Sitemizde 15 kategori'de 775 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Kas 132017
 

Deniz Kabuğu ve Sigara

Para pek çok yerde ve farklı zamanlarda icat edildi. Paranın icadı teknolojik bir dönüm noktası değil, zihinsel bir devrimdi. Bu devrim, sadece insanların ortak hayal gücünde yaşayan yeni bir gerçekliğin yaratılmasında gizliydi.

Para, madeni metaller veya banknotlar demek değildir; mal ve hizmet takasını gerçekleştirmek amacıyla diğer ürünlerin değerini sistemli olarak belirleyebilmek için insanların kullanmaya razı oldukları şeydir. Para, insanların farklı ürünlerin (örneğin elma, ayakkabı ve boşanma davası işlemleri) değerini kolayca ve hızlı kıyaslayabilmelerini, ürünleri takas edebilmelerini ve birikimlerini depolayabilmelerini sağlar. Tarihte pek çok para türü icat edilmiştir. Bunlardan en bilineni, standartlaşmış baskılı madeni paradır. Madeni para basımı icat edilmeden çok önceleri de mevcut olan para, çeşitli kültürlerde farklı eşyalar kullanı­larak gelişti: deniz kabuğu, hayvan derisi, tuz, tohum, boncuk, kumaş ve taahhütname. Deniz kabukları dört bin yıl boyunca tüm Afrika, Gü­ney Asya, Doğu Asya ve Okyanusya’da para olarak kullanıldı. 20. yüzyılın başlarında İngiliz Ugandası’nda, vergiler hâlâ bu kabuklarla ödenebiliyordu.

Modern hapishanelerde ve esir kamplarında, sigara çoğu zaman para yerine geçer. Sigara içilmeyen hapishanelerde bile mahpuslar sigarayı para olarak kabul etmeye isteklidir ve diğer tüm mal ve hizmetlerin fiyatım sigarayla ölçerler. Auschwitz’den kurtulabilen biri, kampta para olarak kullanılan sigarayı şöyle anlatıyor: “Kimsenin değerini sorgulamadı­ğı kendi para birimimiz vardı: sigara. Her ürünün fiyatı sigara bazındaydı. ‘Normal’ zamanlarda, yani gaz odalarına gönderilecekler düzenli olarak gelmeye devam ettiğinde, bir somun ekmek on iki sigaraydı, üç yüz gramlık bir margarin otuz, kol saati seksenle iki yüz, bir litre alkolse dört yüz sigaraydı!

Aslında bugün bile madeni para ve banknotlar nadir bulunan para türleridir. 2006’da dünyadaki toplam para miktarı 473 trilyon dolarken, madeni para ve banknotların toplam değeri 47 trilyon dolardan azdı.63 Tüm paranın yüzde 90’mdan fazlası (hesaplarımızdaki 400 trilyon dolardan daha fazla) sadece bilgisayarlarda mevcuttur. Buna bağlı olarak pek çok mali işlem, elektronik verinin bir bilgisayar dosyasından ötekine aktarılmasıyla, yani herhangi bir fiziksel transfer olmadan yapılır. Sadece bir suçlu ev alırken para dolu bir çanta verir, insanlar elektronik veri kullanarak mal ve hizmetleri takas etmeye oldukça isteklidir, bu yöntem pırıltılı metallerden ve gıcır gıcır kağıtlardan bile daha iyidir; hem yer kaplamaz hem de hesabını tutmak daha kolaydır.

Karmaşık ticari sistemlerin işleyebilmesi için bir tür paranın olması kaçınılmazdır. Bir para ekonomisindeki bir ayakkabıcının tek bilmesi gereken farklı ayakkabı türlerinin fiyatlarıdır, ayakkabılarla elmalar veya keçiler arasındaki değişim oranını bilmesine gerek yoktur. Para ayrıca elma yetiştiricilerini de elma isteyen ayakkabıcılar bulma zorunluluğundan kurtarır, zira herkes her an para ister, bu da belki de paranın en baş­ta gelen özelliğidir. Herkes her an para ister çünkü geri kalan herkesde her an para istemektedir, dolayısıyla parayı istediğiniz veya ihtiyacınız olan her şeyi edinmek için kullanabilirsiniz. Ayakkabıcı paranızı almaktan hep memnun olacaktır, çünkü o anda canı ne isterse (elma, keçi veya boşanma davası açmak) parayla elde edebilir.

Para insanların neredeyse her şeyi, her şeyle değiştirebilmesini sağ­layan evrensel bir araçtır. Ordudan atılmış bir asker üniversite öğrenim ücretini askerdeki birikimiyle karşılayınca, kas gücü beyin gücüne dönüşmüş olur. Bir baron destekçilerini güçlendirmek için bir mülkünü sattığında toprak sadakate dönüşür. Bir doktor kazancını avukat tutmak veya bir yargıca rüşvet vermek için kullandığında sağlık hukuka dönü­şür. Seksin kurtuluşa dönmesi bile mümkündür. 15. yüzyıldaki hayat kadınlarının erkeklerle para için yatıp, kazandıkları parayı da Katolik Kilisesi’nden endüljans (Katolik Kilisesi’nin yüzyıllar boyunca para karşılığında sattığı “günah affı) satın alırken yaptıkları gibi.

îdeal para türleri, insanların bir şeyi başka bir şeye dönüştürmesini sağladığı gibi birikimlerini saklamalarınada olanak verir. Zaman ve gü­zellik gibi pek çok değerli şey biriktirilemezken, bazı şeylerde çok kısa süreliğine depolanabilir (çilek gibi), ya da daha dayanıklıdır ama çok yer kaplar, pahalıdır ve özel tesis, bakım gerektirir. Örneğin tohum yıllar boyunca saklanabilir, ama bunun için devasa silolar inşa etmek ve buğdayı fare, küf, su, ateş ve hırsızlardan korumak gerekir. İster kağıt, ister bilgisayar bitleri veya deniz kabukları olsun, para bu sorunları çözer. Deniz kabukları çürümez, farelere yem olmaz, ateşe dayanıklıdır ve bir kasada saklanabilecek kadar ufaktır.

Birikimi kullanabilmek için depolamak yetmez, çoğunlukla bir yerden bir yere de taşıyabilmek gerekir. Emlak gibi bazı birikimler hiç ta­şınamazlar; buğday, pirinç gibi ürünlerse zorlukla taşınabilirler. Parasız bir ülkede yaşayan ve uzak bir diyara taşınan zengin bir çiftçi hayal edin. Çiftçinin birikimi pirinç tarlalarından ve evinden ileri gelmektedir, ama taşınırken yanına evini de tarlalarını da alamaz. Bunları tonlarca pirinçle değiştirebilir ama o durumda da bütün bu pirinci taşımak çok zor ve çok pahalı olur. Para işte bu problemleri çözer, para sayesinde çiftçi bütün birikimini birkaç çuval deniz kabuğu karşılığında satar ve bunu da yanında kolaylıkla taşıyabilir.

Para birikimleri kolay ve ucuz biçimde dönüştürebildiği, depolayabildiği ve taşıyabildiği için dinamik piyasaların ve karmaşık ticari ağların oluşumuna hayati derecede katkı yapmıştır. Para olmadan ticari ağ­lar ve piyasalar büyüklük, karmaşıklık ve dinamizm bakımından çok sı­nırlı kalırlardı.

  • Para Nasıl Çalışır?

Deniz kabukları ve dolarların sadece hayal gücümüzde belli bir değeri vardır. Paranın değeri kabukların veya kağıdın kimyasal yapısında, renginde ya da şeklinde değildir. Başka bir deyişle, para bir eşya değildir, psikolojik bir kurgudur ve fiziksel olanı zihinsel olana çevirerek çalışır. Peki, para neden bu kadar başarılı? Neden birisi bereketli bir pirinç tarlasını bir avuç işe yaramaz deniz kabuğuyla değiştirmek ister? Neden kar­şılığında sadece birkaç renkli kağıt alacağınızı bile bile hamburger çevirmek, sağlık sigortası satmak ve üç tane iğrenç çocuğa bakıcılık yapmak gibi şeylere razı oluyorsunuz?

İnsanlar böyle şeyleri ancak kolektif hayal güçlerinin icatlarına inandıkları zaman yaparlar. Güven tüm para türlerinin hammaddesidir. Zengin çiftçi tüm birikimini bir çuval deniz kabuğu karşılığında satıp uzaktaki yeni yere vardığında, oradaki insanların bu deniz kabuklarına karşılık kendisine pirinç, ev ve tarlalar satacağına inanırdı. Dolayı­sıyla para karşılıklı güven sistemidir, ama sıradan bir güven sistemi de­ğil: Para şu ana kadar yaratılmış en evrensel ve en etkili karşılıklı güven sistemidir.

Bu güveni yaratansa çok karmaşık ve uzun vadeli bir politik, toplumsal, ekonomik ilişkiler ağıdır. Neden deniz kabuğuna, altın paraya veya dolar banknotuna inanıyorum? Çünkü komşularım da bunlara inanı­yor. Komşularım da ben inandığım için bunlara inanıyor ve biz bunlara inanıyoruz çünkü kralımız da bunlara inanıyor ve vergi olarak bunlardan istiyor, ayrıca rahiplerimiz de buna inanıyor ve kilise vergisi olarak onlarda bunlardan istiyor.

Elinize bir dolar alın ve dikkatlice bakın. Renkli bir kağıt üzerinde bir yanda ABD Hazine Müsteşarı’nın imzası, öbür yanda “Tanrı’ya inanıyoruz” sloganını göreceksiniz. Doları bir ödeme aracı olarak kabul ediyoruz çünkü hem Tanrı’ya hem de ABD Hazine Müsteşarı’na güveniyoruz. Güvenin kritik rolü, neden finansal sistemlerimizin politik, toplumsal ve ideolojik sistemlerimize bu kadar bağlı olduğunu, finansal krizlerin genellikle politik gelişmeler sonucu tetiklendiğini ve borsanın bir günde nasıl hisse alıp satanların ruh hâllerine bağ­lı olarak inip çıkabildiğini açıklar.

Paranın ilk türleri icat edildiğinde insanların paraya bu tür bir güveni olmadığından, gerçekten değerli şeyleri “para” olarak tanımlamak gerekmişti. Tarihteki bilinen ilk para olan Sümer arpası buna iyi bir örnektir. Arpa parası Sümer topraklarında MÖ 3000 civarında yazıyla aynı ko­şullarda, aynı yerde ve zamanda ortaya çıktı, ve tıpkı yazının giderek yo­ğunlaşan idari faaliyetlerin ihtiyacına cevap olması gibi arpa parası da yoğunlaşan ekonomik faaliyetlerin ihtiyacına cevap oldu.

Arpa parası bildiğimiz arpaydı. Diğer tüm mal ve hizmetlerin değerini ölçebilmek ve birbiriyle değiştirebilmek için kullanılan sabit miktarda arpa taneleri. En yaygın kullanılan ölçü, aşağı yukarı bir litreye denk gelen sila’ydı. Bir şey almak veya satmak istediğinde gereken arpa miktarının kolayca ölçülebilmesi için, her biri bir sila alabilen çok sayıda standartlaştırılmış çanak üretildi. Maaşlar da arpa silaları olarak belirleniyor ve ödeniyordu. Bir erkek işçi ayda 60, kadın işçi 30, ustabaşıysa 1.200-5.000 arasında sila kazanabiliyordu. En obur ustabaşı bile ayda 5.000 litre arpayı yiyemezdi ama yiyemediği silaları yağ, keçi, köle veya arpanın yanında yiyeceği başka şeyler almak için kullanabilirdi.

Arpanın kendi bir değeri olsa bile, insanları arpayı sıradan bir ürün değil de para olarak kullanmaya ikna etmek kolay değildi. Bunun sebebini semtinizdeki AVM’ye bir çuval arpa götürüp bir gömlek ya da pizza almaya çalıştığınızda anlayabilirsiniz; muhtemelen güvenliği çağıracaklardır. Yine de ilk para türü olarak arpa hakkında güven oluşturmak nispeten daha kolaydı çünkü arpanın hâlihazırda biyolojik bir değeri vardı. Öte yandan, arpayı depolamak ve taşımaksa zordu. Paranın tarihindeki asıl kırılma noktası, insanlar kendinden bir değeri olmayan ama depolaması ve taşıması kolay olan paraya güven duymaya başladıklarında oldu. Bu anlamda ilk para, yaklaşık MÖ 3000’de Mezopotamya’da ortaya çıktı. Bu para gümüş şekeldi.

Gümüş şekel bir madeni para değil, 8,33 gram gümüştü. Hammurabi Kanunları köle bir kadını öldüren üstün insanın kölenin sahibine 20 gü­müş şekel ödemesi gerektiğini ilan ettiğinde, bunun anlamı adamın 20 madeni para değil 166 gram gümüş ödemesi gerektiğiydi. Eski Ahit’teki pek çok parasal kavram, madeni paradan ziyade gümüş cinsinden belirtilmiştir. Örneğin Yusuf’un kardeşleri onu İsmaililere 20 gümüş şekel, yani 166 gram gümüş karşılığında satmışlardır (köle bir kadınla aynı fiyat, Yusuf ne de olsa çocuk sayılırdı).

Bir sila arpanın aksine, şekelin kendi başına bir değeri yoktu. Gümü­şü yiyip içemezsiniz veya üstünüze giyemezsiniz, ayrıca gümüş kullanış­lı eşyalar yapmak için fazla yumuşaktır (gümüşten yapılmış saban demirleri veya kılıçlar neredeyse alüminyum folyodan yapılmış kadar çabuk bükülür). Gümüş ve altın sadece mücevher, taç ve diğer statü sembolleri yapımında kullanıldı (belirli bir kültürün üyelerinin yüksek toplumsal statüyle eşdeğer tuttuğu lüks eşyalar), dolayısıyla bunların değeri tamamen kültüreldi.

Metallerden yapılmış ağırlıklar zamanla madeni paraların doğması­ nı sağladı. Tarihteki ilk madeni para MÖ 640 yılında Lidya Kralı Alyattes tarafından Anadolu’nun batısında basıldı. Bu madeni paraların altın veya gümüş cinsinden standart bir ağırlığı vardı ve tanımlanabilmeleri için de işaretler basılıydı. Bu işaret iki şeyi gösterirdi: İçerdiği değerli metalin miktarını ve parayı basıp içeriğini garanti eden otoriteyi. Gü­nümüzde kullanılan neredeyse tüm madeni paralar Lidya paralarının soyundan gelir.

Madeni paraların damgasız külçelere göre iki avantajı vardı. Birincisi, külçeler gibi her işlemde tartılmıyordu. İkincisi, külçeyi tartmak yeterli değildi. Ayakkabı satıcısı, külçenin gerçekten ince bir gümüş tabakayla kaplanmış kurşundan mı, yoksa saf gümüşten mi yapıldığını nasıl bilebilirdi? Madeni paralar bu sorunları aşmaya yardımcı oldu. Üstlerine basılan işaret gerçek değerlerini gösteriyor ve böylelikle ayakkabıcı da kasasının yanında bir de tartı bulundurmak zorunda kalmıyordu. Dahada önemlisi, paranın üzerindeki işaret paranın değerini garanti eden bir siyasi otoritenin imzasıydı.

İşaretin biçimi ve büyüklüğü tarih boyunca çok değişti, ama mesaj aynıydı: “Ben, şuranın veya buranın kralı, size kendi sözümü veririm ki, bu metal yuvarlak tam olarak beş gram altın içermektedir. Eğer birisi bu paranın sahtesini basmaya kalkarsa o benim imzamı taklit etmeye çalı­şıyor demektir, bu da saygınlığımı lekelemek anlamına gelir. Böylesi bir suçu son derece ciddi şekilde cezalandırırım.” Bu yüzden sahte para basmak diğer düzenbazlıklara göre her zaman çok daha ciddi bir suç olarak görülmüştür. Sahte para basmak sadece hile yapmak değil, bir egemenli­ği çiğnemek, gücü, ayrıcalıkları ve kralın şahsiyetini tahrip etmeye cesaret etmek demektir. Bununla ilgili yasal terim “lese majeste” (majestelerini ihlal etmek) idi ve genellikle işkence ve ölümle cezalandırılırdı. İnsanlar kralın gücüne ve bütünlüğüne inandıkları müddetçe parasınada inanırlardı. Yabancılar Roma parası denarius’un değerine kolayca inanırlardı, çünkü paraya adını ve resmini basan Roma imparatorunun gücüne
ve sarsılmazlığına güvenleri tamdı.

Buna karşılık, imparatorun gücü de denarius’a dayanıyordu. İmparatorun vergileri toplamak ve maaşları ödemek için arpa ve buğday kullanması gerekseydi, Roma İmparatorluğu’nun ne kadar zor idare edileceğini bir düşünün. Suriye’den arpa vergileri toplayıp Roma’daki merkezi hâ­zineye ve oradan da lejyonların maaşlarını ödemek için Britanya’ya taşı­mak imkansızdı. Aynı şekile, eğer Roma vatandaşları altın paralara inanırken Galyalılar, Yunanlar, Mısırlılar ve Suriyeliler bunun yerine deniz kabukları, fildişi boncuklar veya kumaş toplarına güvenselerdi İmparatorluğu bir arada tutmak da yine en az o kadar güç olurdu.


189devam edecek..

Serinin Önceki Yazıları: http://horozz.net/tag/insanlardan-tanrilara

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir