Sitemizde 15 kategori'de 775 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Tem 252016
 

gece bulantılarıSabahleyin uyandığımda kendi kendime şöyle söylemeliyim: Bugün de meraklı, hayırsız, kaba, kıskanç ve bencil insanlarla karşılaşacağım.

Bütün bu kötülüklerin nedeni insanların iyiyi ve kötüyü ayırt edememeleridir. Ancak kötünün ne olduğunu bilen, onun yanlış olduğunu kavrayan insanlar, yanlış yapan insanların da doğasını anlayabilirler. Bu insanlar benimle aynı kandan, aynı tohumdan geldikleri için değil, benimle aynı aklı, aynı tanrısal parçayı paylaştıkları için akrabamdırlar. Bu insanların hiçbiri bana zarar vermez, hiçbiri beni kötü eylemlere zorlayamaz. Ben de akrabalarıma ne öfkelenebilirim ne de onlara kin tutabilirim. Çünkü biz birbirimize yardım etmek için dünyaya geldik. Aynı ayaklar, eller, göz kapaklan ya da dişler gibi. Bu nedenle bir insana kızmak ya da ondan nefret etmek doğaya aykırıdır.

Ben, yaşam soluğu ve yönetici ilkeden ibaretim. Bedenime değer vermiyorum. Bedenim kirli bir kan, kemik yığını, sinirler ve damarlardan ibarettir. Daha sonra yaşam soluğumun ne olduğunu düşünmeliyim. Yaşam soluğum havadır. Her zaman aynı olmayan, içine çektiğim ve daha sonra dışarı verdiğim hava. Geriye yönetici ilke kalıyor. Artık kitaplarla ilgilenmemeliyim. Ama buna izin verilmemiştir. Ölümün yaklaşmakta olduğunu düşünmeliyim. Yaşlandım, bedeninin köle olmasına veya bir kukla gibi bencilce duygularla bir yerden başka bir yere götürülmesine veya şimdiki ve gelecekteki kaderimin küçümsenmesine ve bunun için yas tutulmasına izin vermemeliyim.

Tanrıların eserleri tanrısal öngörüyle doludur. Kader ise doğal düzene bağlıdır. Kader ve tanrısal öngörü iç içe geçmiş ve birbirlerine bağlanmıştır. Her şey buradan başlar. Ayrıca şunu da söylemeliyim ki, her şey zorunluluktan kaynaklanır ve benim de bir parçasını oluşturduğum bütünün yararına gerçekleşir. Evrenin her yerinde iyi doğanın ürettiği şeylerdir. Evrenin varlığını sürdürmesini sağlayan şey sadece şeylerin dönüşümü değil, aynı zamanda şeylerden oluşan varlıkların dönüşmeye devam etmesidir. Eğer bu varlıklara inanıyorsan bu bilgi sana yeterlidir. Bu nedenle kitaplardan uzak dur. Bunu kalbinin derinliklerinden tanrılara gönül borcunu ödeyebilmek için yap!

Bütün bu işleri ne kadar uzun zamandır ertelediğini ve tanrılardan yeni emirler almana karşın bunları umursamadığını hatırla. Evrenin nasıl bir parçası olduğunu, hangi varlıklardan oluştuğunu, sana ödünç verilen zamanın ne kadar sınırlı olduğunu, zamanı aklımdaki karışıklıkları yok etmek için kullanmadığın sürece zamanın ve seninle büyük bir hızla yok olup gideceğinin ve geçip giden zamanın bir daha geri gelmeyeceğinin farkına varmanın zamanı geldi.

Yapmakta olduğun şeyleri gerçek bir Romalı adama yakışır şekilde, büyük bir istekle, gösterişten uzak, ciddiyetle, özenle, özgürce ve doğrulukla yapmaya çalış. Diğer tüm işlerini bırak, yapmakta olduğun şeyi sanki hayatında yapacağın son şeymiş gibi yapmaya çalışırsan bunu başarırsın. Yaptıkların ciddiyetsizlikten uzak, akılsızca, ikiyüzlülükten, bencillikten, kaderin sana sağladığı diğer şeylerden memnun olmaksızın yapmaya çalış. Sakin ve dindar bir yaşam sürmek için ne kadar az şeyin yeteceğini göreceksin. Çünkü tanrılar bunlara uygun davranan insanlardan başka bir şey istemeyeceklerdir.

Ey ruhum! Kendine kötülük yapıyorsun. Kendini yüceltmek için başka bir fırsatın olmayacak. Çünkü herkesin yaşamı kısa bir süre devam eder. Senin yaşamın neredeyse bitti ama sen halen kendine saygı duymuyorsun! Kendi mutluluğunu başkalarının yaptıklarına bağlamaya devam ediyorsun.

Sadece diğer olaylardan dolayı mı üzülüyorsun? Etrafta dolaşmayı bırak ve kendine iyi bir şeyler öğrenme olanağı ver! Ancak uzak durman gereken bir şey daha var. Bir insan yaşamaktan yorulmuşsa ya da düşüncesini bir amaca yöneltemiyorsa bir işe giriştiğinde aptallıklar yapar.

Başka insanların yaptıklarını anlayamadığı için mutsuz olan bir insan yoktur, ama kendi ruhundaki dönüşümleri algılayamayan bir insanın mutsuz olması kesindir.

Evrenin ve benim yapımın ne olduğunu, bunların birbirleriyle ilişkisini, hangi parçanın bütündeki hangi parçaya denk geldiğini aklımdan çıkarmamalıyım. Herhangi bir insan yaptıklarımın ve konuştuklarımın evrenle uyum içinde olmasını engelleyemez.


Gerçek bir filozofa yakışır biçimde, hataları sınıflandırırken aşın cinsel istekten kaynaklanan hataların bir anlık öfkeyle işlenilen hatalardan daha tehlikeli olduğunu söylüyor. Çünkü öfkesine yenilen bir insan bu öfke sırasında akıldan uzaklaşabilir. Fakat zaten aşın cinsel istek duyan bir kişi hata yapmıştır. Bir de hazzına  yenik düşüp suç işlerse daha da onursuz bir hal alır. Aşın cinsel istekten kaynaklanan suçların bir anlık öfkeyle işlenen suçlardan daha fazla eleştirilmesi gerektiğini söyleyen Theophrastos çok haklıdır. Sonuçta bir anlık öfkeyle suç işleyen kimseye daha önceden bir haksızlık yapılmıştır ve o da bunun etkisiyle suç işlemektedir. Halbuki diğeri kendi istekleri nedeniyle böyle bir suç işlemiştir.

Her zaman sanki o an ölecekmişim gibi konuşmalı, düşünmeli ve hareket etmeliyim. Eğer tanrılar varsa insanlardan ayrılmak kötü bir şey değildir. Zaten tarınlar bir insanın kötü bir şey yapmasını istemezler. Eğer tanrıları yoksa benim için tanrısal öngörüden ve tanrıların varlığından yoksun bir dünyada yaşamanın bir anlamı da olmayacaktır. Fakat tarınlar vardır ve insanların işleriyle ilgilenirler. Gerçek kötülüklerin tuzağına düşmemek için gereken gücü tarınlar insanlara vermişlerdir. Bunun dışında bilmediğimiz bir kötülük varsa tarınlar bunu engellemek için ellerinden geleni yaparlar. Ancak insanın kendisini kötüleştirmeyen bir şey yaşamını da kötüleştiremez. Evrenin doğası kuşkusuz böyle bir şeyin olmasına izin vermez. Çünkü bilgisizlikten uzak durma veya bunu düzeltme gücüne sahip değildir. Evrensel doğa iyi ve kötü fark etmeden iyi insanların da, kötü insanların da başına aynı şeylerin gelmesine izin verir. Gerçekten, ölüm ve yaşam, ün ve tanınmamışlık, acı ve zevk, zenginlik ve fakirlik, hem iyilerin hem de kötülerin hayatlarında var olan şeylerdir. Çünkü bunlar tek başlarına ne doğrudur ne de yanlıştırlar. Bu nedenle de ne iyi olabilirler ne de kötü.

Her şey büyük bir hızla yok oluyor. Hem evrendeki bedenler hem de onların hatıraları. Algılayabildiğimiz şeylerin doğası nedir? Zevkin çekici, acının korkutucu, gururun ün sağlayıcı yanlan nedir? Bütün bunlar ne kadar aşağılık, adi, iğrenç, pis ve ölü şeyler. Bunları aklımızı kullanarak düşünmeliyiz.  Düşünceleri ve konuşmalarıyla insanlara ün verenler kimlerdir? Ya da ölüm nedir? Eğer aklımızı kullanarak düşünecek olursak ölümle ilgili tüm düşüncelerimiz değişebilir. O zaman ölümün yalnızca bir doğa olayından ibaret olduğunu kavrayabiliriz. Ancak bir doğal olaydan korkmak çocuklara özgü bir şeydir. Ayrıca ölüm evrensel doğaya da katkıda bulunmaktadır. İnsanın hangi parçasının tanrılarla bağı olduğunu, bu parçanın gerektiği zaman nasıl hazır tutulabileceğini düşünmeliyiz.

Her bir şeyin etrafında dönen ve şairin anlattığı gibi “toprağın altında ne olduğunu araştıran” ve yalnızca içindeki koruyucu ruha uyup ona saygı göstermek yerine başkalarının ruhunda neler olduğunu anlamaya çalışan bir insandan daha kötü bir şey olamaz. Koruyucu ruha saygı duymamız bizi her türlü zevk, sorumsuzluk ve tanrılardan ve insanlardan gelen şeylere karşı memnuniyetsizliğe karşı korur. Çünkü tanrılardan gelen her şey mükemmeldir. Bu nedenle ona saygı duymak gerekir. İnsanlardan gelen şeyler ise akraba olduğumuz için önemlidir. İnsanlar bazen iyiyi ve kötüyü ayırt edemedikleri için bizde acıma duygusu uyandırırlar. Fakat böyle bir bakış iyi ve kötüyü ayırt etmemizi engelleyen körlükten daha az ciddi bir körlük değildir.

Ne kadar uzun yaşarsan yaşa, herkesin kendi yaşamını kaybedeceğini, kaybetmekte olduğu yaşamdan başka bir yaşamı olmadığını unutma. Bu nedenle de en uzun yaşam da en kısa yaşam da aynı sonuca varır.
Çünkü şimdiki zaman herkes için aynıdır, bu nedenle geçip giden şey de aynı şeydir. Aslında kaybedilen şey sadece şimdiki zamandır. Hiç kimse geçmişi ve geleceği kaybedemez. Kimse bir insandan sahip olmadığı bir şeyi alamaz. O halde şu iki noktayı asla unutmamak gerekiyor: Birincisi, ilk baştan beri her şeyin aynı olduğu ve sürekli olarak aynı şeyler dönüştüğüdür. Bu nedenle belli bir süre ya da sonsuz bir zaman bir şeyi görmek arasında fark yoktur. İkinci noktaysa bir insan hangi yaşta ölürse ölsün aynı şeyi kaybeder. Şimdiki an kaybedeceğimiz tek şeydir. Çünkü sahip olduğumuz tek şeydir. Hiç kimse sahip olmadığı şeyi kaybedemez.

İnsan ruhu evrende kendi elinde olmasına rağmen kendisini bir yaraya ya da bir ura dönüştürürse kendini küçük düşürmüş olur. Yaşadığımız bir şeye kızmak evrensel doğaya aykırıdır. Çünkü evrensel doğa tüm varlıkların doğalarını içinde bulundurur. Bir insana kin duyduğumuzda ya da ona öfkelenip zarar vermek amacıyla üzerine yürüdüğümüzde de kendimizi küçük düşürürüz. Bir zevke ya da acıya yenilirsek de kendimizi küçük düşürürüz. Yalan söylediğimiz, ikiyüzlü davrandığımız, amaçsızca ve düşüncesizce davrandığımızda da kendimizi küçük düşürürüz. Ancak en küçük hareketimizi bile yaptığımız şeyin farkında olarak yapmalıyız. Çünkü aklı olan varlıkların amacı en saygın aklın yasalarına uygun davranmaktır.

İnsanın yaşamı kısa bir zaman devam eder. Doğamız dönüşüm halindedir, algılarımız belirsiz, bedenimiz çürümeye mecbur, ruhumuz kargaşa içinde, kaderimiz tahmin edilemez, ünümüz güvenilmez bir durumdadır. Bedenimize ait olan şeyler bir nehirdir, ruhumuza ait olanlar ise bir rüya veya yanılsamadır. Yaşamımız yabancı bir ülkede yapılan yolculuğa ya da sefere benzer. Ölümden sonraki ünümüz ise unutulmaktır. Korumamız gereken tek bir şey var. O da felsefe. Bunun için içimizdeki koruyucu ruhu el değmeden koruyabilmeliyiz. Daima zevklere ve acılara hakim olmalı, ikiyüzlü davranmamalı, düşüncesizce iş yapmamalıyız. Diğer insanların yaptıklarından bağımsız olarak böyle davranmalıyız. Ayrıca kendimize ait olan her şeyi sanki aynı kaynaktan çıkmışız gibi almalıyız. Sakince ölümü beklemeliyiz. Çünkü ölüm bir canlının oluştuğu öğelerin serbest bırakılmasından başka bir şey değildir. Eğer bizi oluşturan öğelerin dönüşmesinde korkacak bir şey yoksa neden o öğelerin tamamen dönüşmesinden ya da dağılmasından korkalım? Bütün bunlar doğaya uygun şeylerdir ve doğaya uygun olan hiçbir şey kötü değildir.

“Her şey, sadece olduğunu zannettiğin şeydir.”

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir