Sitemizde 15 kategori'de 701 adet yazı yazılmış ve 80 yorum bulunmaktadır.

Oca 222016
 

ikili bunalım

Kızlar görüşürüz..” diyerek, arkadaşlarının şaşkın bakışları altında hızlıca kalktı masadan.. Çabucak oturduğu sandalyeye bıraktığı atkısını alıp boynuna sardı, ütüsü bozulmuş ceketini ve çantasını aldı.. Bir an masanın üstünde telefonunu aradı.. Bulup çantasına koyduğunda farketti arkadaşlarını, susmuş ve donuk gözlerle ona bakıyorlardı.. Kekeleyerek ve toparlamaya çalışarak “gitm.. gitmem lazım..” dedi fısıltılı bir sesle.. Hızlı adımlarla kapıya yöneldi..

Sandalyeye yayılmış, masanın dışına taşmış, ayaklarını salmış halde duran adam irkilerek “pardon” dedi.. Kafasını kaldırdığında ilk o zaman gördü onu.. Ayağına çarpan kadın hiç sesini çıkarmadan, ona bakmadan hızlı adımlarla kapıya doğru yöneldi.. İlgisizce arkasından baktı.. Aslında ona bakmıyordu.. Kafasında dolanan bulanık hayalleri ile mücadele halinde idi.. “aloo.. anakaradan robinsona..” sesi ile irkildi.. Arkadaşları ona bakıp gülüşmeye başlamışlardı.. “gene kendi adasına ışınlandı abi bizimki” dedi biri.. Ellerini yüzüne götürüp yüzünü ovuşturdu..

Kadın sokağa çıktığında güneşin parlaklığı ile gözlerini kırpıştırdı.. Gökyüzüne baktı.. Başını önüne eğip dağılmış saçlarını kulaklarının arkasına doğru götürdü.. “ne arıyorum ben burada..” dedi kendi duyacak kadar kısık bir sesle.. Bir an duraklayıp etrafa baktı.. Şehrin keşmekeşi uyanmaya başlamıştı dev bir canavarın esnemesi gibi.. Kendini toparlayarak yürümeye başladı.. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı.. Elinin tersi ile sildi onları.. Akmaya devam ettiler.. “kızım sen özelsin.. sadece bunu bil yeter..” sözleri çınladı beyninde.. “onca yıldan sonra Allah’ın bize verdiği hediyesin sen..”  sözleri peşi sıra bir bir döküldü düşüncelerine.. Annesi bunları derken son zamanlarda yaşadıklarını düşünmüşmüydü acaba? Özel olmak bumuydu?

Kahvesinden son yudumu çekip “beyler kalkalım artık..” dedi adam.. Kısa bir sessizlikten sonra “manyama robinson.. bak gün daha yeni başlıyor..” dedi biri.. Yavaşça doğruldu oturduğu sandalyeden.. Ceketinin iki yanını gövdesine doğru çekip “bana müsade o zaman beyler..” dedi.. Cebinden çıkardığı birkaç buruşmuş parayı masaya attı.. “hadi bana eyvallah dostlar..” diyerek kapıya yöneldi.. Arkasından söylenen koro şeklindeki “görüşürüz” leri umursamadı.. Kapıdan çıktığında derin bir nefes aldı.. Yabancısı olmadığı gecelerden birinin daha sonuna gelmişti..

Adımları hızlıydı kadının.. Sanki yetişmek istediği bir yer vardı.. Oysa öylesine yorgunduki.. Yeşil gözlerinden akan damlalar ise dahada hızlanmıştı.. Adımları ve damlaları.. İkiside sanki bir makinenin uyumlu dişlileri idi.. Şu an yönetiminin kendisinde olmadığı bir dişli.. Neden bu kadar hızlı yürüdüğünü, neden böylesine gözyaşı döktüğünü bilmiyordu.. Belkide biliyordu ama kendisi ile yüzleşmekten korkuyordu.. “Güneş… Yine benim için doğdu.. Herşeye baştan başlamak için bir fırsat verdi..” diye geçirdi aklından.. Kısa bir rahatlama..

Elleri ceketinin ceplerinde yavaşça ilerlemeye devam etti adam.. Kafası önüne eğik, yürüdüğü yerleri inceler gibi bir hali vardı.. “Nereye kadar bu şekilde devam edeceksin robinson..” dedi kendi kendine.. Robinson.. Bu ismi ona okulda arkadaşları takmıştı.. Her boş zamanında kendini, arkadaşları ile kaldığı öğrenci evinde, odasına kapamasından dolayı takmışlardı bu ismi.. Sürekli ders çalışır, kendini geliştirmek için kitaplar okurdu.. Pek beceremesede canı sıkıldıkça bulduğu boş kağıtlara kurşun kalemleri ile resimlerde çizer, sonra buruşturup çöpe atardı.. Yoktu böyle sanatsal kabiliyetleri.. “Hadi robinson, eve gitmenin zamanı geldi.. Bir hafta sonu tatilinide böylece çizdiğin karakalem resimler gibi çöpe attın..” diye düşündü..

Ani bir hareketle “Taksi..” diye bağırdı kadın.. Yanından geçen ilk taksiye.. Tuhaf bir şekilde yalpalayıp birkaç metre ilerde duran taksiye doğru yöneldi.. Kapıya açıp bindiğinde “Kadıköy” dedi..  Taksicideki keyifli içten mutluluğu hissetti.. Kendisi için keyifsiz bir sabahın taksici için keyif veren bir şans olmasının tuhaf bir duygu olduğunu düşündü.. Camdan dışarı baktı kayıtsızca..  Hafta sonu tatili sabahı olduğundan geceki yoğunluktan eser yoktu.. Kendisi gibi geceden kalma birkaç insan gördü.. “Acaba onlar aradıklarını buldumu?” diye geçirdi içinden.. Gözlerini kapadı.. Korktuğu karanlık orada idi..

Evi çok yakın değildi adamın.. Yürüyerek biraz uzun sürerdi.. Ama taksiye yada otobüse bineside yoktu nedense.. Herzaman yaptığı gibi etraftaki insanları okuyarak yürümek, içine sinen bir yer gördüğünde oraya girip bir köşede insanları bir kahve yada çay eşliğinde izlemek istiyordu.. İnsanları okumak adını vermişti bu oyununa.. Sadece kitap ve benzeri yazılı şeylerin okumanın kendi gelişimine yetmeyeceğini anlayalı oldukça uzun zaman olmuştu.. “Yapma şunu.. Yapma..” diye geçirdi içinden..  “Mutsuz oluyorsun.. İnsanları tanımak, anlamak seni mutsuz ediyor..” diye devam etti içindeki rahatsız edici ses.. Herzaman olduğu gibi onu dinlemeyeceğini biliyordu.. Seviyordu insanları izlemeyi..

Gözlerini açtı kadın.. Korktuğu karanlık dağılmış, yeni doğan güneşin parlaklığı dolmuştu içine.. Taksicinin sesi ile irkildi bir anda “Abla nereye gidiyoruz“.. Ne kadarda gerçekleri anlatan bir sözdü.. Bugüne kadar bereye gideceğini, nasıl bir hayat seçeceğini tam anlamı ile anlayamamış biri için çok fazla içeriği olan söylemdi.. Babası geldi yine aklına.. “Benim kızım akıllıdır.. Birgün gururla bakacağım ona.. Babasının prensesi o.. Hep öyle kalacak..” Başarabilmişmiydi bunu? “Abla nereye gidiyoruz?” diyen sesle sıyrıldı düşüncelerinden tekrar.. İkinci söyleyişinde daha sert ve kesin soru yöneltme sezdi.. “Devam et sen” dedi sadece.. “Ne tarafa abla?” dedi taksici tekrar.. “köprü yönüne, sahilden” dedi.. Taksici kendi kendine birşeyler söylerek sahil yönüne giden bir sokağa saptı..


Deniz kokusunu hissetmeye başlamıştı adam.. Sahile yaklaşmıştı sanırım.. Severdi deniz kokusunu.. Garip bir huzur veriyordu ona.. “İnsan vücudunun %80’i sudan oluşur.. ” diye düşündü.. Kendi kendine gülümsedi.. Şu an düşünülecek en gereksiz bilgi bu idi sanırım.. Derin bir nefes aldı.. Gökyüzüne doğru bakıp maviliklere daldı birkaç saniye.. Yanından geçen, geceden kalma tiplerin sesini duyduğunda yanından geçmiş ilerliyorlardı.. Dönüp arkasına baktığında 3 erkek 2 kız gördü.. “E şimdi bunlar eve gidiyorlar.. Paylaşımı nasıl yapacaklar? Yaptılarsa açıkta kalan elemanın durumuda hiç hoş değil” diye düşündü.. Yine pis pis sırıttı.. Sabah sabah böyle garip düşünceler nerden geliyorsa aklına.. “Adamların derdini düşünüyorsunda birde kendine bak.” dedi yine içindeki ses..

Sahil yoluna indiğinde taksi derin bir rahatlama hissetti kadın.. Kısık gözleri ile hızla yanından geçtikleri denize baktı.. Nil Karaibrahimgil’in Kanatlarımda Ruhum Var şarkısı geldi aklına.. Kanatlarımda ruhum var.. Nasıl muhteşem bir tümce diye düşündü.. Kendisi duyacak kadar kısık bir sesle mırıldanmaya başladığının farkına bile varmadan.. “Düşmem ben kanatlarım var ruhumda.. la la laaa..” Çocuksu bir sevinç oluştu içinde.. “Durun” dedi birden.. Dolmabahçe’nin yanına gelmişlerdi.. Taksici şaşkın bir şekilde durdu ve ona baktı.. “Borcum ne kadar?” dediğinde taksici daha bir şaşkın baktı.. Taksimetreye bakıp söylediğinde alel acele ödeyip indi.. Önce yıkılmış inönü stadyumuna baktı.. Sonra sahilde caminin yanındaki çay bahçesine.. “Gece bitti ama gün yeni başlıyor.. Sanırım deniz kokusu ile demli bir çay içip güne başlamanın zamanı geldi” dedi kendi kendine.. Hızlı adımlarla çay bahçesine yöneldi..

Hangi anlamda” diye sordu içindeki sese.. “Hep en iyiyi aradın, hep yanıldın.. Bak bugün sadece benle konuşuyorsun.. Yanlızsın.. Onlar en azından 3-5 kişiler.. Gezmelerin bile tek..” sözüne “Ama benimde arkadaşlarım var.. Onlarl…” diye konuşmaya başladığında içindeki ses kesti sözlerini.. “O arkadaşlarımla dediğin arkadaşlarınla iken bile yanlızsın.. Herzaman kalabalık bir çevren oldu.. Bir sürü dost gördüğün insanlar.. Ama onca kalabalık içinde hep yanlızdın.. Ne seni anlayabilecek birini bulabildin, nede sabah uyandığında kokusunu huzurla içine çekip yanında uyanabileceğin biri oldu.. Yanlızsın.. Biliyorsun değilmi?” Ellerini cebinin derinliklerine doğru hızla itti.. Kafasını sağa sola doğru yavaşça salladı.. “Biliyorum…” dedi sessizce..

Kadın Dolmabahçe sarayı ile caminin arasında kalan çay bahçesine girdiğinde etrafa göz gezdirdi hızla.. Deniz kenarında kalan masalar dolu idi.. Kenarda kalkmak için hazırlanan grubun masasına doğru hareketlendi.. “Kalkıyorsunuz sanırım?” diye sordu.. Masadan kalkanların cevabını alamadan garsonun “Evet abla sen otur.. Ben hemen masayı toparlıyorum..” sesi ile irkildi.. “Demli bir çay alayım” diyerek oturdu.. Sabahın serinliğini hissedip ürperdi.. Başındaki bereyi biraz daha aşağı doğru çekip, montunun yakalarını kaldırdı.. Sıcak nefesini boynunda hissettiğinde tuhaf bir rahatlama sardı vücudunu.. Çantasına açıp bir süre kurcaladıktan sonra sigarası ile çakmağını çıkarıp masanın üzerine koydu..

Adam İnönü stadının yanındaki trafik ışıklara geldiğinde güneşten kamaşan gözlerini kısıp ileri doğru baktı.. Kendisi gibi geceden kalanların doluştuğu çay bahçesine baktı.. “Deniz kokusu ile birlikte sıcak bir çay afyonumu patlatır” diye düşündü.. Işıklar yayalar için yeşil yandığında hızlı adımlarla karşıya geçti.. Çay bahçesi dolu idi.. Kuru bir gürültü vardı.. Kimi zaman kahkahalar, kimi zaman birbirini sorgulayan insanların sesleri, toplu halde bir uğultu yaratıyordu.. “Herkezin anlatacak birşeyleri var.. En önemliside anlatabilecek birileri.. Ya sen?” diyen içindeki sesle karşı karşıya kaldı bir an.. “Sanane..” diye sessiz bir kelime döküldü dudaklarından.. “Buyur abim?” diyen garsona döndü hızla.. “Yok sana demedim” derken etrafa göz gezdirdi.. “Abim bir dakika bekle hemen sana yer ayarlayayım ben” dedi garson.. “Peki..” dedi yine sessizce..

Ablam masana bir müşterimizi alacağım.. Başka bir masa boşaldığında hemen ya seni yada onu oraya alacağım.. Çayında hemen geliyor..” dedi garson kadına..Birşey söylemesine fırsat bırakmadan uzaklaşan garsona kızgınca baktı.. Eli sigarası ile çakmağına gitti.. Kalkmak için hareketlendi.. Kızgınca elindekileri çantasına koyarken “burada bile rahat yok..” diye söylendi..

– Sanırım rahatsız ettim.. dedi adam..

Kadın hızla döndü..

– Hayır dedi başını öne eğerek.. “Kalkıyordum” zaten diye ekledi..

– Lütfen rahatsız olmayın.. Gitmesi gereken siz değil benim..

– Evett abim, ablam.. İlk çaylarınız benden.. Burası Dolmabahçe.. Derin bir soluk çekin, denizin tuzlu kokusunu hissedin.. Gözlerinizi kapatın İstanbul ile sohbet edin.. Birbirinizi yemezsiniz.. Bakın etrafınıza.. Ha bir adım ilerdeki masada ayrı ayrı oturmuşsunuz, ha aynı masada karşılıklı iki sandalyede oturmuşsunuz ne farkeder.. Önemli olan şu elimdeki sabahın kalbi olan taptaze çayımızı keyifle yudumlamanız.. diyen garsona döndü ikisi birden..

Masaya konulan iki ince belli bardak çaydan sonra uzaklaştı garson..

Adam elini uzatarak “Buyrun” dedi.. Kadın gülümseyerek elini uzattı “Sizde lütfen” dedi..

Çaya atılan şekerlerin karıştırılması ile oluşan tıkırtı vardı sadece ikisininde duyduğu.. Sanki tüm ortamdaki uğultu yok olmuştu.. “Nazik biri” diye düşündü kadın.. “Hoş hatun vesselam” diye düşündü adam..

Kadın bir sigara çıkarıp yakarken, adam garsona “Bir şeker daha alabilirmiyim” diye seslendi.. Kadın gülümsedi.. “3 şekerli içiyor çayını” diye düşündü.. “Biliyormusunuz çaylarımı uzun süredir 3 şekerli içiyorum.. Tatlıyı çok severim.. Ama eski 90 kiloluk halime geri dönmemek için yiyemiyorum.. Tatlı krizimide bu şekilde atmış oluyorum..” dedi adam gülümseyerek..

– Gerçi tatlının ağzıma aldığımda verdiği o keyfi vermiyor ama idare ediyor işte..

– İlginç bir rejim sizinki..

– Hı hı.. Hep tombul bir modeldim ben.. Ne yapsam olmadı.. Kendimce bir sürü şey denedim ama ı ıh hiçbir şekilde istediğim kilolara gelemedim.. Son birkaç senedir tatlıyı tamamen kestim.. Krizleri böyle atlatıyorum.. Eh biraz düzene girdi kilo..

Kadının kafasında annesinin ona sürekli birşeyler yedirmeye çalışması geldi.. Çok zayıf bir çocuktu..

– Benim öyle bir sorunum hiç olmadığı için şanslıyım sanırım..

– Benim adım …..

Devam edecek..

About Adnan DAN

Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim.. Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var.. Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim.. Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..
background