Sitemizde 15 kategori'de 707 adet yazı yazılmış ve 80 yorum bulunmaktadır.

Eki 192016
 

gilgamesh-and-enkidu

Arkadaş, neden ötürü yalnızca büyük tanrılar birbirlerine danıştılar? Bu gece gördüğüm bir düşü dinle: Anu, Enlil, Ea ve göksel Şamaş toplandılar. Anu, Enlil’e dedi:

Gökyüzünün boğasını öldürdüklerinden, Humbaba’yı vurduklarından ve dağın katranını devirdiklerinden içlerinden birisi ölsün!

Fakat Enlil dedi:

Enkidu ölsün, ama Gılgamış ölmesin.

Bundan sonra göksel Şamaş kahraman Enlil’e dedi:

Onlar gökyüzünün boğasını ve Humbaba’yı senin sözün üzerine öldürmediler mi? Şimdi Enkidu suçsuz yere mi ölecek?

Enlil göksel Şamaş’a kızdı:

Çünkü sen, onların dengiymişsin gibi, her gün aşağıya, yanlarına gidiyorsun!

Hasta olan Enkidu, orada Gılgamış’ın ayaklarının dibine düşüp kaldı. Gözlerinden yaşlar boşandı. Gözlerinden yaşlar boşanan Enkidu’ya Gılgamış dedi:

Kardeş, sevgili kardeş! Neden kardeşimin yerine beni suçsuz saydılar?”

Öyleyse: Şimdi ben bir ruh yanında mı oturuyorum? Ruhların yeryüzüne çıktığı kapının dibinde mi oturuyorum? Benim sevgili kardeşimi bundan böyle gözlerimle göremeyecek miyim? (Görünüşe göre bunu izleyen 13 satırlık boşlukta, belki Enkidu’nun sıtma sabuklaması sırasında kendi hastalığını Humbaba’nın orman önünde duran kapıya yormuş olması anlatılmıştır) Enkidu, gözlerini açıp, kapılarla bir insanla konuşur gibi konuştu; ama ormanın kapılarında akıl ve kavrayış yoktu.

İki kez yirmi saatlik yerden senin kerestenin iyiliğini seçtim. Ben, yüksek katranı görünceye kadar, senin kerestenin eşine rastgelmedim. Senin yüksekliğin altı kez on iki endazeye varıyor. Senin enliliğin iki kez on iki endazeye varıyor (73). (Bir satır eksik) Ben seni yapıp Nipur’a getirdim ve orada taktım. Senden böyle bir iyilik göreceğimi bilseydim, elime bir balta alır, seni paramparça eder ve Fırat üzerinde gitmek için bir sal yapardım.”

(Elli satırlık boşluk. Enkidu, Şamaş’tan lânetini avcının üzerine indirmesini diler)

Onun kazancını yok et. Onun kollarını güçten düşür. Onun gidişini beğenme. Peşine düştüğü hayvan ondan kaçsın; avcı gönlündekine ermesin!

Hayat kadınıye, hayat kadınıya ilenmek için yüreği tutuşuyor:

Senin yazgını hayat kadını, sana ben yazayım. Bir yazgı ki, sonu gelmesin; sonsuza dek sürsün! Sana ilençlerin en kötüsünü savurayım. Karanlık yerin ilenci sabahın erkeninde karşına çıksın! Gece yarısına kadar zevkinin evi sana belâ olsun! (Sekiz satırlık boşluk. Anlaşılabildiğine göre Enkidu’nun ilençleri hayat kadınıyi tutuyor) Şehir lâğımlarındaki pislikler senin yiyeceğin olsun! Şehirdeki bulaşık suları senin içkin olsun! Yattığın yer sokak olsun, durduğun yer duvar gölgesi olsun! (Bir satır eksik.) Sarhoş ve susuz, yanağına vursun!”

(On satır boşluk) Şamaş, onun ağzından çıkan sözleri işitince, ona gökten seslendi:


Enkidu, niçin hayat kadınıye, hayat kadınıya ileniyorsun? O hayat kadını ki, sana yaşamda gereken ekmeği yedirdi. O, sana ülkede içilen içkiyi içirdi. Görkemli giysi giydirip, o şanlı Gılgamış’ı sana yoldaş etti. Şimdi senin kardeşin gibi olan arkadaşın Gılgamış seni, rahat yatağına yatıracaktır. O seni görkemli bir yatakta rahat ettirecektir. Esenlik olan bir yerde, solunda bulunan bir yerde seni oturtacaktır. Yeryüzünün bütün hükümdarları ayaklarını öpecektir. O, senin için Uruk halkına ah ettirip onları ağlatacak, mutlu kimselere çevresinde yas tutturacak ve o, senden sonra bedenini pis ve iğrenç bir duruma getirip, senin için kendinden geçerek sırtına bir aslan postu atıp çöllere düşecek.

Bu anda Enkidu, Şamaş’tan yiğidin sözünü işitince, kükreyen yüreği hemen dinginleşti. (İki satırlık boşluk. Sonra Enkidu yeniden hayat kadınıden söz ediyor; ama görünüşe göre, bu kez Enkidu, hayat kadınıye alaylı bir dilekte bulunuyor)

Seni krallar ve beyler sevsin. Kibar delikanlılar senin için çektikleri karasevdadan dizlerini dövsünler ve senin yoluna saçlarını yolsunlar! Asker ve subaylar senin için kemerlerini söksünler! Senin başına lacivert taşı ve altın dökülsün. Hazine bekçisi önceden üzerine işlemişken, şimdi onun hazinesi senin için açılsın ve serveti yoluna saçılsın! Seni tanrıların avlusuna ben götüreyim. Yedi çocuklu bir karı sana feda edilsin!

Enkidu’nun hasta karnı sancı içindedir. Enkidu, odasında yalnız başına yatmaktadır. Gece gördüğü düşü arkadaşına anlatıyor:

Arkadaş, bu gece bir düş gördüm. Gök bağırdı, yeryüzü yanıt verdi. Ben, yalnız başıma kırda kaldım. Orada asık yüzlü bir adam göründü. Yüzü büyük bir kuşa benziyordu. Kartal pençesi gibi, tırnaklı pençeleri vardı.

(12 satırlık boşluktan sonra, kalan küçük bir parçadan elde edilecek sonuca göre, belki Enkidu, bu adamın kendisine bir ölümün garip biçimini nasıl gösterdiğini anlatmıştır)

Sonra o adam, beni tümüyle değiştirdi. Kollarım sanki kuşlar gibi tüylendi. Beni elimden tutarak; karanlığın evine, Irkalla’nın oturduğu yere, içine ayak basanı bırakmayan eve, dönüşü olmayan yola, içinde oturanın ışıktan yoksun kaldığı eve, tozun besin olduğu, çamurun yemek olduğu yere, insanın kuşlar gibi tüylü giysiler taşıdığı ve karanlık yerde ışığın görünmediği eve götürdü. Girdiğim tozun evinde, tahtlar devrilmiş, kral taçları yere atılmıştı. Anu ve Enlil’e vekil olan, en eski zamandan beri ülkeye egemen olan krallık tacı taşıyan beyler, tepelerinde kızarmış et taşıyorlar, çörek taşıyorlar, içmek için kırbalarında soğuk sular taşıyorlardı. Girdiğim tozun evinde, yüksek rahipler ve bakanlar, kutsallık taşıyan kimseler oturuyor. Tanrıların yakınları oturuyor, büyük tanrıların yağladığı rahipler oturuyor, Etana oturuyor, Şumukan oturuyor, Yer Tanrıçası Ereşkigal oturuyor ve bunun önünde yerin yazmanı Belitseri diz çöküyor. Belitseri, elinde bir yazı levhası tutarak Ereşkigal’a okuyor. O, yönünü çevirip bana baktı.”

(Bundan sonra, yaklaşık elli satırlık boşluk geliyor. Anlaşıldığına göre Gılgamış anasına sesleniyor)

Onunla birlikte her güçlüğe katlandım. Onunla birlikte nerelere gittiğimi düşün! Benim arkadaşım iyi şeyler haber vermeyen bir düş gördü.”

Onun düşü gördüğü gün, sona ermişti. Bundan sonra Enkidu bir gün, iki gün yattı. Ölüm Enkidu’nun yatak odasında oturuyor. Beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu ve onuncu gün… Enkidu’nun hastalığı ağırlaştıkça ağırlaştı. On birinci ve on ikinci gün Enkidu ölüm döşeğine yattı. Bunun üzerine Gılgamış’a bağırıp ona dedi:

Arkadaş, ben bir ilence uğradım! Savaşta ölen bir adam gibi ölmüyorum. Savaştan korktuğum için şimdi onursuz ölüyorum. Arkadaş her kim savaşta ölürse talihlidir; ama ben düşkün bir durumda ölüyorum.

About Adnan DAN

Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim.. Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var.. Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim.. Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..
background