Sitemizde 15 kategori'de 701 adet yazı yazılmış ve 80 yorum bulunmaktadır.

Nis 252016
 

Godot'ya GiderkenSol elinin işaret parmağında iki tane imitasyon yüzük vardı. Birinin derisi soyulmuştu, biri de derisinde iz bırakmıştı. O müzik dinlemeyi sadece kafasındaki sorular ve sorunlardan dolayı çok seviyordu, müziğin girişini dinleyip değiştiriyordu, çünkü ona çok sıkıcı geliyordu, bir parçanın tamamını dinlemek, geçerliliği kalmıyordu, beynini kontrol edemediği kadar hızlı çalıştırmasını dingin duruma getiren yeni aldığı kulaklık, onu mutlu etmeye yetmişti.

Kulaklığı olmadan dışarı çıkmadığı zamanları bile olmuştu, olmalıydı, kesinlikle olmalıydı çünkü kulaklığın kablosuyla oynuyordu şu anda, metroda karşılıklı oturmamızın anlamını hiç sorgulamamak istemiyorum, kolye ucu var, kolye ucu tiyatronun simgesi, bende tiyatro bölümü okuyorum, bu aptal bir tesadüften ibaret, kendime hakim olmalıyım, parça değiştirmeli, parça değiştirmeli, nefes almam hızlanacak bir az sonra, panik atak olduğumu defalarca kendime söyledim, ne olur bir parça, susturacak, kendimi, algımı başka yerlere verecek bir parça, ellerine bakmamalısın.

Hareket ediyor metro. Camdan yansıması gözümün içerisine giriyor. Güzel biri olduğunu da sanmıyorum ama bu kadar heyecanlanma sebebimi de sorguluyorum. Önceki sevgilimden evet, kesinlikle evet, farklı bir duruşu var, hissettiriyorum bunu, tırnaklarının bazısı kısa, bazısı uzun…Uzun uzun bakmamalıyım, karşımdaki insanı rahatsız ediyorum fakat bunu da kontrol edemiyorum. O da benim gibi ardı ardına parça değiştiriyor, fark etti mi beni bilmiyorum ama nefes alışımla, dışarıda görüntüsü olan şehir arasında bir yüz var. Onun yüzüyle karşılaşıyorum, ona bakma gereksinimi neden?

Saçları kıvırcık, daha çok dalgalı ve siyah, klasik bir bere var, sanki klasik olandan hoşlanıyor gibi. Ayakkabısı herkesin giydiğinden işte ama daha eski gibi, bu da güzel, beyaz teni üzerinde hiç sivilceye rastlamadım, tıpkı benim gibi, gözlerinde ise bir yorgunluk ve anlamsızlık var, böyle ne yapacağını bilmeden müzik değiştirmek gibi, evet beynin bir anda pek çok görüntü insan-nefes alıp vermek-kan akışı-basınç ve bin türlü olayla savaşımı arasında delirecek kadar düşünüyor, bunu düşünüyor yoksa o gözleri o kadar donuklaştıramaz. Bunu başaracak kadar zeki olmadığını da biliyorum ,o bakışlar atarken ona saati sorsam, ilk anda heyecanlanacak ve ne yapması gerektiğini kafasında kurgulayacak. Bu şarkı kalsın, bunda kendimi iyi hissediyorum.

Şehrin yansıması ve onun yüzü ile yansıma hayatlar yaşadığımı fark ettim. O da beni fark etti, ikimizde müzik çalarımızın kordonuyla oynuyoruz, o balon yapıyor, ben ise sonsuzluk işareti ama birbirimize bakmamaya çalışıyoruz, rahatsız etmememiz gerekiyor.

Bir durak sonra, onun ellerine bile bile bakmaya başladığımı fark ediyorum. Kontrol edemiyorum bu hissi ve farkında olmasını da nasıl istiyorum, o zaten bunun farkında ve ben dışarı baktığımda o da ellerime bakıyor, bakmalı, bunu yapıyor olmalı, çünkü ben en içeriden bunu istiyorum.


Tırnaklarımla oynamaya başladım. Kırık bir tırnağım var ve onu hırpalarcasına oynuyorum, parmağımın etini koparmak istiyorum ve ancak öyle anlasın, şu tepkisizliğimin bana nelere mal olacağını. O da tırnağıyla oynamaya başladı, bu bir telepatiksel cevap olmalı, fark etti mi benim tırnaklarımla oynayışımı, bunu fark etmiş olmalı yoksa neden oynar ki, bir şekilde birbirimize bakmalıyız… Ben baktığım anda ikimizde ancak birbirimize bir saniye bile dayanamadık, çünkü içimizde öyle bir korku var ki, sanki birbirimize bakarsak günah olacak, Tanrı gelecek ve birbirimize yabancı oluşumuzdan dolayı bizi cezalandıracak ve bir daha müzik dinlettirmeyecek, cehennem bu olmalı, cennet ise Vivaldi, o da seviyor olmalı ama ellerimiz yine yeni parçaya geçmekte.

O da kalkmadı, ben de, kim kalkmalı ilk, neden bakamıyorum ona, neden böyle bir şeyde utanıyorum ki, sonuçta o da benim gibi yahu sen kafanda demiyor musun, ruh eşim olsa anlarım, bu benim ruh eşim diye, neden bu korku, metrodayız, böyle bir şeyi kafanda kurgulayıp, oynayacak zamanda yok, hem saat 19:40’ı çoktan geçti.

Ben kalktım ilk, arkamda ,bereme bakıyor olmalı, mavi, sever mi yoksa evet, evet ikimizde bereyi saçlarımızı doğru düzgün şekillendiremediğimizden takıyoruz, yoksa, ama saçları güzel görünüyor, bir korunma aracı ama soğuktan olmamalı, sonuçta soğuğu seviyor olmasak, deri ceket ben de bir ara severdim.

-Lütfen trenden ininiz.

Arkamdan geliyor mu? Yürüyen merdiven, ne olur bak ne olur bak, kaçırmamalıyım.

O beni bu kadar etkilemiş olamaz, ruh eşim olmalı, yoksa neden bir çok insan varken, onun bakışları ki, bu aptalca bir aşk oyunu değil, bir insan ruh eşin olması için sevgili olup, evlenmek zorunda değilsin. Kimin sözleri, hangi romantik söylemiş, ben bir kadına dokuz aydan fazla zaten dayanamıyorum.

Ertesi…

19:40’da bekliyor olmanın verdiği heyecan. Bir insan ruh eşim ise, aynı his ile o da gelmeli. Trenin gelmesine birkaç dakika var.

Aynı yere oturamadım, kaptılar çünkü, büyü bozuldu mu, yoksa gelir mi, ayakta dursa da olur, acaba başka vagonda mı? Gelmedi.

Yansımaya öylesine baktım. Duyarlı olmak mı yoksa hayalperestlik mi bilmiyorum. Bir şeye inanmak içimde var. Bakışları aynıydı, evet o benim ruh eşlerimden bir tanesiydi. Yoksa bütün gece düşünür müydüm? Bu kadar insanlara yabancı iken bir insanı tanımlamak için karalar mıydım?

Her neyse, bir öykünün bitmiş olmasını şehrin yansımasından anlıyorum. Bir şeyin bitmesi şehri algılamana bağlıymış, metro nerede durursa dursun, şehri algılıyor oluşumda bir acı var. Gözüm ışıklardan daha çok yere bakıyor, bunun da bir anlamı olmalı, insan üzüldüğü zaman başını eğiyor, şehir ise üzgünse ışıklandırılıyor. Müzik dinliyorum, kapı açıldığında tüm insanlar geçmek için çok hızlı yürüyeceğim.

O gün arkasından gitseydim, ben reddedilecek ve kötü olacaktım, belki de mutlu olacaktım ama o bunu düşünmeyecek kadar gerçekçiydi. O yüzden bir daha karşılaşırsam ona sırtımı döneceğim.

Bakiyem bitmiş, dolduracak kadar da param kalmamış, her neyse, arkadaşta kalayım.

Blogda Oku

About Yazabilen Yaratık

Merhabalar, uzun zamandır yazabilen yaratık olarak kurguladığım hayali karakterimin yazdığı yazılar ve ben arasındaki fark üzerine yazmayı istiyordum. Bunu zamanla reddettim sonra fark ettiğimde (şu an) tüm hayatımın, hayali bir şey tarafından tüketildiğini görme durumunu yaşadım. İlk başlarda sadece, yazmak planıyla başlamıştım. Yazan kişinin dini, cinsiyeti, bedeni önemli olmamalı, insanlar düşüncelerim açısından sevmeli ve birkaç dostum olsun istemiştim. Tahmini bu süre, 2010 yılına dayanıyor. O zaman sevgilimden ayrılmış biri olarak yazmanın verdiği güdüyü iyi kullanıyordum. Daha önce de yazdığım için arkadaşımın bana "Sen yazabilen, ben çizebilen yaratığız" demesi ile aklıma gelmişti. Bu süreçte ne kadar çok insan tanıdım bilemiyorum. Çoğu beni kirletti.
background