Sitemizde 15 kategori'de 709 adet yazı yazılmış ve 88 yorum bulunmaktadır.

May 162016
 

  • Cihad

İslam’ın bir unsuru olarak sayılan cihad, her ne kadar Allah adına savaşmak anlamına gelse de, her zaman fiziki bir savaşı tanımlamaz  hatta büyük cihat kişinin kendi nefsiyle olan savaştır ve daha zordur. Kişinin İslam adına yaptığı farklı emek ve çabalar da cihat tanımına girebilir.

  • Kur’anda değişik cihat ayetleri bulunur.

Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.” (Tevbe suresi 29.)

Cihatçılar bir İslam devleti ve şeriata uygun toplum yapısı kurma amacıyla İslamı bir ideoloji olarak kabul eden ve bunu diğer insanlara da uygulatmayı amaç edinen, çoğunlukla bu amaçla terörist yöntemlere de başvuran kendilerini İslami akım sayan gruplardır.

  • Diğer Dinlere Bakış

İslamda dinler, İslam, Yahudilik, Hıristiyanlık ve putperestlik olarak formüle edilir. İslam’a göre Allah yanında tek din İslam’dır. Muhammed’in getirdiği din, yeni bir din değildir. O, daha önceki peygamberlerin mesajını, tekrar açıklamış ve tamamlamıştır. İslamda İbrahimî dinlerin peygamber veya kutsal kişi kabul ettiği kimseler çoğunlukla peygamber; Tevrat, Zebur ve İncil ise tahrif edilerek hükümsüz kalmış kutsal kitaplar olarak kabul edilir.

Maide suresinde Yahudiler ve kendilerine müşrikler diye hitap edilen paganlar düşman olarak tanımlanır (ayet 51) iken Bakara Suresi’nde daha yumuşak bir tutumla “Şüphe yok ki, iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler; bunlardan her kim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve iyi bir amel işlerse, elbette bunların Rableri yanında mükâfatları vardır.” denilmektedir. (2:62)

Kur’an’da İsa’dan peygamber ve “Allah’ın ruhu” (ruhullah) olarak bahsedilir, ancak Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’tan oluşan teslis inancı şirk gerekçesiyle reddedilir.

  • Mezhepler ve eğilimler

Mezhepler dini önderlerin veya toplulukların din algılarıdır. Ayrıca İslamda siyasi etkenler gibi değişik sebeplere dayanan mezhepsel bölünmeler de olmuştur. Bunlardan Babilik ve bahailik gibi derin inançsal ayrılık gösteren bazıları İslam orijinli bağımsız dinler olarak değerlendirilebilirler. Bunun dışında dini önderlerin yerleşik hale gelmiş farklı anlayış ve yorumlarından kaynaklanan mezhepler vardır.

Geleneksel Sünni-Şii mezhepleri dışında islam dünyasında etkinliğini devam ettiren başlıca akımlar Batıni – Sufi eğilimler,Selefi-Vahhabi akımı Ahmediyye, Kur’ancılar, Yezdanilik gibi akımlardır.

Muhammed Ebu Zehra, daha sonra klasikleşen Mezhepler Tarihi adlı kitabında İslam dini mezheplerini üç kategori altında işler: Siyasi mezhepler, itikadi mezhepler ve fıkhi mezhepler.

  1. Siyasi Mezhepler

Siyasi mezhepler kategorisi içerisinde Sünnilik, Şia (Şiilik) ve Haricilik mezhepleri bulunur. Bu mezheplerin ortaya çıkması ve ayrışması İslam tarihi açısından önemli bir olaydır ve siyasi etkileri başta olmak üzere birçok çeşitli etkileri olmuştur.

Muhammed öldükten sonra ortaya çıkan devletin liderliği sorununda belirli bir ayrışma gerçekleşmiştir. Bazı kişiler devletin lideri, imam konumunda Ali’yi görmek istemişlerdir. Nitekim Şiilik inancına göre imamet Ali’nin hakkıdır ve peygamber bunu yaşarken ima etmiştir. Sünniler Ali’nin de imamete uygun olduğunu kabul etmekle birlikte, peygamberin yaşarken kendisinden sonra Ali’nin imam olması gerektiğini ima ettiğine inanmazlar.

Nitekim Şiilerin büyük bir çoğunluğu Ali öncesindeki 3 halifeyi kabul etmezken, Sünniler kabul eder. Şiilik ve Sünnilik arasındaki tartışma bu şekilde siyasi bir tartışma ile (kimin imam olması gerektiği) başlamış, zaman içinde iki grup ibadetler ve çeşitli akide konuları açısından da ayrışmıştırlar. Üçüncü siyasi grup olan Hariciler ise başta Ali taraftarı kişilerdi. Bununla birlikte Sıffin Savaşı sonunda hakem tayin edilmesi olayına sonradan karşı çıkmış, bu hakemliğin küfür olduğunu öne sürmüş ve ayrı bir grup olarak ortaya çıkmışlardır.

  • Tasavvuf

Tasavvuf veya Sufizm bir mezhep olmamakla birlikte, kendisine birçok farklı mezhepte yer bulmuş, çileci, zaman zaman ezoterik,monistik veya panteistik yönleri de olan tarikat ya da İslam akımıdır. Tasavvuf veya Sufi kelimelerinin kökeni konusunda ihtilaf olduğu gibi ortaya çıkışı hususunda da ihtilaf vardır. Din bilimleri açısından tasavvuf akımının hicrî ikinci yüzyıldan itibaren başladığı özellikle İslam’ın yaygınlaşması ve yeni toprakların İslam devletine katılmasıyla birlikte yaygınlaştığı bilinmektedir.

Cabir bin Hayyan, Ebu Haşim el-Kûfî ve Abduk es-Sûfî birçok araştırmacı tarafından ilk mutasavvıflardan sayılmışlardır.

Tasavvuf akımı kendisinden önce ve sonra ortaya çıkan farklı dini veya mistik akımlardan büyük ölçüde etkilenerek ortaya çıkmıştır. Nitekim tasavvuf tarihçelerinde, Antik Çağ’dan tanınmış bazı âlim ve düşünürler, özellikle Hindistan veMısır’daki gizemci bazı mezhepler ve felsefeler övülmüş, tasavvufla ilişkilendirilmiş bu felsefelerin tasavvufî düşünceyle ortak bir paydada buluştuğu ifade edilmiştir;

Örneğin, batı mistiklerinden Pisagor, birçok mutasavvıf ve eser tarafından sıklıkla övülmüş, tasavvufla ilişkilendirilmiştir. Oryantalist De Lacy O’Leary tasavvufun üzerinde oturduğu temel eylemler, davranışlar ve kavramların İslam’da bulunmadığını ve dışarıdan İslam kültürüne geldiğini iddia etmiştir. Bu fikirler mutasavvıflar arasında bazen kabul görüp, bazen görmemektir. Genelde mutasavvıflar tasavvufî görüşlerin ve kavramların Kur’an temelli olduğunu ve peygamber ile sahabe zamanında olduğuna inanırlar.

Tasavvufî düşünce kendi içinde birçok gruba ayrılır ve bu grupların her birine tarikat denir. Tarikatlar, geçmişlerinin peygamberin zamanında yaşayan Müslümanlardan birine kadar gittiğini iddia ederler ve o zamandan günümüze kadar düşüncesel anlamda önderlik etmiş şahısların bir silsilesini oluştururlar. Bazı din bilimciler Batı’daki panteistik düşüncelerle tasavvuftaki ontolojik düşüncelerin benzerliğini savunsa da, birçok mutasavvıf bunu reddetmiştir. Nitekim tasavvufta ontolojik yapı tarikatlar arası farklılık göstermektedir.

Tasavvufun temelinde sıklıkla, Allah’ın tek olduğu, sadece tanrısal anlamda değil varlıksal anlamda da tek olduğu, onun dışında hiçbir varlık bulunmadığı, evrenin ve içindeki canlı cansız her şeyin Allah’ın varlığının bir yansıması olduğu fikri yatar (Vahdet-i Vücut, Panteizm). Bu noktada ontolojik anlayış çoğu tasavvufî akımda benzer olsa da, ayrıntılarda farklar görülür.

Tasavvufta Kur’an’da hayatın her alanında zahirî (görünen) şeylerin ardında kalan daha derin bir anlam olduğu fikri egemendir. Bunun dışında özel bir zühd kavramı vardır ve mutasavvıflar hayata dair zevklerden ruhanî zevklere ulaşabilmek için kaçınmalıdırlar. Yoğun bir çilecilik anlayışı mevcuttur fakat bu çileciliğin tezahürleri tarikattan tarikata farklılaşabilir.

Tasavvufta farz ve nafile ibadetlerin dışında uzun toplu veya bireysel zikir önemli bir ibadettir. Ayrıca tasavvufta, kişinin kendisini tasavvufî anlamda geliştirmesi için, bir şeyhe bağlanması şarttır. Tasavvufa göre kişi tasavvufta ilerledikçe çeşitli varlıksal mertebelerden geçer ve sonunda kemâle erer. Ayrıca beden ve nefis doğaları gereği kötü ve hakir görülür, nefse ve bedensel ihtiyaçlara sıklıkla yenilecek bir düşman, aşılacak bir engel olarak bakılır. Buna göre Allah’ın bir parçası olan ruhun, onun varlığında farkındalığına kavuşması için bunlar şarttır. Nitekim bu da çileciliğin tasavvuftaki yerinin sebeplerindendir. Ayrıca tasavvufta Allah’a karşı duyulan ve önemli bir yeri olan aşk kavramı mevcuttur. Nitekim sıklıkla yapılan ibadetlerin cennet arzusu veya cehennem korkusu yerine bu aşk uğruna yapılması gerektiği vurgulanır. Bu aşk kavramı tasavvuf edebiyatında da kendisine önemli bir yer bulmuştur ve gerek Allah’tan gerekse Muhammed’den tasavvuf edebiyatında sıklıkla sevgili olarak söz edilmiştir.

Tasavvuf, özellikle şeyh-mürid ilişkisi ve barındırdığı çeşitli ontolojik fikirler (örneğin vahdet-i vücud) sebebiyle zaman zaman çeşitli din âlimlerince kınanmış ve hatta tekfir edilmiştir. Bu âlimlere bir örnek İbn Teymiye’dir. Gazali gibi bazı İslam âlimleriyse tasavvufî görüşe hak vermiş ve İslam dairesi içinde, saf ve hakikî bir yol olduğunu savunmuş, tasavvufun gelişimine katkılarda bulunmuştur.

Tasavvufun İslam kültüründeki yeri büyüktür ve gerek Sünnî gerekse Şii topluluklarda önemli bir yer tutar. Tasavvuf edebiyatı ve musikîsi İslam kültüründe önemli bir rol oynamıştır. Tarih boyunca birçok tanınmış mutasavvıf şair vardır ve gerek tasavvuf edebiyatı gerekse Doğu edebiyatında önemli bir yere sahiptirler. Bunlara Celaleddin-i Rumî, Şeyh Galib, Feridüddin Attar, Hâfız, Sadi Şirazi, İbn Ferid ve Yunus Emre gibi isimler örnek olarak verilebilir.

  • Dünyada Müslümanlar

İslam dini, 1.3 – 1.5 milyar inananıyla Hıristiyanlık’tan sonra dünyanın en yaygın ikinci dinidir.

Dünyadaki Müslümanların çoğu Orta Doğu’da, Afrika’nın ortasında ve kuzeyinde, Asya’nın batısı ve güneydoğusunda ve Balkanlar’da yaşamaktadır. Ayrıca Avrupa, Avustralya ve Amerika gibi diğer kıtalarda da on milyonlarca Müslüman yaşamaktadır.

Nüfusunun %100’üne yakını Müslüman olan Suudi Arabistan, Müslüman nüfusun tüm nüfusa oranı bakımından dünya birincisidir. Endonezya, sayısal açıdan dünyanın en fazla Müslüman nüfusa sahip ülkesidir. 237.5 milyon nüfusa sahip Endonezya’nın nüfusunun %85-90’ı Müslümandır. Hindistan ise sayısal açıdan dünyanın en büyük Müslüman azınlık nüfusunun (138 Milyon) yaşadığı ülkedir.

Kültür

  • İslam ve Sanat

İslamî sanatlar İslam kültürünün büyük bir bölümünü oluştururlar. İslamî sanat(lar) terimi görece yeni bir terimdir ve genel olarak modern bir kavram olarak ele alınabilir. Terim ile kastedilen İslam topraklarında üretilen, İslam kültürünün izini taşıyan sanat eserleridir; eserlerin illâ ki Müslüman için veya Müslümanlar tarafından yapılmış olması gerekmez. Nitekim birçokHindu, Hıristiyan ve Yahudi sanatçılar İslamî sanat eserleri verdikleri gibi, Müslümanlar tarafından yapılan bazı sanat eserlerinin alıcıları, sahipleri gayrimüslimdir.

Zaman zaman tarihi İslamî sanat eserleri ve sanatçılar çağdaş zamanlarda dinîden ziyade millî sanat açısından değerlendirilmiştirler; bununla birlikte bu genelde yanlış bulunur zira İslamî sanatlarda tarih boyunca ortak olan değer ve vurgu İslamdır ve sanatlar birçok etnik grubun katkısının sonucu olarak ortaya çıkmışlardır. Nitekim o dönemlerde İslam topraklarında bulunan vatandaşların da ayırıcı özelliği etnik gruplarından ziyade dinleriydi ve bu sebeple de bugün birçok tarihî İslamî sanatçının yaşadığı toprağa bakarak etnik kökenini bilmek çok zordur.

İslam itikadındaki Allah inancında antropomorfizme yer verilmemesi ve buna kesin bir şekilde karşı çıkışı, Allah’ın sureti olmadığı için betimlenemeyecek olduğu inancı Hıristiyanlıktakine benzer bir ikona ve dinî resim geleneğinin oluşmasını engellemiştir. Ayrıca İslam’da peygamberlere tanrısal özelliklerin izafe edilmemesi peygamberlerin de betimlenmesini dinî anlamda büyük ölçüde gereksiz kılmıştır. Ek olarak İslam’ın putperestliğe karşıt oluşu ve Kur’an’da putperestliğin şiddetli bir şekilde reddedilmesi özellikle heykel gibi sanatlara Müslümanların, özellikle de aktif pagan putperestliğinin devam ettiği çağlarda, mesafeli durmasına sebep olmuştur.

Bununla birlikte Kur’an’da heykel sanatına veya insan (peygamberler dahil) suretlerinin betimlenmesine, tapınmak yani putperestlik için yapılmadıkları sürece, karşıt bir ayet bulunmaz. Nitekim sonraki yüzyıllarda özellikle yeni fethedilen topraklarda var olan sanat gelenekleri ile İslam’daki kavram ve sembollerin kaynaşması sonucu, özellikle İran bölgesinde, gerek Muhammed gerekse diğer peygamberleri betimleyen görsel eserler de, nadir de olsalar, yapılmışlardır ve figüratif betimleme yedinci yüzyılın ilk dönemlerine kadar pek de sorunsal olmamıştır. Bununla birlikte özellikle peygamberin betimlemeleri dinî bir bağlamda değil de tarihî bir bağlamda yapılmıştır.


Batı’da sanatın önder türleri resim ve heykelken, İslam’da bu formlar yukarıda belirtilen sebeplerin de etkisiyle benimsenememiştir. Bunun yerine ahşap, metal işlemeciliği, dekoratif sanatlar, seramik ve cam sanatları ile ciltleme ve hat sanatları büyük yer ve öneme sahiptir. Süsleme sanatlarında özellikle geometrik ve simetrik motifler sıklıkla yer almıştır.

Gerçekçi suret betimlemesinden uzak duran İslam sanatı, daha hayalcî bir tarza sahip olan minyatür sanatını geliştirmiştir. Gerek açı, gerekse özgün stilleriyle minyatür sanatı farklı bir görsel sanat dalıdır ve İslam sanatında büyük yer tutar, başlıca figüratif sanattır. Buna ek olarak, İslam’da önemli bir yer tutan yazıyı baz alan güzel sanat türü, hüsn-ü hat, yani hat sanatı İslam toplumundaki suret karşıtlığından da yararlanarak büyük ölçüde gelişmiştir. Hat sanatında birçok tarz ve üstat geliştiği gibi, farklı İslam devletlerinde, Arap alfabesini kullanan farklı dillerde, daha farklılaşmış stiller ortaya çıkmıştır.

Hat sanatı gelişiminde zaman zaman soyut da olsa figüratif özellikler de kazanmıştır; örneğin zoomorfik hat eserlerine sıklıkla rastlanır. Özellikle hat sanatıyla birlikte anılan tezhip sanatı dekoratif bir sanat olarak öne çıkmış, Kur’an nüshalarının oluşturulmasında hat ile birlikte dekoratif ve estetik açıdan önemli bir yere sahip olmuştur. Gerek ciltcilik gerekse süsleme açısından en güzel örnekleri sunan Kur’an nüshaları olmuştur. Kur’an nüshalarında hat ve tezhibe sıklıkla rastlanırken, figüratif dekorasyonlara ve betimlemelere rastlanmaz. Bunun yerine minyatür gibi figüratif betimlemeler destan ve manzum hikâyelerin nüshalarında sıklıkla kullanılmıştır.

Bunlara ek olarak İslam sanatında mimari önemli bir yere sahiptir. İlk dönemlerde (gerek İslam öncesi ve İslam’ın ortaya çıktığı dönemlerde) İslam’ın geliştiği merkezler olan Mekke ve Medine’de mimari açıdan gelişmemiş şehirlerdi. Özellikle İslam devletinin yönetiminin saltanata geçişinden sonra, yapılan fetihlerle de mimariye olan ilgi artmış, zaman içinde farklı toprakların mimarisinden de etkilenerek farklı mimari stillerde camiler, mescitler, medreseler, saraylar, köprüler ve kervan saraylar yapılmaya başlanmıştır.

İslam’a has ibadet yeri olan camilerin mimarisi özellikle İslam mimarisi içerisinde önemli bir rol oynamıştır; ilk fethedilen topraklarda, özellikle Suriye’de, kiliseler camiilere çevrilmişken daha sonra fethedilen yeni topraklarda ve kurulan yeni şehirlerde Müslüman camiler inşa etmeye başlamışlardır. Farklı iklimlerden ve etnik kültürlerden etkilenerek camii mimarisi bölgeden bölgeye farklılık gösterir. Bu tip (cami, medrese vs.) dinî mekânların mimarisinde suret betimlemesine pek yer verilmez, bunun yerine dekoratif, sık sık geometrik ve arabesk türde süslemeler mevcuttur. Bununla birlikte dinî olmayan seküler mekânların mimarisinde suret betimlemelerine yer verilmiştir; örneğin özellikle eski hamamlarda ve saraylarda buna rastlanır. Bununla birlikte seküler mekânlar zaman içinde dinî mekânlar kadar iyi korunmamıştır.

Tekstil bazlı sanatlar da İslami sanatlar açısından önemli bir yere sahiptirler. Ticari açıdan da büyük bir gelir kapısı oluşturan tekstil üretimi çok gelişmişti ve çok çeşitli ham maddeler kullanmaktaydı. Halılardan çok amaçlı kumaşlara, tülbentlere kadar birçok farklı tekstil ürünü farklı tarz ve tekniklerle dokunarak hazırlanır,önemli bir kısmı ithal edilirdi. Nitekim Orta Çağ’da kiliselerde azizlerin kemiklerinin sarılıp saklandığı işlemeli kumaşların çoğunluğu İslam topraklarından gelmekteydi ve bugün varlığını sürdüren bu kumaşlar o dönemlerdeki İslam kumaş sanatlarının güzel örneklerini oluşturmaktadır.

  • İslam ve Bilim

İslam’ın yoğun bir şekilde yayıldığı ve İslam devletlerinin yükselişte olduğu İslam’ın altın çağlarında İslam topraklarında birçok bilim insanı yetişmiş ve bilimsel faaliyetler çok yoğunlaşmıştır. Bilim anlamına ve İslam kültüründe önemli bir yere sahip olan özgün terim ilmdir ki bu sözcük Türkçede de bilim anlamında, ilim şeklinde, eskimiş olsa da, yer almaktadır. İlm terimi aslında “bilgi” anlamında da kullanılır. Her iki anlamı da İslam ile bütünleşmiştir ki nitekim İslam literatüründe ve zaman içinde İslam tarihinde İslam öncesi ve ilk vahyin geldiği döneme Cahiliyye Devri (veya Cahiliyye Dönemi) denir.

İslam devletlerinde ortaya çıkan bilimsel anlayışlara, bulgulara ve bilim insanlarının bütüne zaman zaman İslamî bilimler dendiği olur; bununla tam olarak neyin kastedildiği zaman zaman tartışma konusu olmuş olsa da genel olarak Müslümanlar tarafından yapılan bilimsel çalışmaların bütünü anlamındadır. İslamî bilimsel çalışmalar ve bilim insanları, Arap bilimsel çalışmalar ve bilim insanları olarak görülmemelidir; her ne kadar ortak dilleri Arapça olsa da bu dönemdeki bilimsel çalışmaları yapan kişiler birçok farklı etnik gruptan gelmekteydi ve ortak noktaları etnisiteden ziyade İslam devletlerinde yaşayan Müslümanlar olmalarıydı.

İslamî bilimsel gelişmeler ve bilim tarihinde Yunan filozoflarının eserlerinin İslam kültürüne girişi ve çevrilmesi önemli bir yer tutar ve 8. yüzyılda gerçekleşmiştir. Nitekim daha sonra Batılı kaynaklar bu filozofların birçoğunun unutulmuş veya kaybolmuş eserlerini İslam devletlerinde bu eserlerin varlıklarını sürdürmeleri sayesinde keşfetmiş olduğu gibi Müslüman bilim insanlarınca bu bilgiler ışığında ortaya konan bilimsel yenilik ve keşifleri de tanıma fırsatı bulmuştur. Yunan filozoflarının eserlerinden büyük ölçüde etkilenen ve diğer bazı dış faktörlerden de beslenen bir İslam felsefesi ve bilimleri geleneği oluşmuştur. Farabi, İbn-i Sina ve İbn-i Rüşd tanınmış ve önemli İslam filozoflarındandır.

İslam felsefesi içinde birçok akım oluşmuştur, bunların bazısı İslam’ın ana hatlarını kabul ederken bir kısmı reddetmiştir; örneğin materyalist bir felsefeyi savunan Maddeciler veya Dehriyyûn Tanrı’nın varlığını reddederlerdi Bununla birlikte, İslam felsefesi içerisinde oluşan akımların büyük bir kısmı İslamî temelleri benimsemiş, İslam ile Yunan filozoflarının görüşlerini kaynaştırmaya ve uzlaştırmaya çalışmıştır. Bu açıdan çıkan en büyük ve en çok tartışma yaratan meselelerden bazıları ahiretin salt ruhanî mi yoksa bedensel de mi olacağı, evrenin ezelî olup olmadığı ve dolayısıyla creatio ex nihilo (Tanrı’nın “yoktan var etmesi”) gibi meselelerdir.

Akılcı ve dış etkilerden etkilenen bir başka akım da kelam yani İslam teolojisidir. Bununla birlikte zaman içinde İslam filozofları ve kelam âlimleri ayrışmış ve sıklıkla tartışmalarda karşıt taraflarda bulunmuşlardır; İslam filozofları Yunan filozofların eserlerini ve görüşlerini İslamî bir temelde ele alıp, çeşitli nassları tevil ederken kelam âlimleri daha geleneksel bir yolu edinmiş, Yunan filozoflarının görüşlerini ikinci plana itmişlerdir. Özellikle Eşari kelamcıları bu konuda ileriye gitmiş ve bilimsel nedenselliği reddetmiştir.

Gerek Kur’an’da insanlara düşünmeyi nasihat eden ayetlerin bulunması, gerekse ilmi öven hadislerin bulunması, İslam’da genel olarak akıl ile dinin birbiriyle karşıt olmadığı fikri, fetihlerin de ardından zenginleşen ve yayılan İslam devletlerinde bilimsel gelişme buluşların artmasına sebep olmuştur. Bu sebeple, Orta Çağ başta olmak üzere, çeşitli dönemlerde İslam devletlerinde önemli bilim insanları yetişmiştir.

Bunlardan bazıları şunlardır: İbn el-Heysem, Ebu Reyhan el-Biruni, İbn Nefis, İbn Bace, İbn Tufeyl, Harezmi, Cabir bin Hayyan, Ömer Hayyam, Cezeri, İbn Haldun, Nasîrüddin Tûsî ve Takiyüddin. Batı bilim tarihinde bu bilim insanların birçoğunun buluşları daha sonradan tanınmıştır. Bu Müslüman bilim insanlarının buluşları ve çalışmaları çok çeşitliydi ve felsefeden, matematiğe, matematikten tıbba, tıptan hukuka, hukuktan astronomiye, astronomiden sosyolojiye kadar çok çeşitli ve geniş bir alanda, birçok farklı dilim dalını kapsayacak şekildeydi.

  • İslam’ın eleştirisi

İslam’ın eleştirisi değişik şekillerde yapılmıştır. Bunlar sadece Kur’an’ı temel alarak “geleneksel İslam”ın eleştirisini yapan, İslamın içinden grup kişilerin eleştirileri, Muhammed eleştirisi, Kur’an eleştirisi, Hadis eleştirisi, Şeriat eleştirisi gibi başlıklarda toplanabilir.

İslam’da inanılan birçok inanç, uygulama ve kavramın kaynakları Arap ve Orta Doğu mitolojilerinde, Zerdüştlükte, Yahudi-Hıristiyan kültürlerinde, Sümer bölgesi ve Hint kültürleri gibi Orta Doğu’ya komşu bölgelerin inançlarında bulunabilir. Bu kavramlar kısmen veya tamamen söyleyiş ve içerik değişimlerine uğrayarak İslami literatür içerisine yerleşmiş olduğu iddia edilir. Bazı araştırmalarda bir kısım İslami kavramın vedic orijinlerine dikkat çekilmiştir.

İslam’da ve diğer Orta Doğu dinlerindeki büyük oranda Sümer kaynaklı olan Evren’in ve Âdem’in yaratılışı ile Tufan mitosu aynen paylaşılır. Kur’an’da Allah’ın Evren’i 6 günde yaratıp sonra da Arş’a çekildiği anlatılır. Âdem ve eşi Havva cennette çamurdan tek bir nefsten yaratılır ve onlara Allah kendi ruhundan üfler. Âdem ve Havvaİblis’in kandırması ile nefislerine yenik düşerler ve yasak meyveyi yedikleri için cennetten çıkarılarak Yahudi inancındakine benzer şekilde 7000 yıl önce olduğuna inanılan bir zaman diliminde Dünya’ya gönderilirler. Ancak İslam’da Hristiyanlık’takine benzer bir ilk günah kavramı yoktur.

İman esaslarında yer almadığı halde inanılan pek çok anlatı ve kavram zengin İslam mitolojisi içerisinde değerlendirilir. Bunlardan bazıları;

  • Yaratılış ve tufan hikayeleri: Âdem ve Havva, Habil ve Kabil, İblis’in kovulması ve şeytana dönüşmesi, Babil Kulesi, Tufan, maymuna dönüştürülen insanlar.
  • Siyer hikayeleri: Siyer hikayeleri, içlerinde bir çok mucizeyi ve ders alınması istenen olay ve korkutmaları barındırır. Bir kayanın yarığından çıkan Salih’in devesi, Muhammed’in doğum mitosu, Miraç, mucizeler, kerâmetler, tanrısal yardımlar, kâfirlerin cezalandırılmaları, Fil Vakası, Ay’ın yarılması, güneşin doğuşu veya batışının bir kişi hatrına (Ali ve Muhammed) geciktirilmesi , balığın Yunus’u yutması, İbrahim’in ateşe atılması ve atıldığı ateşin bir bahçeye dönmesi, İbrahim’e gökten kurbanlık koç indirilmesi, İsa’nın göğe yükseltilmesi vb.
  • Ruhaniler ve tılsımlar: Harut ve Marut, Ruhlar, Malik, Melekler, Cinler, İfrit, Zebaniler, İblis, Şeytanlar, Huriler, vb. Ruhanilerin bir kısmı korkulan varlıklardır. Harut ve Marut’un yeryüzünde büyücülüğü başlattığına inanılır. Tılsımlar, Belirli miktarda okunduğunda ya da yazılı muska olarak taşındığında kişileri düşmanlardan, şeytanve cin gibi kötü ruhani yaratıklardan, hastalıklardan felaketlerden koruduğuna inanılan kutsal isim veya yakarışlardan oluşur. Esma-ül Hüsna, Cevşen, Celcelutiyevb., nazar ve büyü duaları.
  • Mitolojik veya yarı mitolojik kişi, topluluk, yer, nesne ve hayvanlar: Muallak taşı, Hacerü’l-Esved, Levh-i Mahfûz, Arş, Kürsi, sidret’ül münteha, gök katları, Âdem veHavva, Nuh, İbrahim, Süleyman, Belkıs, Hızır-İlyas, Lokman, İsa, Meryem, Zülkarneyn, Ashab-ı Kehf, Ebabil, Burak, Ali, Fatıma mitleri.
  • Eskatoloji / korku içerikli: Dabbetül Arz, Kıyâmet, Ahir zaman, İsrafil’in borusu, Yecüc ve Mecüc, Mehdi ve Mesih, kıyamet savaşı, Deccal, Süfyan, kabir azabı,Zebaniler, Malik, sırat, Kevser Havuzu, araf, huriler ve gılmanlar vb.

İlgili Videolar


Ek Okuma

  • Diyanet İşleri Başkanlığı resmî sitesi
  • İslamiyet.org
  • O’Leary, De Lacy. “İslam Düşüncesi ve Tarihteki Yeri”. 114. Ankara Ü.İ:F. Yayınları. Ankara, 1971.
  • Ateş, Süleyman. “Sülemi ve Tasavvufi Tefsiri”; 1. Sönmez Neşriyat. İstanbul, 1969.
  • Güngör, Erol. “İslam Tasavvufunun Meseleleri”. 50-63. Ötüken. İstanbul, 1984.
  • Kurtkan, Amiran. “Sosyolojik Açıdan Tasavvuf ve Laiklik”. 38-39. Kutsun Yayınevi. İstanbul, 1977.
  • Kılavuz, A. Saim. “Anahatlarıyla İslam Akaidi ve Kelam’a Giriş”. Ensar Neşriyat. İstanbul; 1987.
  • Taylan, Necip. “Anahatlarıyla İslam Felsefesi”. Ensar Neşriyat. İstanbul; 2000.
  • Historical Atlas of the Islamic World. Derby, United Kingdom: Cartographica, 2004. Gale Virtual Reference Library. Gale.
  • Esposito, John

About Adnan DAN

Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim.. Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var.. Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim.. Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..
background