Sitemizde 15 kategori'de 769 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

May 042016
 

Istanbul,_Hagia_Sophia,_Allah

İslâm, İslâmiyet veya Müslümanlık (Arapça: Bu ses hakkında الإِسْلاَم / El-İslām), tek tanrı inancına dayalı en yaygın Semavi dinlerden biridir. İslam, peygamberi Muhammed aracılığıyla 7. yüzyılda ortaya çıkmış ve yayılmaya başlamıştır. İslam dinine inanan kişilere iman etmiş, inançlı anlamında mü’min veya Allah’a teslimiyet gösteren anlamında Müslüman denir. Zaman zaman gayrimüslim kaynaklarda tercih edilen Muhammedîlik veya Muhammedizm tanımlaması Müslümanlarca kullanılmaz.

İslam inancına göre, İslam’ın kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’i oluşturan ayetler ve sureler Cebrail isimli melek aracılığıyla sözlü olarak Muhammed’e vahyolmuştur. İslam’ın temelinde, tevhid inancı yatar ki bu kavram Allah’ın varlığı ve birliğine inanmak anlamına gelir.

Başlarda siyasal, sonra da teolojik-kavramsal farklılıklar kazanmış olan Şiîlik ve ana akımı temsil eden Sünnilik, ana İslam mezheplerini oluşturur. Bunların altında İslam dininde fıkıh ve itîkât gibi konularla ilgili çok sayıda mezhep bulunur.

Muhammed, İslam dinini yaymasının yanı sıra daha sonraları halife ve hanedanlarca yönetilen bir İslam Devleti de kurmuştur. İleride imparatorluğa dönüşen bu devletin bölünmesiyle farklı bölgelerde yeni Müslüman devletler oluşmuştur.

İslam Arapçada “s-l-m” kökünden türemiştir  İslam kelimesi kökün etken ortaç şekli olan eslemeden türer ve “teslimiyet” anlamına gelir. Sonuçta İslam, “teslimiyet anlamına gelirken, Müslüman da “teslim olan” anlamına gelir; burada teslim olunan tek Tanrı olduğu kabul edilen Allah’tır. Sözlükte “kurtuluşa ermek, boyun eğmek, teslim olmak; teslim etmek, barış yapmak” anlamlarındaki silm (selm) kökünden türemiş olan İslam’ın etimolojisini yapan ilk âlimlerden İbn Kuteybe kelimeyi “boyun eğmek (inkıyat) ve itaat etmek” şeklinde açıklamıştır. Sonraki kaynaklara da genellikle bu açıklamalar tekrar edilmiş, “sulh ve selamet gayesiyle boyun eğmek, tabi ve teslim olmak” manaları öne çıkarılmıştır.

Müslüman sözcüğü, Arapça kökenli müslim kelimesinin Farsça dil bilgisi kurallarına göre çoğulu olan Müslimândan gelir. Ancak Türkçede tekil olarak kullanılır ve çoğulu Müslümanlardır. Müslüman sözcüğü İslam dinine mensup kişileri adlandırmakta kullanılır ve “bağlanan“, “teslim olan” anlamındadır.

  • Tarihçe

İslamiyet 7. yüzyılda peygamberi Muhammed aracılığıyla Mekke ve Medine şehirlerinde din olarak kabul görmüştür. Muhammed’in ölümünden sonra İslam Devleti’nin başına Dört Halife geçmiştir, bunlar sırasıyla: Ebu Bekir, Ömer, Osman veAli’dir. Dinin Arap Yarımadası’nda yayılma süreci de bu dönemden sonra başlamıştır. Ali’nin ölümünden sonra kısa süreliğine Müslümanların biatıyla Hasan halife olmuş fakat daha sonra elindeki gücü kullanarak Muaviye hilafeti almış, iktidara gelmiştir.

Peygamberin ölümünden sonra iktidara gelen ilk dört halifeye Sünnî yazında sıklıkla Hülefa-i Raşidin yani Doğruluk üzere bulunan Halifeler denmiş ve bazen bunlara Hasan da eklenmiştir. Bununla birlikte Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ın halifelikleri genel olarak Şii ve Aleviler tarafından tanınmaz. Haricîlerin bugün hâlâ devam eden bir kolu olan İbadiyye ise sadece ilk iki halifeyi, yani Ebu Bekir ve Ömer’i, kabul eder ve Doğruluk üzere halife olarak görür.

Ebu Bekir döneminde öncelikle peygamberin ölümü sonrası Arap yarımadasında başlayan kargaşalar giderilmiş, zaman içindeSasani İmparatorluğu ve Doğu Roma İmparatorluğu’na doğru ilerlenmiştir. Ömer’in hilafeti sırasında İslam devleti sınırları büyük ölçüde genişlemiş, Mezopotamya fethedilip ele geçirilmiş, Mısır, İran, Filistin, Suriye, Kuzey Afrika ve Ermenistan’ın çeşitli bölümleri ele geçirilmiştir.

Daha sonra üçüncü halife olarak seçilen Osman’ın hilafeti sırasında İran’ın tamamı, Kuzey Afrika’nın tamamına yakını, Kafkaslar ve Kıbrıs ele geçirilmiş, İslam Devleti topraklarına katılmıştır. Bununla birlikte kendi zamanında bazı yakınlarının önemli görevlere atanması ve diğer bazı iç sorunlar sebebiyle Osman öldürülmüştür. Osman’ın öldürülüşü ve ortaya çıkan iç savaş ortamı sebebiyle Ali’nin döneminde hilafet iç meselelere yönelmiş, çıkan iç savaşla uğraşmıştır. İç savaş ve iç gerilimler sonucunda Ali de öldürülmüş, kendisinden sonra halife olan oğlu Hasan ise hilafeti Muaviye’ye teslim etmek zorunda kalmıştır.

Muaviye İslam Devletinin başkentini Şam’a taşımış, imparatorluk benzeri bir yapının temellerini atmış, kendisinden sonra oğlu Yezid’i bu makama atayarak İslam siyasî tarihinde saltanatı başlatmıştır. Bu harekâta karşı ayaklanan Muhammed peygamberin torunu, dördüncü halife Ali bin Ebu Talib’in oğlu Hüseyin ise, Yezid tarafından gönderilen askerlerce, Kerbela’da taraftarlarıyla birlikte öldürülmüştür. Nitekim bu noktadan sonra daha katı bir Şiî ayrılması söz konusu olmuştur. Muaviye ile birlikte başlayan yeni döneme Emeviler Dönemi denmiştir.

Emeviler Dönemi‘nde büyük bölgeler zaptedilmiş, İslam Devleti İber yarımadasına kadar ilerlemiştir. Her ne kadar siyasî yayılma yükselişe geçmiş olsa da aynı şey dinî yayılma için söylenemez; nitekim bu dönemde dinî yayılmanın devletin gayrimüslimlerden aldığı vergi göz önünde bulundurularak pek teşvik edilmediği de öne sürülmüştür. Emeviler’den sonra miladî 750 yılı civarı kurulan Abbasi hükümdarlığı, Emevi hanedanlığının kontrolünü, Endülüs (İber yarımadasındaki kısım) haricindeki tüm topraklarda ele geçirmiştir. Abbasilerin iktidara gelişiyle Abbasiler Dönemi başlamış ve Abbasilerin hilafeti 750 yılından 1258 yılına kadar sürmüştür. Abbasiler zamanında hilafet başkenti tekrar değişmiş, Şam’dan Bağdat’a alınmıştır.

Emeviler ve Abbasiler döneminde yapılan fetihler sonucu ele geçirilen yeni topraklardaki halklar aynı zamanda İslam’la da tanışmış oluyorlardı. Bunun sonucu olarak zaman içinde birçok bölgeye İslam Dîni yayıldı. Önce yakın bölgelerde yaşayan İranlılar’da, 10. yüzyılda ise kitleler halinde Türkler arasında İslam yayılmaya başladı. Tüccarlar aracılığıyla Müslümanlıkla tanışan ve Müslümanlığı benimseyen İdil Bulgarları ilk Müslüman Türk devleti oldu. Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri ise Orta Asya’daki ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlı Devleti’ni, Oğuzlar ise Büyük Selçuklu Devleti’ni (1038) kurdular.

Abbasiler yönetiminde askeriyede büyük rol verilen Türklerin oluşturduğu Memlükler güçlenirken Abbasiler iki yüzyıllık hâkimiyetlerinin son dönemlerinde çöküşe geçmiştir. Nitekim 1250’de Mısır’da Memlük Sultanlığı başlamış, Memlüklerin buradaki hâkimiyeti 1517 yılına kadar devam etmiş, 1517 yılında Mısır’ı Osmanlılar ele geçirmiştir ki bu fetihten sonra Osmanlılar hilafeti kendi iktidarları olarak benimsemiş, ilan etmiş, Osmanlı padişahları aynı zamanda halife unvanını taşımıştırlar. Abbasi hanedanlığının sonu ise 1258 Bağdat’ın Moğol istilacıları tarafından yağmalanmasıyla son bulmuştur.

Endülüs‘teki Emevi kontrolü ise 13. yüzyılda düşüşe geçmiş, bölgedeki en son İslam hükümdarlığı olan Gırnata Emirliği 1492’de düşmüştür. Bunların dışında 909 yılından 1171 yılına kadar Mağrib ve Mısır’daki çeşitli bölgelere Fatimîler isimli Arap Şii (İsmailî) hanedanlığı hükmetmiştir. Hanedanlığın başındaki halife Şii İsmaili imamıydı ve bu sebeple seküler gücünün yanı sıra İsmaili İmamet anlayışında da önemli bir yere ve tarihsel öneme sahip olmuşlardır. Fatimîlerin 12. yüzyıldaki çöküşleriyle birlikte Doğu’da hükmetmiş oldukları Mısır, Suriye, Yemen ve Hicaz gibi bölgelerde Eyyûbî hanedanlığı başa geçmiştir.

1517 yılında Osmanlıların ilan ettikleri halifelik 1924 yılına kadar devam etmiş, 1924 yılında Osmanlı’nın mirasçısı konumundaki Türkiye Cumhuriyeti devletinin meclisinin (TBMM) aldığı bir karar feshedilmiş, yönetim sistemi değişmiştir. Osmanlı Devleti tarafından yapılan fetihlerle Anadolu’nun tamamı ve Balkanlarda Müslüman nüfus artmış, İslam yayılmıştır.

  • İnanç Kavramları
  • Sünnilikte inanç esasları

Sünnilikte inanç esasları, amentü (İmanın Şartları) olarak adlandırılır. Klasik kelam mezhepleri imanın şartlarından birini kabul etmeyen kişiyi kâfir veya mürted sayarlar. Kur’andan alınarak özetlenen iman esasları şunlardan oluşur:

  1. Allah‘a iman,
  2. Meleklere iman,
  3. Kutsal Kitaplar’a iman,
  4. Peygamberlere iman,
  5. Kıyamet gününe, ölümden sonra dirilmeye ve ahirete iman.
  6. Kaza ve kadere iman.
    Şiilikte inanç esasları

Şiilikte inanç esasları, usul-i din olarak adlandırılır ve genellikle 5 unsur ile tanımlanır.

  • Tevhid – Allah’ın varlığı ve birliğine inanmak,
  • Adalet – İyi ve kötü olan şeylerin bir hikmetinin olması ve olayların arkasındaki hikmetin Allah tarafından bilinirken her zaman insanlarca anlaşılabilir bir mahiyette olmaması; iyi ve kötü şeylere karşı Allah’ın insanlara iyi olanları yapmalarını emretmesi ve bunun karşılığında onları mükâfatlandırması.

Adalet Şiilikte özel bir anlam içerir. Şiilikte eşyanın bazısının doğası hasebiyle içten iyi, bazısınınsa kötü olduğu inancı mevcuttur. Olayların arkasında her daim gizli bir hikmet yatmaktadır ve kul her ne kadar bu hikmete nail olmaya çalışmalıysa da bunu tamamen anlaması pek mümkün değildir. Kişilerin yaptıkları eylemlerde hür olduklarının, Allah’ın da adalet sıfatı sebebiyle kişilerin iyi eylemlerine iyi, kötü eylemlerine karşı kötü bir sonuç yaratmasının “zorunluluk” olduğu görüşündedirler. Yani Allah adalet sıfatından dolayı iyiliği her daim iyilik, kötülüğü ise kötülük ile sonlandırır.


  • Nübüvvet – Peygamberlere iman,
  • İmamet / Hilafet – Allah’ın Ehl-i beytten olan belirli şahısları insanlığın önderi (imam, halife) olmak için önceden seçtiğine inanmak. Bu inanç dolayısıyla Sünnilikte bir çeşit kutsallık atfedilen Ali’den önceki halifeler ve Muaviye sonrası Ehli Beyt soyuna halifeliği teslim etmeyen kişiler makamı gasp eden ve ehli beyte zulüm ve haksızlık yapan kişiler olarak tanımlanırlar ve onlardan uzak durulur. (Teberra) Şii inancında Ali ve onun soyundan olan belirli kişilerin gerçek imamlar olduğuna, bunun dinî bir gereklilik olduğuna inanılır ki bu gerekli vasıflara uyan herkesin imam olabileceğini öne süren Sünni fikriyatından çok farklıdır ve iki mezhep arasındaki en büyük farktır.

İmamet unsuru Şiilikte iman esaslarından biridir. Şii mezheplerinde imamet konusu yorumlama ve kimlerin imam sayılıp sayılmayacağı hususları bazı farklılıklar arz eder. Şiilikte imamların masumiyeti, yanılmazlığı, sözlerinin dinde delil kabul edilmesi sebebiyle konu ayrıca önemlidir.

  • Mead – Kıyamet gününe inanmak.

Bunların dışında şart olarak sıralanmasa da, Şiilerde meleklere ve kitaplara inanılır. Kadere iman Şiilikte yoktur ve Kur’an’da geçmemektedir.

  • Allah

İman esaslarının birincisi ve diğerlerinin temeli Allah’a, onun varlığına, yaratıcı olarak ibadet edilmeyi hak eden tek tanrı olduğuna, onun dışında ibadet edilen her şeyin ise batıl olduğuna inanmak, yani tevhiddir. İslam’a göre içerisindeki her şeyle birlikte evrenin yaratıcısı doğma ve doğurma sıfatlarından münezzeh, tek tanrı olan Allah’tır. Varlığı ezeli ve ebedidir. Her şeye gücü yeter. Allah’a iman, İslamiyet’teki iman esaslarının birincisidir.

İslam’da tanrının özel adı olarak Allah ismi kullanılırken, kullanılan başka isimler de vardır. Bu isimlerden 99 tanesi özel bir şekilde ele alınır ve birçoğu Kur’an’da Allah için kullanılan ifadelerden köken alan bu isimlere topluca “Güzel İsimler” anlamına gelen Esma-ül-Hüsna denir.

İslami bilimlerden, Kelam, Allah inancını irdeler. Bu çalışmalar ve farklı etkenler sonucu, İslam’da bir çok kelam ekol vemezheplerinin ortaya çıktığı görülür:

  • Şii-sufi ekol: Sembolik ifadelerle Allah’ın anlatılmasını onaylar.
  • Mücessime, müşebbihe, selefi, vahhabi: Kur’an ve hadislerde geçen antropomorfik anlatımları gerçek olarak değerlendirmiş, ve Tanrı’nın bazı ad veya fiillerine insansı etkiler atfetmişlerdir. Allah’ı teşbihlerle anlatır, Ona el-yüz atfeder ve Arşta oturduğunu kabul ederler.
  • Maturidi-Eşari (Ehli sünnet): Sınırlı bir insan-tanrı benzerliğini kabul eder; görme, işitme gibi.
  • Mutezile – Cehmiyye: Tevhide aykırı bularak Allah’ın herhangi bir şekilde insana benzetilmesine karşı çıkar ve soyutlama yapar
  1. Melek Ve Ruhlar

İslam inancında, melekler Allah’ın kendisine ibadet etsinler ve emirlerini yerine getirsinler diye nurdan (tanrısal ışıktan) yarattığı üstün, nuranî ve ruhanî varlıklardır. Allah onlara özel görevler vermiştir.

Büyük meleklerden Cebrail, Allah’ın katından peygamberlere vahiy (mesaj/kitap) indirmekle; Mikâil, doğa olaylarıyla; İsrafil, Kıyamet Günü ve yeniden diriliş günü Sûr’a üflemekle; ölüm meleği olan Azrail, hayatı sona erdirmekle görevlidir.

İslam kültüründe melekler dışında, iyi ve kötülerinin bulunduğuna ve değişik kılıklara girebildiklerine inanılan cinler, bulunur. Kur’anda 72. sure Cin Suresidir ve birçok Kur’an ayetinde onlardan bahsedilir. Muhammed de insanların ve cinlerin peygamberi şeklinde vasıflandırılır.

Şeytan ve iblis Kur’anda değişik ayetlerde geçer. Müslümanlar, Besmele çekerek, her Kur’an okumaya başladıklarında (Allah’ın huzurundan) kovulmuş veya lanetli şeytanın şerrinden Allah’a sığınırlar.

  1. Peygamberler

İslamda diğer Semavi dinlerin de zaman zaman İslam olarak adlandırıldığı, yoldan çıkan ve sapıtan insanları Allah’a çağırmak için bazılarının adı Kur’an’da anılmış olan peygamberler gönderildiğine inanılır. Hıristiyanlık ve Musevilik’te aziz, din büyüğü, ata ya da siyasî şahsiyetler olarak kabul edilen bazılarından da peygamber olarak bahsedilir ve onlara dair kıssalar büyük benzerlik gösterir.

İslam’a göre insanın ve peygamberlerin tarihi ilk insan ve peygamber sayılan Âdem’le başlar. Son peygamber ise Muhammed’dir. Kur’an’da peygamberlerin sayısına dair bir ifade bulunmaz ve 25 peygamber ismen anılır. And olsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber Allah’ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar.” (Mümin: 78) Hadislerde peygamberlerin sayılarıyla ilgili çokluk ifade eden rakamlar verilir.

İslamda peygamberlerin bir takım üstün sıfatlar (zekâ, anlayış, doğruluk, günahsızlık, vb.) ile donatıldıklarına mucizeler göstererek insanları doğruya çağırdıklarına, Muhammed’in geleceğini ve Kıyamet’i haber verdiklerine inanılır. Bunlardan Adem, ilk peygamber olmasıyla; Nuh, tufan olayıyla; İbrahim, tevhid mücedelesiyle; Yusuf, kendi adını taşıyan kıssasıyla; Musa, Davut, İsa ve Muhammed ise getirdikleri şeriat ve kitaplarıyla öne çıkarlar. Musa’ya Tevrat, Davud’a Zebur, İsa’ya İncil’in indirildiğine inanılır.

İslam’da peygamberlik misyonu iki kategoride değerlendirilir: Nebiler ve resuller. Buna göre resuller kendileriyle birlikte yeni bir şeriat (dinî hükümler) gönderilen, Allah’ın elçileri olarak tanımlanır. Her resulün nebi olduğu, buna karşılık her nebinin resul olmadığı söylenir. Nebiler şeriat getirmedikleri için kendilerinden önceki son resulün şeriatına uyar. Bu anlayışta Muhammed bir resul, İslam şeriatı da son ve geçerli sayılan tek şeriattır.

  1. Kutsal Kitaplar

Müslümanlar Allah’ın peygamberleri aracılığıyla içinde doğru yolu, iyiliği ve kurtuluşu gösteren ayetler ve sözler bulunduğuna, inandıkları dini metinlere inanırlar. BunlarAdem, Şit, İdris ve İbrahim’in sahife (tablet)leri ile Musa, Davut, İsa ve Muhammed’in Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an ismi verilen Kutsal kitaplardır. Bakara suresinin 136. ayeti şöyledir:

Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rablerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”
  • Kuran

Kuran-ı Kerim İslam peygamberi Muhammed’e Allah tarafından melek Cebrail aracılığıyla gönderildiğine inanılan kutsal kitaptır. Müslümanlar Hiç şüphe yok ki, Kur’ân’ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız ayetine dayanarak Kur’an’ın orijinal olduğuna değiştirilmediğine inanırlar; Kur’an’da dini emir (farz) ve yasaklar (haram), sosyal düzenlemeler, nasihatler, teşvik ve korkutmalar ile önceki peygamberlerin hikâyeleri içerik olarak önemli yer tutar. İslam inançları ve şeriatın ana kaynağı Kur’andır.

Kur’an ayetleri sure adı verilen bölümleri oluşturur. Kur’an’da 114 sure bulunmaktadır. Kronolojik olarak Kur’an’ın ilk yazılan ayetin Alak suresinin birinci ayeti olduğuna inanılır: “Oku O yaratan Rabbinin adıyla!

Kur’an ayetlerinin ne şekilde anlaşılması ve yorumlanması gerektiği ile ilgili mezheplerin değişik görüşleri olmuştur:

  • Kur’an ayetlerinin yorumlanmasına karşı çıkan ve sadece anlaşıldığı üzere ve dış şekliyle tatbik edilmesi görüşü; Selefilik ve Zahirilik,
  • Ayetlerde derin anlam ve işaretlerin bulunduğu ve asıl anlamlarının bunlar olduğu görüşü; Batıni-tasavvufi ve hurufi görüşler,
  • Ayetlerin akıl ile yorumlanması, Akılcılar (Mutezile),
  • Ayetlerin akıl ve nakil ile birlikte yorumlanması; Hanefiler
  • Ayetlerin nakil ile yorumlanması; Nakilciler, hadis ve sünnetçi (Sünni)ler,
  • Nakli reddeden ve sadece Kur’anı kaynak kabul eden Kur’ancılar.
  1. Kıyamet ve Ahiret

Dünyanın sonu olan Kıyamet gününe, ve yeniden diriliş ve hesaba çekilme zamanı olan Ahirete iman İslam’ın temel inançlarındandır. Ahiret günü; Allah’ın insanları yeniden diriltip bir arada toplayacağı gündür. O gün insanlar ya nimetleri bol olan Cennet’e ya da elem verici azabın olduğu Cehennem’e gireceklerdir. Kur’an’da ahirete iman çeşitli ayetlerde vurgulanmış, Bakara suresi 62. ayette ise Allah’a inançla birlikte kurtuluşa erecekleri tanımlamakta kullanılmıştır:

Şüphe yok ki, iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler; bunlardan her kim Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve iyi bir amel işlerse, elbette bunların Rableri yanında mükâfatları vardır. Bunlara bir korku yoktur ve bunlar mahzun da olmayacaklardır.
  1. Kader

Kadere iman; hayır veya şer, her işin Allah’ın irade, takdir ve yaratmasıyla olduğuna inanma şeklinde tarif edilir. Sünni İslam ilahiyatında Allah’ın ezelî ve ebedî ilmi ve bilgeliğinin gereği olarak her şeyin onun bilgisi dâhilinde olduğuna ve bu bilgilerin miktar, ölçü anlamında bir deyim olarak Kur’anda da geçen, “Levh-i Mahfûz”da yazılı kader olduğuna, zamanı geldiğinde de bu bilgilerin kuvveden fiile çıktığına (kaza) inanılır.

Kader Kur’an’da imanın bir unsuru, parçası olarak geçmez. Bununla birlikte Cibril Hadisi’nin bazı sürümlerinde Muhammed imanı tanımlarken kader de geçmektedir. Kadere iman Sünni İslam âlimleri tarafından imanın şartlarından birisi olarak görülür iken, Şiilikte “usul-i din” den değildir.

Kader, kelamcılar arasında en çok tartışılan konulardandır. Kaderin iman tanımı içerisinde geçip geçmemesi gerektiği yanında, kadere karşı insan iradesinin gücü, kaderin değişip değişmeyeceği ve kader karşısında insanın sorumluluğu gibi konular uzun tartışmalara sebep olmuştur. Mutezile ve Kaderiyye mezhepleri katı kaderci Cebriyye mezhebinin tam karşısında yer almış ve kaderi reddetmişlerdir. Sünni mezhepleri ise kadere inanmayı esas almakla birlikte kelamcı gelenek, bu inanışı insanın iradesi ile dengelemeye çalışan açıklamalara yer vermişlerdir.

Devam Edecek…

İlgili Videolar

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir