Sitemizde 15 kategori'de 711 adet yazı yazılmış ve 95 yorum bulunmaktadır.

Eyl 012016
 

Uykusuzluğa kapatıyorum göz kapaklarımı. Gözlerim ki hep uzaklarda bir yerlerde yapayalnız batıyor… Omuzlarımda yoksul eziklikler taşıyıp, iki büklüm varlığımdan utanıyorum. Bilmiyorum alnıma ne zaman düştü bu yaralar, bu çığlıklı kabuslar, bu kuşatılmışlık, bu korkulu sallanış… Mekansızmışım… Kaybolup gitmişim içimdeki ırmaktan…

Paslı sözlerimi buluyorum beyaz sayfalarda ve kırışmış alnıma yükleyip bir bir kelimelerimi, yıkıyorum ömrümün bedelinde. Çürüğe çıkmış yanlışlarımın celladı oluyorum, gömüyorum onları ait oldukları nedenlere… Patlatıyorum irin besleyen sivilcelerin çirkin yüzünü. Gerip bedenimi çarmıha, taşlıyorum öfkemin kan kırmızı rengiyle… Kapanan demir kepenkleri yumruklaya yumruklaya vuruyorum kendimi.

Beni bana veriyor bir el… Yeminli puşt pusularından kaldırıp bedenimi sarıyor yaralarımı. Şimdi kendinden geçti özlemim. Hayallerimiz kayıyor göğsümün üstünden ve yine bir gece sabaha devrolurken, hüznün üşüyen yaprakları düşüyor gözlerimden.. Biliyorum bir yerlerde bahar var.. Biliyorum bir yerlerde kaybettiğimiz duyguların taze karlara düşen ilk izleri var. Biliyorum bir yerlerde ifadelerimizin ak yüzleri bir yürek dilimi içinde gölgeleniyorlar…

Upuzun bir yoldur yalan yolu. Üzerinden geçenleri sabıkalayan dedikoduları ile uzanır gider… Upuzun bir yoldur yalan yolu.. Başkalarının acılarından nemalananlar yüzsüz tabela suratlarıyla döşerler bu yolu. Asfaltı, yalanlarla yok edilenlerin umutlarından, kaldırımları, çalınan hayallerden yapılmıştır. Yol üstü hanlarında, dost satıcıları haraç mezat pazarlarlar tüm paylaşımları ve sofralarında ölmüş insan eti yedirip, tatlı diye sunarlar parçaladıkları kalpleri..

Seslerimizin yankısı vurdu en hassas duygularımızı ve şans denen sihir ikinci defa çaldığında kapımızı, yoktuk biz.. Yoktuk, hiç olmamışız, hiç yaşamamışız gibi, hiç dokunmamış, hiç sevmemiş, hiç gülmemiş gibi kaskatıydık. Kendi duvarlarımızı yıkmaya çalıştıkça, enkazında kaldık bölük pörçük kelimelerin.. Kelimeler ki yazamadı bizi hiç. Kader denen yazgıdan bu yana alındı bütün yarınlık cümlelerimiz.. İtirazlar dilendikçe geçmişten, sabıkalandık karanlık dosyalara ve duygularımızın romatizma ağrılarında kıvranıp durduk kimsesizliğe.

Bu kadar kolay olabilseydi keşke.

Yarıp göğsün çeperini, sökülüp atılabilseydi içsel uğultularımızın korkunç ağırlığı. Zaman bir yılan gibi sarılmazdı belki de duygularımızın boğazına. Yüzümüz kireç tutmaz, kan yürüyüp ulumazdı beynimizde. Belalar izimizi sürmez, pusular yuvalanmaz, aşk bu kadar zor, onu kaybetmek bu kadar kolay olmazdı. En sevdiklerimize bu kadar puşt, nefret ettiklerimizle bu kadar dost olmazdık. İyiliğe bu kadar düşman, kötülüğe bu kadar kucak açmazdık..


Mutluluklarımızı iyi niyetli temennilere emanet edip yol yorgunu duygularımızı kazıyarak duvarların kirli yüzüne, ölesiye ağlamak var. Ağlamak hiç durmadan, eğilmeden, bükülmeden, ezilmeden, utanmadan… Yalan edilmiş, talan edilmiş tüm rüyaları saklamadan, saklanmadan haykırmak var zelzeleli umutlardan. Dökülen her parçayı, dağılan, dağlanan her yarayı sırtlayıp tenin çıplak kokusuna, sarılmak var yeniden ve yeniden… Gecelere emanet edilmiş tüm yalnızlık çilelerini, çıkarıp sabahın aydınlık nefesine, uçurmak var gökyüzünün hüznüne…

Asi bir üyesi oluyorum karşı duruşlarımın. Güzel olan her şeyi özleyerek işliyorum ilk suçumu ve emanet ediyorum emanetimi suç ortağı sevdalarıma… Yüzümde ölmesinler diye aklaşmış gözyaşlarımı kirli sakallarımda tutuyorum. Gözlerimden düşüyorum gecenin yokluğuna ve kalbimin üstünde duruyor simyacı nefesim. Büyütüyorum tüm yalnızlıklarımı, öperek uyutuyorum tüm bakışlarımı. Yine ben, yine bendeki ben, çaprazdan süzüyor içimdekileri. İçimde çile odası, sorguda içimdeki ben. Çarmıha gerdikçe kalbimi, gerdikçe yaşamımın anlarını diz çöküyor duygularım. Ayrılıkların saati öyle uzun ki hiç bitmiyor. Bendeki beni peşinden sürüklüyor ve kıskanç zaman hayallerimin tınısını çalıyor.

Zamansız hüzünler uğruyor geceme, fırtınalı günlerimden kalan her şey kalbimden yuvarlanıyor. Hayata geç kalmışlığım ise çarpışıyor geleceğimle. Yenik sayfaları çeviriyorum beynimde, borçlusu çıkıyorum acıların. Her gidişin ardından hazırlıksız yakalanıyorum günahlara, günahlarım ki sevaplarımdan doğuyor ve her haksızlığa savunmasız yakalanıyorum. Her uçurumun bir yalnızlık olduğunu bile bile bırakıyorum kendimi dipsiz boşluğa. An geliyor tırmanıyorum hiçliğe inat. An geliyor parçalanmış tüm duygularımı topluyorum. An geliyor avazımı koparıp sesimin çığlığından özgürlüğe haykırıyorum. Tılsımlı vaatlerden umutlanmak değil benim ki, benim ki tüm umutlara erken kapılmak. Biliyorum, yoruldum dedikçe büyüyor kavgam. Biliyorum, yeter dedikçe direniyorum. Biliyorum kimsesiz acılardan kurulmuyor gelecek, ama ben yaşamadıklarıma susuyorum.

Hepimizin bir hikayesi var. Hiçbirimiz kendi hikayelerimizi kendimiz yazmıyoruz. Hep bir neden var başlamak için ve her başlayan hikayenin bir sonu var. Bilinmezlikle başlıyor her hikaye. Hepimiz kendi hikayelerimizin hem kahramanı hem de kurbanlarıyız çoğu zaman. Bazen kurbanlarımız kahraman, bazen de kahramanlarımız kurbanımız olur. Değişen rollerin, değişmeyen kaderleri yazılıdır vakitlere. Hepimiz kendi hikayelerimizi belki de bu yüzden seviyor, bu yüzden nefret ediyoruz.

Kendi iç vurgunlarımızda sorguya çektiğimiz her şeyin çığlık çığlığa direnmesi de olmasa, hepten yok olacağız dipsiz kuyularda. Çünkü çığlık, kabul etmesek de vicdanlarımızın kapısıdır. Kapılarımızı yumruklayanlar ise dost… Vicdanımızın kapıları çalındıkça unutmayacağız insana dair olan hiçbir şeyi. Çaldıkça hatırlayacağız bize ait olan gerçeği. En çok da biz olmayı…

En usta hırsızdır zaman ve geride yıkık dökük bedenlerimizde kalan izlerine bir tutam merhemdir… Kıymıklanmış kalplerimizden sızan acılarımız ise faili meçhul… Suçüstü yakalanan yine hep kendimiz… Oysa bilmeden yaşamak ve suçlamak gelmişi geçmişi… Ulanlı zamanlarımızda, ana avratlı sövmüşlüğümüzü kıytırık bıçkınlığımıza verdiğimiz yıllar gibi yine yazıktır…

Sevmenin, insanın insana vurgun olduğunu unuttuğumuz anlarda kaybettik vicdanlarımızı. İçsel zayiatlarımızın yükünün büyümesi belki de hep bundan. Bundan hep yüreğimizin altında kalışımız… Yitirdiğimiz cümlelerimiz çoğaldıkça tükeniyor ağız dolusu kahkahalarımız, yalnızlıklarımızda bedenlerimizden yükselen iniltiler yüzümüze çarptıkça soluyor benzimiz. Yalan ettikçe hayatı yalanlaşıyor varlığımız ve iyi niyetli, niyetsiz kötülüklerimiz dikleştikçe kamburlaşıyoruz.

About Adnan DAN

Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim.. Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var.. Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim.. Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..
background