Sitemizde 15 kategori'de 772 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Mar 182017
 

Dünya ne altı günde yaratıldı ne de Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldık. Hepimiz birbirimizin oyun hamurundan yaratıldık. Her insan, bir diğerinin düşü olarak yaratıldı. Hepimizin düşlerinin ortak noktası kadının varlığıydı. Bizde nefret etmek için elimizden geleni yaptık.

İlk başta, anne diye seslendik. Toplumsal kodlar yüklenmişti, bize o bakmalıydı, bakmıyorsa suçluydu, yargılayıp, kötü olarak nitelendirmek için defalarca onu kışkırttık. Sokaktaki çocukların annesi güzel seslenirken, bazılarının annesi özgür bırakırken, biz hep yargıladık. Biri geldi ve dedi ki; kadınlık annelik değildir.

O zaman nasıl kadın olacağız diye düşündüm. Kız çocuğundan, erkek çocuğundan kadın olunur muydu? Erkek kardeşimi kadın olsun diye kitaplarla büyüttüm. Neydi bu kadın olmak, fahişe bir annenin çocuğu olmak kadınlık mıydı, bekaretini bir erkeğe teslim etmek mi kadınlıktı, kadın ve kız arasındaki sözcüğü hala tedirginlikle kurgularken, biz nerede kadın olduk ya da kadın olmayı seçmeden sahiplendik.

Biri çıktı, Simone bağırmadı, alçak sesle söyledi : Kadın doğulmaz, olunur, diye. Sonra bir baktım etrafımdaki kadınlara, hiçbiri kadın olmayı seçmemiş, sadece erkek kültürüne, kapitalizme boyun eğdikten sonra ağzına bal sürülerek, biz kadınız diyebilmiş. Hepsi de erkek çocuğu büyütmüş ve tam bir erkek annesi olarak kadınları yargılamış. En feministimiz fallardan aşklar aramış, en güçlü kadın dediğimiz fasulyeyi geceden ıslatmadığı için üzülmüş. Türkiye’de kadın olmak için, gerçekten de insan olmayı fark edebilmek gerekti. Ben kadın olarak kapladığım alanı insanlar kutlarken, gerçekten de nasıl görünüyordum. Bir kadın olarak kendimi var edebilmek için, diğer bir kadınla yarışıyor muydum yoksa ona da kucak açıyor muydum. Çocuğunu öldüren kadınları seviyor muydum, çocuğunun tacizine destek olan kadını övüyor muydum, erkekle iş birliği yapıp, insanlığa hareket eden kadınları övüyor, çalan, çırpan, arkadan konuşan, bir o kadar da yükselmek için eşitlik gözetmeden yok eden kadınları? Başka bir partinin kadın kollarını seviyor, takma bacağını çıkaracak kadar 8 Mart’ta güçlü kadınız diye bağırabiliyor muyduk?

Ben açıkçası, genelevde büyüyen bir çocuk değildim. Oradaki kadınların nasıl birbirine destek çıktığını da bilmem, oradaki kadınları da tanımam oysa. Bu yüzden oradaki duygusallık ve erkek çocuğunun – kız çocuğunun çakma duygu sömürüsünü 8 Mart’tan 8 Mart’a kabul edebilirim. Hiçbir şey yapmıyoruz, erkekler kendi işini kendi yapsın, çiçek sensin, ben kadınım demek pek güzel, ben de kadınım, çiçek de severim, çorba da severim, iyi niyet olduktan sonra, eşitlik sadece sarılmadan geçer, meydanlarda hiçbir erkeğe sarılmamış, hiçbir feminist benim gözümde erk hegemonyasının yarattığı bir düşman aracıdır. Hani Tanrı – şeytan gibi. Bu yüzden kadınlardan da erkeklerden de nefret ediyorum.


Ülkemizde hala birbirine sarılmaktan korkan erkek çocuğu – kız çocuğu var. Onlar birlikte oyun oynamak yerine birbirine zarar veriyor. Pembe renk – mavi renk, bayan değil, kadın’dan ötesi şeyler var bu ülkede. Çocuk parkları yok, kadınlar ve erkeklerin umurunda olmayan pek çok nesil yetişiyor. Biz kendi kadınlığımızı cümle aleme duyurduktan sonra rahatlıyoruz. Erken boşalma yaşıyor her fert. Bir şekilde hiçbir şeye dönüşmüyor. Dönüşüyor belki de görünürlük sağlanıyor, ertesi gün de görünürsün. Görünür olmak bir şeylerin değişeceğine nasıl yol açar ki. Eğitimler vermek yerine, kadın ve erkeği yok etmek gerekiyor. Hepsinden nefret ederek, kadının ve erkeğin sözcükleri ortaya koymadan konuşmak gerekiyor. Gözlerimizin cinsiyeti yoktur, sevdiklerimizin de yoktur, kedilerimizin cinsiyeti ise belli dönemlerde işe yarar. Demek istediğim kimseyi kutlayacak kadar ince biri değilim.

Bakın, oral seks yapmadığı için feminist, kendisine oral seks yapıldığı için feminist olan arkadaşlar. Sonuç belki de tamamen gücün kimde ve nasıl el değiştirdiğinden ibarettir. Eşitlik istiyorsak, sevmeyi ve yok etmeyi bilmemiz gerekiyor. Birlikte oyun oynayamıyoruz. Birbirimizle konuşamıyoruz. Sadece sol göğsümüzün üzerindeki mor renk ile tüm cinayetleri silemiyoruz. Her zaman bir kadından nefret ederek onu savunmamız gerek, her zaman bir erkeği sever gibi yargılamamız gerek, önceki cümledeki kafa karışıklığını şöyle özetlersem : Pozitif ayrımcılık ile hiçbir insan özgürleşemez.

Tüm anneler, tüm babalar, tüm erkek ve kadın cinsiyetleri suçludur. Tüm cinayetler sizlerin bir olmadığı için ve ikonlar yarattığınız için ortaya çıktı. Öz savunma hakkı diyerek Çilem yaratıldı. Kadın cinayetlerini durduracağız diyerek Özgecan yaratıldı. İnsan olarak hepimiz onları ikon yaratmak istedik. Şimdi ise, onları kullanarak hiçbir şey yapmıyoruz. Kadınlar hala sarma satıyorsa kadın günlerinde, iş anlamında el işi yapıyorsa ve ucuz fiyatlara kermes gibi var oluyorsa, kadın konserleriyle beraber zıplayıp, direneceğiz diyorsa, buradaki her kadından nefret ediyoruz, bunu sağlayan her erkeği de nefretle anıyoruz demektir.

Üzgünüm, bu sene daha çok kadın ölecek. 8 Mart’larda eğer tarih, felsefe ve insanın özünü kavrayamazsak, gerçekten var olmayan savaşlarla yara alacağız. İkinci Dünya Savaşı daha bitmedi. Siz farklı kadın örgütleri birbirinizden nefret ederek, farklı kadınlar, diğer kadınların zekası ile uğraşarak, erkeklerin ilkel güdülerinin sonuçlarıyla savaşamazsınız. Sizler nefret etmiyorsunuz, hanımlar – beyler, bayanlar, baylar, erkekler, kadınlar, sizler, bizler, bizler işte, siz sadece sevmiyorsunuz da. Her şeyi yarım yapmaktan oluyor bunlar. Annesiniz, sevgilisiniz, öğrencisiniz, bir şeylersiniz işte ama hiçbir zaman bir değilsiniz. Facebook ve instagram üzerinden kadınız, erkeğiz. Üzgünüm, ölene kadar hiçbir 8 Mart diğerinden farklı olmayacak ve her 8 Mart’ta bir kadın olarak, bir erkek olarak, bir çocuk olarak, sizin “bir şeyler yapıyorum ben” düşüncenizden nefret ederek, sizleri anacağım.

Şimdi yatağınızda 9 Mart’a geçiş yaparak, yarın taciz edilen ve siz duyunca içiniz yanacağı haberi beklemeye başlayın, ben sizler için Schubert’ten Ölüm ve Kız’ı dinleyip, ülkemizin doğusundaki kadınların ağıtlarını, çocukların, erkeklerin ölümlerini pek çok 8 Mart’a değişeceğim. Ve anacağım. Kızgınlığımı mazur görün. Ne de olsa uykuda hiçbirimiz kadın ve erkek değiliz.

Blogda Oku

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir