Sitemizde 15 kategori'de 772 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Mar 182017
 

Düşüncenin gerçeklikle uyuşup uyuşmadığını tam olarak saptayamayacağımız görüşü antik kuşkucuların argümanlarına dayanmaktadır. Bu argümanları şöyle özetlenebilir: Bir insan belli bir düşünce ya da savın gerçeklikle uyuşup uyuşmadığını bilmek isterse, onun bu amaçla yalnızca düşüncenin kendisini değil, ancak aynı zamanda gerçekliği de bilmesi gerekecektir.

Ancak o bunu nasıl yapabilir? O deneye başvuracak, şu ya da bu şekilde akıl yürütecek, kısacası belirli yöntem ya da ölçülerden yararlanacaktır. Ancak bu ölçütler aracılığıyla kazandığımız bilginin çarpıtılmamış bir gerçekliği bizim için bilinir hale getirdiğini gösteren kesinlik nerededir? Bu nedenle ölçütlerimizi dikkatle incelememiz gerekir. Bu inceleme bununla birlikte, ancak aynı ya da muhtemelen farklı olan ölçütler kullanılarak gerçekleştirilir. Bu incelemenin gerçekliliği ise, şu ya da bu biçimde, inceleme sırasında kullanılan ölçütlerin geçerliliğine bağlı olacaktır; bu da bir kez daha kuşkulu olup başka bir araştırmaya gerek duyar ve bu sonsuzca sürüp gider. Uzun sözün kısası, gerçekliğe ilişkin olarak hiçbir zaman haklı kılınmış bir bilgiye sahip olamayacağız ve bundan dolayı da, düşüncelerimizin gerçeklikle uyuşup uyuşmadıklarını hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Ölçütlerle Uyuşma Olarak Doğruluk

Yukarıda ana hatlarıyla serimlenen düşünce çizgisi birçok filozofu düşüncenin gerçeklikle uyuşması olarak doğruluk tanımını reddetmeye ve söz konusu doğruluk tanımının başka bir doğruluk tanımıyla değiştirmeye götürmüştür. Bu yeni doğruluk tanımına kabaca şu şekilde ulaşılmıştır: “Doğruluk” terimini aktüel olarak ne biçimde kullandığımız üzerinde düşünelim. Böylelikle, söz konusu terimin bizim için gerçekte ne anlama geldiğini belki daha iyi bir biçimde bilme durumuna gelebileceğiz. Hiç kuşkusuz herkes, kendisinin inandığı, kanaatlerine karşılık gelen, bir savı doğru bir sav olarak kabul etmeye hazırdır. Bir insan A’nın B olduğuna inanıyorsa, A’nın B olmasının doğru olduğunu savlayan bir önerme ileri sürmeye hazırdır ve bunun tersi de aynı ölçüde geçerlidir.

Kişi bir sava doğruluk yüklerse. o savladığı şeye inanmaya hazır durumdadır. Bununla birlikte, hiç kimseye doğru bir savın kendisinin inandığı savla aynı şey olduğunu öne sürmeyecektir. Herkes, salt bilmediği için, kendilerine inanmadığı doğru savların var olduğunun bilincindedir. Öte yandan, hiç kimse kendisini yanılmaz olan biri olarak görmez ve herkes kendisinin inandığı, ancak doğru olmayan önermeler bulunduğunu bilir. Kanaatlerimizin hepsinin titiz ve ve sistemli araştırmalar yoluyla kazanılmamış olduğunun, ancak bu kanaatlere, geçerliliklerinin sorgulanması ve daha sağlam ve güvenilir ölçütlerle karşılaşıldığı zaman değiştirilmeleri gereken yöntemler, eş deyişle ölçütler kullanarak ulaştığımızın tam olarak farkındayız.


Yalnızca, kanaatlerimize, nihai ve artık daha fazla değiştirilemez olan ve kendilerinden kalkarak başka ölçütlere gitmenin söz konusu olmadığı ölçütler kullanarak varmış olsaydık, bu takdirde bütün bu kanaatleri hiç duraksamadan doğru kanaatler olarak tanıyacaktık.

Bu ve benzeri doğrultudaki argümanlar, bazı filozoflara şu doğruluk tanımını önermiştir: Doğru bir sav nihai ve değiştirilemez olan ölçütleri yerine getiren bir savla aynı şeydir. Bir savın doğruluğuyla ilgili olarak ikna olmanın, onu, hükmü, başka bir ölçütün hükmünün onunla değiştirilmemek durumunda olması anlamında, kesin sonuçlu ve değiştirilemez olan nihai bir ölçütle sınamak dışında hiç bir yolu yoktur. Bu nihai ölçütün sınamasından geçen bir savın gerçeklikle uyuşup uyuşmadığını bilemeyiz ve bunu —kuşkucuların da göstermiş oldukları gibi— hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Bunun bir- sonucu olarak doğruluğu yanlışlıktan ayırırken göz önünde tutmamız gereken nokta, belirli bir savın gerçeklikle değil de, bir takım nihai ölçütlerle uyuşup uyuşmadığıdır. Öyleyse, doğruluk kavramını bu fikri aktüel olarak kullanış biçiminize göre tanımlamak için, doğruluğu düşüncenin nihai ve değiştirilemez ölçütlerle uyuşması olarak tanımlamalıyız.

Klasik Olmayan Doğruluk Tanımları

Bu doğruluk anlayışına değişik filozoflar tarafından, nihai ölçüt olarak düşünülen ölçüt her ne ise, ona göre farklı biçimler verir. Bu yüzden, örneğin doğruluğa ilişkin olarak tutarlılık kuramı, doğruluğu düşüncelerin kendi aralarındaki uyuşması olarak tanımlar. Bu kuramın taraftarları belirli bir savın kabul edilmesi ya da reddedilmesi gerektiğini belirleyen nihai ve değiştirilemez ölçütü, o savın daha önce kabul edilmiş savlarla uyuşması olarak görürler; uyuşma ise bir savın diğer savlarla çelişmemesinden ve sistemin geri kalanıyla uyumlu olmasından oluşur. Deneyin hükmü bize nihai bir ölçülmüş gibi görünebilir, ancak durum hiç de böyle değildir, çünkü deneyin hükmünün üstünde, uyuşma ölçütüne karşılık gelen daha yüksek bir mahkeme vardır.

Bir bardak suya batırılmış bir çay kaşığım düşünelim. Görme duyusunun hükmü kaşığın eğri, buna karşın dokunma duyusunun hükmü kaşığın doğru olduğunu söyler. Burada niçin görme duyusuna değil de, dokunma duyusuna inannırız? Çünkü görme duyusu tarafından desteklenen sav, geri kalan diğer bilgilerimizle (örneğin, kaşığın görünüşte desteksiz olan üst kısmının suyun dışında kalmasının serbest düşme yasasıyla çelişmesi) uyumlu değildir; öte yandan dokunma duyusuyla desteklenen sav (kaşığın sürekli olduğu) geri kalan diğer bilgilerimizle yetkin bir biçimde uyuşur. Bu savın bir daha değişmemecesine kabulünü bekleyen, salt duyuların hükmü (ki, o bu durumda bir çelişkiye götürür) değil de, tam tamına bu savın kabul edilmiş tüm diğer savlarla uyuşmasıdır.


22Devam edecek..

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir