Sitemizde 15 kategori'de 760 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Oca 162017
 

Evliya Çelebi 17. Yüzyılda yaşamış ve dönemin hatta tüm zamanların en ünlü seyyahlarından biridir. Tüm hayatı boyunca Osmanlı topraklarında gezmiş ve gördüğü herşeyi yazmıştır.. Sadece gördüğü yerleri yazmamıştır.. Yaşam tarzları, yemekleri gibi özel detaylarada inmiştir.

Evliya Çelebi (Osmanlı Türkçesi: اوليا چلبي; d. 25 Mart 1611, İstanbul – ö. 1682) aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul’a yerleşmiş, zaman zaman Kütahya’da da kalmışlardır. İstanbul’un Fethi sırasında Evliya Çelebi’nin dedesi Kara Ahmet Bey’in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed’in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı’nda yüz dükkan, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii’dir.

Evliya Çelebi’nin dedesi Kara Ahmet Bey, Kütahya’daki evlerinin önündeki türbede medfundur. Babası Derviş Mehmed Zıllî,I. Süleyman’dan I. Ahmed’e kadar ki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş pek çok sefere katılmış, çok yaşlı iken vefat etmiştir. Annesi Abhaz’dır. Annesinin kardeşi Melek Ahmed Paşa’nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa’nın himayesinde bulunmuştur. Amcası Firâki Abdurrahmân Çelebi’dir. Babası, annesi ve büyük annesi Beyoğlu’nda şimdiki Lohusa Sultan Türbesi yakınındaki Meyyit Mezarlığı’nda gömülüdür Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2011 yılı, Evliya Çelebi yılı ilan edilmiştir

Evliya Çelebi'nin Müze Olarak Kullanılan Kütahya'daki Evi

Evliya Çelebi’nin Müze Olarak Kullanılan Kütahya’daki Evi

Evliya Çelebi, çok iyi bir öğrenim gördü. Önce mahalle mektebine gitti. Daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi’ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun’a devam etti. Enderûn’da sarf (dil bilgisi), nahiv (gramer), kâfiye, hüsn-ü hat dersleri gördüğü gibi Enderûn musikişinaslarından Musâhip Derviş Ömer Ağa’dan da musiki öğrendi.

Okul öğreniminin dışında özel hocalardan Kur’an, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri aldı. Kur’an’ı ezberleyerek hafız oldu. Öğrenimini bitirdikten sonra 25 yaşında iken Ayasofya Camii’nde mukabele okuduğu sırada camiye gelen IV. Murad’ın iradesiyle saraya alınıp musahipler arasına katıldı.

Saraya alınmasına o sırada silahtar olan akrabası Melek Ahmed Paşa, Ruznâmeci İbrahim Efendi ve Hattat Hasan Paşa yardımcı olmuşlardır. Yaptığı işlerle padişah ve devlet ileri gelenlerinin beğenisini kazandı. IV. Murad’ın vefatına kadar sarayda zeka ve güzel konuşma kabiliyeti sayesinde pâdişahın teveccühünü kazandı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu.

Seyahatlerini Melek Ahmed Paşa, Defterdarzâde Mehmed Paşa, Köse Ali Paşa, Köprülü Mehmed Paşa, Kırımı Hanı ve sairenin refakatinde yaptı ve bunlarla beraber yabancı memleketleri de gördü. Vezirlerle seyahatleri sırasında onların imam ve müezzinliklerinde ve iç ağalıklarında bulunarak pek çok defa haber götürme göreviyle İstanbul’a ve başka yerlere gidip geldi. 1682 yılından sonra vefat etti. Ölüm yeri ve mezarı bilinmemektedir. Kabri bir ihtimal, şimdi Lohusa Sultan Türbesi yanındaki Meyyit Mezarlığı’nda, ailesi yanındadır.

Zamanına göre iyi derecede tahsil gören Evliya Çelebi, nazımla meşgul olmuş ve musikiyle uğraşmıştır. Girgin olup nerede kelâm edeceğini bilen, hoş sohbet, aynı zamanda cesur bir seyyahtır. Birçok harbe katılmış, hatırı sayılır tehlikeler atlatmıştır.

Mizaçgır ve hayırsever olması, kendisini birçok tehlikeden kurtarmıştır. Hayatının son demlerinde bile içinde seyahat aşkı bulunduran Evliya Çelebi, her fırsatta istifade ederek gezmekten bıkmamış ve usanmamıştır. Vezirler arasındaki husumet ve rekabetten hasıl olan kırgınlıkları güzel bir şekilde idare ederek aralarını uzlaştırarak düzeltmeye çalışmıştır. Kendisi hiç evlenmemiş, elde ettiği tüm hediyeleri, para ve ganimet mallarını kız kardeşlerine sarf etmiştir.

Evliya Çelebi’nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde müthiş gezi arzusu vardı. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Bu yüzden sarayda fazla kalamadı. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı.

1040 Muharrem ayının Aşure Gecesi (19 Ağustos 1630gördüğü rüya şöyledir: Rüyasında İstanbul’da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii’ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, İslam peygamberi Muhammed’i baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Muhammed’in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez.

En sonunda bir cesaretle gidip “Şefaat ya Resulullah” diyeceğine, “Seyahat ya Resulullah” der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve çeşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar.

İlk gezisini, İstanbul ve çevresine yaptı. Daha sonra İstanbul dışına çıktı. 1640 başlarında babasından habersizce Bursa’ya gitmek üzere İstanbul’dan çıktı. Bu seyahatten 35 gün sonra geri döndü. Oğlunun seyahat aşkını gören babası bundan sonra seyahatine müsaade etti ve kendisini zamanın önemli şeyhlerinden Abdü’l-ahat Nûri Efendi ve diğer şeyhlere götürüp el öptürerek hayır dualarını niyaz etti.

Evliya Çelebi ikinci seyahatini Temmuz 1640’ta İzmit’e yaptı. Bu suretle 1630’dan 1681’e kadar sürecek olan elli yılı aşkın bir seyahat hayatı yaşadı. Gezdiği yerler arasında o zamanki Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan hemen hemen bütün yerler vardı.

Evliya Çelebi, bu gezileri sırasında çok ilginç yerler gördü. Yeni insanlarla tanıştı. Birçok olayla karşılaştı. Karşılaştığı ilginç olayları okuyucuya anlatarak kitabına renk kattı. Gezileri sırasında birçok kez ölümle burun buruna geldi. Savaşlara katılarak hem savaşları hem de o yerleri anlattı. Gezmek için gittiği son yer Mısır oldu. Evliya Çelebi’nin bugün bile önemini taşıyan Seyahatname adlı eseri işte bu gezilerin ürünüdür.

Çelebi’nin babası padişahların kuyumcubaşılığını yapan bir ustaydı. Yazdıklarına bakacak olursak ailesinin kökleri Ahmet Yesevi’ye kadar uzanmaktadır. Mahmut adlı bir erkek kardeşi ve kız kardeşleri olduğunu yine kendi kitabından öğreniyoruz.


Önce mahalle mektebine giden Evliya Çelebi, daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi’ne devam etti. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun‘a devam etti. Burada öğrencilere, Kur’an-ı Kerim, tefsir, hadis, kelâm, edebiyat, şiir, dilbilgisi, Arapça, Farsça ve edebiyat dersleri, matematik, coğrafya, mantık gibi derslerden oluşan çok yönlü bir eğitim verilirdi.

Çelebi de bu eğitimden nasibini aldı elbette. Türkçeyi zaten fazlasıyla iyi kullanan Çelebi’nin, Enderun’da Arapça, Farsça, Rumca öğrendiği, babasının arkadaşı Simyon Usta’dan da Latince ve Yunanca öğrendiği biliniyor.

Evliya Çelebi İstanbul Güzergahı

Evliya Çelebi İstanbul Güzergahı

Neyle geçindi, bu kadar yolu nasıl tepti diye soracak olursanız, cevabımız baba parası olur. Şaka değil, ailesinin maddi durumu iyi olduğu için hiçbir zaman maddi sıkıntı çekmedi.

Enderun’dan sonra saraya müsâhip olarak alındı ve daha sonra da aylık belli bir “akçe” karşılığı sipahilere (atlı askerler) katıldı. Seyahatlerinin hatırı sayılır bir kısmını da “resmi görevli” sıfatıyla gerçekleştirdi.

Eğitimini tamamladıktan sonra sarayda görev alan Çelebi, padişahın ve diğer devlet büyüklerinin her zaman beğenisini kazandı. Birçok savaşa da katıldı, ata iyi binen ve yeri geldiğinde çok iyi dövüşen birisiydi.

Yaşadığı dönem Osmanlı’nın 1683 Viyana bozgununun hemen öncesidir. Evliya Çelebi, 1611’den 1682’ye kadar tam altı padişah eskitmiştir: I. Ahmed (1603-1617), I. Mustafa (1617-1623), II. Osman (1618-1622), IV. Murat (1623-1640), I. İbrahim (1640-1648) ve IV. Mehmed (1648-1687).

Tam da Osmanlı’da yönetim yozlaşmasının yaşandığı, ekonomik ve toplumsal sorunların baş gösterdiği, Anadolu’nun Celali İsyanları ile İstanbul’un da zaman zaman Yeniçeri çatışmalarıyla çalkalandığı yıllarda yaşamıştır.

Devletlü’lerinin Evliya Çelebi’yi üst kademelerde görevlendirme düşünceleri vardı ama Çelebi’nin üst kademelerde görev almak gibi bir düşüncesi yoktu. O, küçük yaşlardan beri gezmek, yeni yerler görmek ve yeni insanlar tanımak istiyordu. Saray ona dar geldi ve gördüğü bir rüya üzerine gezilerine başladı.

1630 yılının 19 Ağustos’undaki rüyasında kendini İstanbul’da Ahi Çelebi Camii‘nde büyük bir cemaatin içinde görmüştür. İslam peygamberi Hz. Muhammed‘i de baş tarafta görür. Dört halifesi ve diğer yakınları da oradadır. Amacı Muhammed’in yanına gidip ondan şefaat dilemektir ama cesaret edip gidemez. En sonunda cesurca bir hamleyle peygamberin yanına gidip Şefaat ya Resulallah diyeceğine, “Seyahat ya Resulallah” der. Bu, 70 yaşına kadar devam edecek seyahatlerinin başlamasına vesile olur.

Önce İstanbul ve çevresini gezdi, ki kitabının ilk cildini bu gezilerin sonunda oluşturmuştur. Ardından İstanbul dışına çıktı. İlk seyahatini Bursa’ya, ikincisini de Trabzon’a yaptı ve daha sonraki tam elli yıl boyunca, bir başka deyişle ölünceye kadar gezdi. Birçok tehlike atlatmasına, defalarca ölümle burun buruna gelmesine rağmen gezmekten vazgeçmedi. Babası gezmelerine engel olmaya kalksa da bir ay süren Bursa seyahatinden sonra bunun imkânsız olduğunu anladı ve seyahatlerine izin verdi.

Dindar bir Müslüman olması, onu başka dünyaları ve kültürleri tanımaktan hiçbir zaman alıkoymadı. Hepinize ilginç gelecek ama içki kullanmamasına rağmen yabancı konukları için evinde –yasak olsa da– içki bulundururdu. Tek başına bu bile, Evliya Çelebi’nin ne kadar hoşgörülü olduğunun kanıtıdır

Seyahatnamasi

Seyahatname (سياحت نامه), Evliya Çelebi tarafından 17. yüzyılda yazılmış olan çok ünlü bir gezi kitabıdır. 10 ciltten oluşur. Gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalın ve duru, zaman zaman da fantastik bir anlatım içinde, halkın anlayacağı şekilde yazılmış, yine halkın anlayacağı şekilde deyimler çokça kullanılmıştır. Halk etimolojisi de bolca görülür.

Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde gezip gördüğü yerleri kendi üslubu ile anlatmaktadır. Evliya Çelebi’nin 10 ciltlik Seyahatnamesi, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir. Eser bu yönden Türk Kültür tarihi ve gezi edebiyat açısından önemli bir yere sahip olmuştur.

Evliya Çelebi tarafından 17. yüzyılda yazılan bu eser, 10 ciltten oluşur. Çelebi, okuyan herkesin anlayacağı şekilde yazılmış olan bu eserde olayları gerçekçi bir gözle izlemiş ve yalın bir şekilde anlatmıştır. 17. yüzyılda yazılmasına karşın, 200 yıl sonra, 1896’da Arapça olarak basılabilmiştir. Eseri 1996’da bizim de anlayacağımız şekilde çeviren de Orhan Şaik Gökyay’dır.

Çelebi’nin külliyatı olarak da tanımlayabileceğimiz bu dev yapıt, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nun başvurusu üzerine, Haziran 2013’te UNESCO Dünya Belleği Listesi’ne dahil edildi.

Evliya Çelebi Kafkaslar Güzergahı

Evliya Çelebi Kafkaslar Güzergahı

Seyahatnâme oraya gittim, burayı da gördüm eseri değildir. Evliya’nın, kitabında verdiği bilgiler eşsizdir. Seyahatnâme, gezdiği yerlerin coğrafi konumunu, tarihini, halkının özelliklerini, dilini, dinini, giysilerini, sanatlarını, uğraşılarını, gündelik yaşamlarını, mutfak kültürlerini; gayrimüslim halkın ekonomik, sosyal durumlarını, inançlarını ve ibadet yerlerini içeren eşsiz bir eserdir.

Evliya Çelebi yurtdışında Türkiye’de olduğundan daha çok tanınmaktadır, hem de 1814 yılında Avusturyalı tarihçi ve Doğu bilimleri uzmanı Joseph von Hammer-Purgstall tarafından keşfedildiğinden beri. O zamandan beri birçok yabancı bilim adamı Çelebi hakkında araştırma yapmış, eseri birçok dile çevrilip yayımlanmıştır.

İlgi çekmek için kullanılmış abartılı bir üslup kullanmıştır. Evliya Çelebi’nin bu yönü sıkça dile getirilir, yapılan “eleştiriler” yerindedir de bir bakıma, sanırız eleştiri değil de alay etme desek daha doğru olur. Ama esere ve üslubuna bakarken, onun yaşadığı dönemi, hiçbir yeri gezme, görme şansı olmayan Osmanlı halkı faktörünü, hem eğlendirici hem de bilgilendirici olarak yazıldığı gerçeğini de göz ardı etmemek gerek.

İskender Pala da onun bu üslubuyla ilgili şunları söyler: Evliya Çelebi’nin üslubunda bir mübalağa sanatı vardır, ancak o bunu asla hakikatleri çarpıtma yahut değiştirme sınırına vardırmaz. Çelebi’nin mübalağalı satırları ya okuyucunun ilgisini çekmek için söylenmiş sözler yahut da Çelebi’nin başkalarından duyduğu nüktelerden ibarettir. Bu yüzden mübalağalı cümleleri genellikle ‘…derler, …diye anlatırlar, …duydum’ gibi hükümlerle son bulur.

Ölümü tam bir muammadır. Kimi kaynaklarda 1681’de İstanbul’da öldüğü, kimi kaynaklarda da 1682’de Mısır’dan dönerken öldüğü yazmaktadır. Mezarı bilinmemektedir.

Extralar

  • Londra`da ki Evliya Çelebi sergisine ulaşmak için BURAYA tıklayınız.
  • Evliya Çelebi’nin kayıp haritası bulundu BURADA
  • Evliya Çelebi – Ölümsüzlük Suyu adlı bir çizgi filmi yapıldı.. Altta verilmiştir.

İlgili Videolar

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

  One Response to “Evliya Çelebi Hakkında Herşey”

  1. 17 . Yüzyılda yaşamış büyük evliyalardan Evliya Çelebiyi tanımak gurur verici bir şey gerçekten

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir