık olarak kabul eder ve madde dışında hiçbir varlığı kabul etmez.

Örneğin, maddeci felsefe ruhun varlığını kabul etmez, insan bilincini beynin faaliyetlerinin bir ürünü olarak görür. Ancak; bugün artık açıkça bilinmektedir ki, madde dediğimiz şeyler zihnimizde algılanmaktadır. Bu algıların zihnimiz dışında maddesel karşılıkları olduğunu bilimsel olarak göstermemiz imkansızdır. Zihnimizin dışına çıkıp madde dediğimiz şeyin aslı ile muhatap olmamız mümkün değildir. İki cümle ile özetlenen bu gerçeği kabul ettikten sonra, artık ortada ne madde, ne de maddecilik –yani materyalizm– kalmamaktadır.

Algılarımızın, zihnimizin dışında maddesel karşılıkları olduğunu farz etsek bile, bu maddelere hiçbir zaman ulaşamayacağımıza göre, hiçbir zaman görmeyeceğimiz, üstelik varlıkları bile şüpheli olan maddeler üzerine felsefe yapmanın, bunlar üzerine bir hayat görüşü bina etmenin mantıksızlığı ve gereksizliği de açıkça ortadadır. İşte materyalist felsefenin bağlılarının, maddenin ardındaki bu önemli sırrın açıklanmasından son derece rahatsız olmalarının, bu sır çok açık olmasına rağmen onu anlamazlıktan gelmelerinin temel nedeni, bu konunun felsefelerinin sonunu getirdiğini anlamalarıdır.


Tarih boyunca tüm materyalistler maddenin gerçeğinin açıklanmasından, hatta materyalizm taraftarlarının bu gerçeği anlatan kitapları okumalarından büyük rahatsızlık duymuşlar ve bunu dile getirmişlerdir.

Örneğin Rusya’daki kanlı komünist devrimin liderlerinden biri olan Vladimir I. Lenin, neredeyse bir asır önce yazdığı Materyalizm ve Ampiryokritisizm isimli kitabında taraftarlarını bu gerçeğe karşı şöyle uyarmaktadır: “Duyularımızla algıladığımız nesnel gerçekliği bir kere yadsıdın mı, kuşkuculuğa (agnostisizm) ve öznelciliğe (subjektivizme) kayacağından, fideizme (dini inanca) karşı kullanacağın tüm silahları yitirirsin; bu da fideizmin istediği şeydir. Parmağını kaptırdın mı, önce kolun sonra tüm benliğin gider. Duyuları nesnel dünyanın bir görüntüsü olarak değil de, özel bir öğe olarak aldığında, diğer bir deyişle materyalizmden ödün verdiğinde, benliğini fideizme kaptırırsın. Sonra duyular hiç kimsenin duyuları olur, us hiç kimsenin usu, ruh hiç kimsenin ruhu, istenç hiç kimsenin istenci olur.

Bu satırlar, Lenin’in büyük bir korkuyla fark ettiği ve hem kendi kafasından hem de “yoldaş“larının kafalarından silmek istediği bu gerçeğin, materyalistleri ne kadar tedirgin ettiğini göstermekte. Ancak günümüz materyalistleri Lenin’den daha da büyük bir tedirginlik içindedirler; çünkü bu gerçek bundan 100 yıl öncesine göre çok daha açık, kesin ve güçlü bir biçimde ortaya konmaktadır. Geçmişte bir felsefe veya bir yorum olarak düşünülen bu konu, tüm dünya tarihinde ilk kez bu kadar karşı konulamaz bir biçimde ve bilimsel bulgulara dayanılarak anlatılmaktadır.

Bilim yazarı Lincoln Barnett, bu konunun sadece “sezilmesinin” bile materyalist bilim adamlarını korku ve endişeye sürüklediğini şöyle belirtmektedir: “Filozoflar tüm nesnel gerçekleri algıların bir gölge dünyası haline getirirken, bilim adamları insan duyularının sınırlarını korku ve endişe ile sezdiler.” (Lincoln Barnett, “Evren ve Einstein“, Varlık Yayınları, 1980, s. 17–18)

Madde  madde Matrix Filmini Anlamak (listelist.com alıntısıdır)

  • Ünlü yönetmen Darren Aronofsky de filmin etkisinde kalanlardan. Matrix’in ilkini sinemada izleyen Aronofsky’nin filmden çok etkilendiği ve bilimkurgu sinemasının bundan sonra aynı olmayacağını hissettiği söylenir. Yıllar ünlü yönetmeni haklı çıkardı ve ilki 1999 yılında, ikinci ve üçüncüsü 2003 yılında gösterime giren film, içerdiği felsefi söylemler kadar, kullandığı teknolojiyle de dünya sinema tarihinde hak ettiği yeri aldı.
  • Gündüzleri bir yazılım şirketinde çalışan Thomas Anderson, geceleri de ‘Neo’ kod adı ile hacker’lık yapar. Matrix’i araştıran Neo, onu yok edecek ‘seçilmiş kişi’ filmdeki tanımı ile ‘the one’ olduğundan habersizdir.
  • Filmde kullanılan adların çoğu, felsefi, mitolojik ya da dini referanslara sahip. Neo, böyle bir referansa sahip değil ama harflerin yeri değiştirildiğinde adı, ‘one’ yani seçilmiş oluyor. Neo hikayede ‘mesih’ olarak konumlanırken, Ajan Smith de bir nevi ‘deccal’ olarak yer alıyor.
  • Matrix serisinde ‘seçim’ önemli bir rol oynuyor. Karakterlerin hemen hemen hepsi bir seçimde bulunuyor ve her seçim, bir sonuç doğuruyor. Neo da filmin başında kırmızı hapı seçerek, seri boyunca yapacağı seçimlerin ilkini gerçekleştirmiş oluyor. Bundan sonra yapacağı seçimlerin haddi hesabı yok. Hatta serinin finali de Neo’nun seçimi ile sonlanıyor. Bu bölümde Ajan Smith, Neo ile yaptığı dövüş esnasında neden pes etmediğini sorduğunda aldığı cevap, “Çünkü bir seçim yaptım” oluyor.
  • Yunan mitolojisinde düşler tanrısı olan Morpheus, Matrix’te de Neo’yu rüyadan uyandırıyor. Ona mavi ve kırmızı hapları sunan Morpheus, Neo’yu hiçbir şeye zorlamıyor, gerçeği göstererek seçenekler sunuyor.
  • Serinin son filmi, Matrix Revolutions’ta yer alan karakterlerden Komutan Locke’un adının referansına baktığımızda, kendimizi ilginç bilgiler diyarında buluyoruz. Filmde, Morpheus ile çatışan Kaptan Locke’un Neo’ya inanmadığını görüyoruz. Morpheus umudu, Locke da gerçekçiliği temsil ediyor. Filmde yaşanan bu çekişme, aslında Gnostiklerle Emprisistler arasındaki felsefi çatışmaya da bir gönderme yapıyor. Sezgisel bilgiye, aydınlanmaya inanan Morpheus, Gnostik; bilgiye ancak tecrübeyle ulaşılabileceğine inanan ve öyle davranan komutan Locke da emprisist tarafı temsil ediyor. Kaptan Locke adını da 17. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri olan John Locke’tan almış. Düşünür, emprisizmin temeli sayılan, İnsan Anlayışı Hakkında Makale’yi 1690 yılında yazmış.
  • Trinty, Neo ve Morpheus anahtarcıyı bulmak için önce Merovingian’a gider. Merovingian, onlara nedensellik üzerine bir söylev çeker. Ağır dövüş sahnesi öncesi, bu konuşmanı gidişatı oldukça ilginçtir. Ancak daha öncekiler ve kendinden sonrakiler gibi bu da “olsun” denilerek konulmamış bir konuşmadır. Merovingian, konuşmasında felsefi referanslar verir ve nedensellik ilkesini kendi örnekleri ile anlatır. Morpheus araya girecek gibi olur: “Her şey seçimle başlar” der. Merovingian’ın cevabı ise “Seçim bir illüzyondur” olur. Aslında Wachowski Kardeşler burada ‘seyirci al mesajı’ demiş ancak çoğu seyirci, Neo’nun tercihlerini matrixin bir parçası olarak görmeyi ıskalamıştı.
  • Matrix tarifi, günümüzde yaşadığımız sistemin tarifidir aslında. Bizler de Morpheus’un anlattığı gibi çalışır, vergimizi öder, tüketir ve ölürüz. Peki sistemin kölesimiyiz? Çok derinlere dalmadan, uzaklara gitmeden Soma’ya, Zonguldak’a, Mecidiyeköy’e, Maslak’a bakmamız, kart ekstremize ve banka kredilerimize göz atmamız cevap için yeterlidir belki de.
  • Gerçek nedir? Gerçeği nasıl tanımlarsın?” Morpheus, bu soruları Neo’ya yönelttiğinde, ondan bir cevap alma beklentisi içinde değil. Sorularla kafasını açmak istiyor. Ama kafanın açılması için önce karışması gerekiyor. Tam da bu noktada Morpheus, “Gerçeğin çölüne hoş geldin” diyerek ünlü düşünür Jean Baudrillard’a selamı çakıyor.
  • Bazen gerçek, elinizde bir kaşık tutmanıza rağmen, o kaşığın var olmadığını bilmektir. Çokça yer verilen gerçeklik söylemleri, filmin de ana dertlerinden birini oluşturuyor. ‘Gerçek nedir?’ sorusunun cevabının peşine takıldığımızda, Neo ile aynı yerde buluyoruz kendimizi. Gerçek ve sanal dünya arasındaki çizgiler silikleşip, birbirine karışıyor. Şüphesiz bu tartışma, Matrix ile başlamadı. Matrix var olan felsefi tartışmaları, beyaz perdeye oldukça başarılı yansıttı.
  • Matrix’te yer alan adların tesadüfi bir seçimin sonucu yer almadığını, hemen hemen hepsinin dini, felsefi ya da mitolojik referanslar taşıdığını belirtmiştik. Serinin üçünde de yer alan Trinity, adını Hıristiyanlık dininin omurgası sayılan ‘kutsal üçleme’den alır.
  • Matrix Reloaded’ta tanıştığımız Kaptan Niobe de adını mitolojiden alır. Daha bitmedi! Filmde Neo’ya, yani mesihe ihanet eden kişinin de adına dikkat. Bu kişinin adının da şeytanın adlarından biri olan ‘Lucifer’den üretildiğini ve Cypher olduğunu düşünebilir miyiz, bizce düşünürüz.
  • Film boyunca Neo’nun kurtarmak için türlü bedeller ödediği Zion’un adı da İncil’de yer alıyor. Hz. Davud’un ‘Tanrı’nın Kalesi’ olarak adlandırdığı şehrin adı, Zion olarak geçiyor. Filmde kullanılan isimlerin anlamları bunlarla sınırlı değil, ancak biz şimdilik burada bırakalım.
  • Neo, kapılardan geçerek rüyalarında gördüğü ışıklı odaya ulaşır. Onu, odada ‘mimar’ bekliyordur. Matrix’in yaratıcısı, Neo’yu beklediğini söyledikten hemen sonra bildiğimizi sandığımız cevapları soruya, bazı soruları da cevaba dönüştüren meşhur açıklamayı yapar. Buna göre Zion, daha önce beş kere yok edilmiş ve yeniden kurulmuştur. Haliyle Neo da beş kere kurtarıcı olmayı denemiş ama başarısız olmuştur. Neo altıncı denemesinde beklenmeyeni yapar ve başarılı olur. Neden ‘altı’ diye sorduğumuzda karşımıza, evrenin altı günde yaratıldığı inancı çıkar.
  • Matrix, gösterime girdiği dönemde felsefi yönü çokça tartışıldı. Fransa bu tartışmaların en hararetli olduğu yerlerden biriydi. Hatta ‘gerçeğin çölü’ adlı yuvarlak masa toplantısı bile yapıldı.
  • Filmde, renk kullanımı oldukça önemli. Yaratılan dünyaları betimlemede renklerden fazlasıyla yararlanmış Wachowski Kardeşler. Matrix dünyasında yeşil tonları hakimken, gerçek dünyada mavi tonlarının hakimiyeti var. Hatta bu yolla, Kahin’in Matrix’in bir parçası olduğu düşüncesi filmin başından itibaren verilmiş. Kahin’in evinde ya da giysilerindeki yeşil tonlarının ağırlığı bariz biçimde görülüyor.
  • Final bölümünde Trinity ve Neo’nun makine şehrine giderken bir an için gökyüzüyle buluşmaları ve Trinity’nin yüzündeki ifade muhteşem.
  • Morpheus, Neo’ya insan tarlalarını ve insanları ölülerin sıvıları ile beslediklerini anlattığı sahne oldukça etkileyici.

İlgili Videolar

Bunlara Baktınızmı?

  7 Responses to “Matrix Felsefesi”

  1. Gora filminden sonra matrix ile ilgili ne duyarsam aklıma gelen ilk şey “ne matriki lan, bunlar benim tansiyon haplarım” repliği oluyor 🙂 tamam vurmayın.

  2. Matrix gerçekten süper bir filmdi, kurgusu, konusu, akışı vesaire mükemmel olan bir film.

  3. Zamanının en başarılı ve sınırları zorlayan bilim kurgu filimlerinden olan Matrix efsanesi bu günlerde bile hala yazılıyor ki filmin kalitesi ve kurgusundaki başarısını hissetmemek elde değil

  4. Zamanında Tekrar Tekrar İzlenen film Matrix sanırım ilk sağlam sahne aksiyon efektleri olan filmlerden biriydi bir çok kişi taklitlerini yapmaya çalıştı 😀 Bir çok komedi filmine de konu olmuştur üzerinden geyikler yapılmıştır 🙂

  5. Her ne kadar felsefeden 3 almış olsam da benim her zaman dikkatimi çeken bir olay aslında felsefe. 3 Almış olsam da geliştirmek için kendimi sizin sitelerinize atıyorum çok teşekkür ederim.

  6. detaylı ve bilgilendirici. Teşekkürler

  7. Abi bu film ne efsaneydi gerçekten tüm zamanların en iyi filmlerinden biri bence kesinlikle izlenmesi gerekli

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir