Sitemizde 15 kategori'de 776 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Nis 062017
 

Anu’nun ilk erkek evladı olmasına rağmen Enki’nin kaderinde, babasına ardından Nibiru’da tahta çıkmak yoktu. Nibiruluların çapraşık tarihinden yansıyan karmaşık ardıllık kuralları bu ayrıcalığı Enki’nin üvey kardeşi Enlil’e vermekteydi.

Bu acı çatışmaya çözüm aranırken Enki ve Enlil kendilerini, Nibiru’nun giderek incelen atmosferini korumak amacıyla bir kalkan oluşturmak için altınına ihtiyaç duyulan yabancı bir gezegene gitme görevinde buldular. Anunnakilerin Baş Tıp Subayı olan üvey kız kardeşleri Ninharsag’ın adı Dünya’ya gelişi ile daha karmaşıklaşan bu geçmiş nedeniyledirki Enki, tufan bahane ederek insanoğlunun yol olmasına izin vermek isteyen Enlil’in planını bozmaya karar vermişti.

Çatışma bu iki üvey kardeşin oğulları arasında, hatta torunları arasında da sürdü; aslına bakarsanız bunların hepsi, özellikle de Dünya üstünde doğanlar çok uzun yörüngesi sayesinde Nibiru’nun sağladığı uzun yaşam sürelerını kaybetmekle karşı karşıyaydılar ve bu durum da onların kişisel ıstıraplarına eklenip hırslarını körüklemekteydi. Tüm bunlar M.Ö. üçüncü bin yılın son asrında, Enki’nin resmi eşinden olan oğlu Marduk, Dünya’yı miras alacak olanın Enlil’in ilk erkek evladı Ninurta değil de kendisi olduğunu iddia ettiğinde zirveye ulaştı. Bu şiddetli çekişme sırasında yasanan bir dizi savaş, en sonunda nükleer silahların kullanılmasına yol açtı; sonrasında ise hiç istenmeyen sonuç, Sümer uygarlığının yok oluşu oldu.

kullanılmasına yol açtı; sonrasında ise hiç istenmeyen sonuç, Sümer uygarlıgının yok oluşu oldu. Seçilen bireylerin ‘tanrıların sırları’ na inisiye edilmesine Rahiplik kurumunun, İlahi Sözleri ölümlü Dünyalılara aktaranların, tanrılar ve insanlar arasındaki aracılar silsilesinin başlangıcını belirledi. İlahi sözlerin yorumlanışları olan kehanetler, işaretler görmek amacıyla göklerin gözlemlenmesiyle birleşti.

İnsanoğlu tanrısal çatışmalarda giderek daha çok taraf tutar hale geldikçe Kehanet büyük bir rol oynar oldu. Aslında, gelecekte yaşanacakları açıklayan tanrıların bu gibi sözcüklerini anlatmak için kullanılmaya başlanan Nebi kelimesi, Marduk’un ilk erkek evladı olan ve sürgün edilmiş babasının adına insanoğlunu, gökteki işaretlerin Marduk’un hükümdarlığının geldiğine ikna etmeye çalışan Nabu’nun ünvanıydı.

Bu gelişmeler, Kısmet ile Kader arasında bir fark gözetilmesi gerektiğini iyice netleştirmişti. Enlil’in, hatta bazen Anu’nun eskiden hiç sorgulanmayan bildikleri artık NAM, yani rotaları belirlenmiş ve değişmez olan gezegen yörüngeleri gibi olan Kader ile NAM.TAR, yani bozulabilen, değiştirilebilen bir kader olan kısmet arasındaki farkın irdelenmesine tabi tutulmaktaydı. Olayları gözden geçirip olus sıralarını hatırladıklarında ve Nibiru’da olanlar ile Dünya‘da meydana gelmiş olanlar arasındaki bariz koşutluğu gören Enki ve Enlil aslında neyin mukadder olup kaçınılmaz olabileceği, iyi ve kötü kararların ve hür iradenin sonucunda kısmete neyin düştüğü konusunda derinden düşünmeye başladılar.

İkincisi önceden tahmin edilemezdi; birincisi ise, olmuş olan tekrar olacaksa, baslar ayrıca son da olacaksa önceden görülebilirdi. Nükleer yıkımla gelen o en kritik devre Anunnaki liderleri arasındaki içsel sorgulamayı yoğunlaştırdı ve felakete uğramış insan kalabalıklarına olayların niçin böyle geliştiğini açıklama ihtiyacını güçlendirdi. Olanlar mukaddermiydi yoksa Anunnaki eliyle oluşan kısmetin sonucumuydu yalnızca? Sorumlu tutulabilecek birileri varmıydı?

Felaketin arefesinde toplanan Anunnaki meclislerinde, yasaklanmış silahların kullanılmasına tek basına muhalefet eden kişi Enki’ydi. Dolayısıyla, geriye kalan ıstırap içindeki insanların aslında iyi niyetli olan uzaylı varlıkların destanındaki bu dönüm noktasında onların nasıl olup da yıkıcılar haline geldiklerini açıklamak Enki için çok önemliydi. Kim buraya ilk gelen ve her şeye tanık olan Ea/Enki’den daha uygun olabilirdi ki; Gelecek önceden görülebilsin, diye Geçmişi anlatmaya ? Ve her şeyi anlatmanın en iyi yolu Enki tarafından, ilk ağızdan verilmiş bir rapor olurdu.

Onun öz yaşanan öyküsünün kayda geçirdiği kesindir çünkü Nippur kütüphanesinde (en azından on iki tablet kaplayan) uzun bir metin keşfedilmiştir ve Enki’den şunu nakleder:

Dünya’ya yaklaştığımda, Çok fazla sel vardı. Onun yeşil çayırlarına yaklaştığımda, Tepecikler ve tümsekler birikip yığıldı emrimle. Evimi saf bir yerde kurdum.  Evime uygun bir ad verdim.

Bu uzun metin Ea/Enki’nin görevleri subaylarına paylaştırıp Dünya Görevi operasyonuna nasıl başladığını tarif ederek devam etmektedir.

Sonraki gelişmelerde Enki’nin oynadığı rolün çeşitli özelliklerini ele alan pek çok başka metin Enki’nin hikayesini tamamlamaya hizmet etmektedir; bunlar, çekirdeğini Enki’nin kendi metninin oluşturduğu bir Yaratılış Destanı, bilgilerin Eridu Yaratılış Kitabı dedikleri bir kozmogoniyi içermektedir. Adem’in oluşturulmasının ayrıntılı bir tarifi vardır.

Metinler, erkek ve dişi Anunnakilerin Enki’den ME’ler, yani içinde uygarlığın tüm unsurlarının şifrelendiği bir tür veri disklerinin almak üzere Eridu’ya nasıl geldiklerini anlatırlar ve elbette, üvey kız kardeşi Ninharsag’dan bir oğul edinme çabalarının, hem tanrıçalarla hem de insan kızlarıyla giriştiği rastgele ilişkilerin ve bunların beklenmedik sonuçlarının hikayeleri gibi Enki’nin özel hayatı ve kişisel sorunlarıyla ilgili metinleride içerirler.

Atra Hasis metni, Anu’nun Dünya’yı oğulları arasında paylaştırarak Enki-Enlil rekabetinin şiddetlenmesini önleme çabasına ışık tutar; metinlerde Tufan öncesinde insanoğlunun kaderi hakkında Tanrılar Meclisinde yapılan görüşmelerin neredeyse tutanakları kaydedilmiştir; Gılgamış Destanı tabletlerinde orijinal Mezopotamya versiyonu bulunana dek yalnızca Kitabı Mukaddes’te olduğu düşünülen bir hikayenin, yani Enki’nin kullandığı ve Nuh ile onun gemisinin hikayesi olarak bilinen bahan de bunlarda yer alır.

Sümerce ve Akkadça tabletler; Babil ve Asur tapınak kütüphaneleri; Mısır, Hitit ve Kenan ‘ mitleri ‘ ve de kutsal kitapla anlatılanlar tanrıların ve insanların maceralarının öz yaşam öyküsünün anılar ve öngörüyle dolu kehanetleri yeniden oluşturmak amacıyla Zecharia Sitchin tarafından tarihte ilk kez bir araya getirilip kullanıldı.

Enki tarafından seçilmiş bir yazıcıya dikte ettirilen bir metin, mührü zaman uygun oldugunda kırılıp açılacak bir Tanıklık Kitabı olarak sunulan tüm malzeme akla Yahveh’nin Yeşeya peygambere (M.Ö. yedinci yüzyıl) verdiği talimatı getirmektedir:

Şimdi git. Söylediğimi onların önünde bir levhaya yazıp kitaba geçirki gelecekte kalıcı bir tanık olsun.  Yeşeya 30:8

Geçmişi ele alan Enki bizzat geleceği algılamıştı. Hür iradelerin kullanan Anunnakilerin kendi kaderlerinin (yanı sıra insanoğlunun kaderinin) efendisi olduklarına ilişkin fikir en sonda, olayların gidişatını belirleyenin aslında Kader oldugunun, dolayısıyla –İbran peygamberleri tarafından bildirildiği gibi– başların son olacağının anlaşılmasıyla yer değiştirir.


Enki tarafından yazdırılan olayların kaydı işte böylece Kehanetin temeli olur ve Geçmiş, Gelecek haline gelir.

YEMİN

Büyük tanrının, efendi Enki’nin kulu; Eridu kentinin oğlu, usta yazıcı Endubsar’ın sözleridir. Büyük Afetten sonraki yedinci yılın ikinci ayının on yedinci gününde büyük tanrı, insanoğlunun hayırhah biçimlendiricisi, her şeye gücü yeten ve iyiliksever efendim Enki tarafından çağırıldım.

Kötülük Rüzgarı şehre doğru yaklaşırken Eridu’dan çorak steplere kaçabilmiş olan az sayıda insanın arasındaydım. Ateş yakmak için çalı çırpı toplamak üzere kıra doğru uzaklaştığım bir sırada başımı kaldırıp baktım ki ne göreyim, güneyden bir Kasırga çıkageldi. Çevresinde kırmızımsı bir parlaklık vardı ve hiç ses çıkartmıyordu. Yere eriştiğinde karnından dört tane dik ayak çıktı ve parlaklık kayboldu. Kendimi yere atıp yüz üstü kapaklandım çünkü bunun bir ilahi görüm olduğunu biliyordum.

Başımı kaldırıp bakınca yanı başımda iki ilahi içlinin durmakta olduğunu gördüm. Yüzleri insan yüzüydü ve giysileri cilalı tunç gibi parlamaktaydı. Bana adımla seslenip şöyle dediler; “Büyük tanrı, efendi Enki tarafından çağırılıyorsun. Korkma çünkü kutsandın. Seni alıp göğe çıkartmaya ve onun Magan Ülkesinde, Magan Nehrinin ortasında adanın ustunde, savakların oldugu yerdeki meskenıne götürmeye geldik.

Ve onlar konuşurken, Kasırga ateşten bir atlı arabaymışçasına kendini yükseltip gitti. Her biri bir elimden tutup beni kaldırdılar, beni Yer ve Gök arasında kartalların süzüldükleri gibi hızla taşıdılar. Toprağı ve suları, ovaları ve dalgaları görebiliyordum. Beni, büyük tanrının meskeninin girişindeki adanın üstünde yere indirdiler. Ellerimi bıraktıkları anda daha önce eşini benzerini görmediğim bir parlaklık beni sarıp yere çaldı; yasam nefesim boşalmışçasına yere yığıldım.

Adımı çağıran bir sesle, sanki en deri uykudan uyanırmışçasına kendime gelmeye başladım. Kapalı bir mekanın içindeydim. Karanlıkta ama bir ışıltı da vardı. Sonra adım, sesleri en derin tarafından bir kez daha soylendı. Sesi duyabiliyor olmama ragmen ne nereden geldiğini görebildim ne de konuşanın kim olduğunu. Buradayım, dedim.

Derken bu ses bana şöyle dedi: “Adapa’nın evladı Endupsar, yazıcım olasın, sözlerimi tabletlere yazasın, diye seni seçtim.

Aniden, bu mekanın bir kısmında bir parlaklık peydah oldu. Yazıcılara has bir çalışma yeri gördüm. Bir yazıcı masası ve iskemlesi; ayrıca güzelce biçimlendirilmiş taş tabletler vardı. Ama ne kil tablet ne de yaş kil kabı gördüm. Masanın üstünde sadece bir yazı kalemi duruyordu; parlaklığın içinde hiçbir kamış yazı kalemine benzemeyen şekilde duruyordu.

Ve o ses tekrar konusup şöyle dedi: “Eridu kentinin oğlu, sadık kulum Endubsar. Ben, efendin Enki’yim. Sözlerimi yazıya dökmen için seni çağırttım çünkü Büyük Afetten dolayı insanoglunun basına gelenlerden dolayı çok üzgünüm. Olayların doğru sırasını kayda geçirmek isterimki tanrılar da insanlar da ellerimin temiz olduğunu bilsinler. Büyükk Tufandan beridir Dünya’nın, tanrıların ve dünyalıların başına böyle bela gelmedi.

Ama Büyük Tufan mukadderdi. Ancak büyük afet mukadder değildi. Yedi yıl önce olan bu afet olmak zorunda değildi. Önlenebilirdi ve ben, Enki bunu önlemek için elimden gelen her şeyi yaptım heyhat, başaramadım. Kısmetmiydi yoksa kadermi? Kararı gelecekte verile çünkü günlerin sonunda bir Yargılanma Günü olacaktır. O gün Dünya sarsılacak ve nehirler yatak değiştirecek; öğle vakti karanlık çökecek, geceyse göklerde bir ateş olacak; geri dönen göksel tanrının günü olacak o gün. Ve ister tanrılardan ister insanlardan olsun kimin hayatta kalıp kimin yok olacağı; mukadder olan şey bir devrenin içinde tekrarlanacaktır ve kısmet olan şey ve de yalnızca kalbin niyetinin iyiyemi kötüyemi yol açtığı yargılanacaktır.

Ses sessizleşti sonra büyük tanrı tekrar konuşup şöyle dedi: İşte bu nedenle ki sana Başlangıçların ve Önceki Zamanların gerçek hikayesini anlatacağım çünkü gelecek, geçmişte yatmaktadır. Kırk gün kırk gece ne bir şey yiyecek ne de içeceksin; yalnızca bir kereliğine su ve ekmek göreceksin ve bu seni görevin bitene dek idare edecek.

Ses durakladıve birdenbire, mekanın başka bir yerinde bir ışıltı ortaya cıktı. Bir masa gördüm; üstünde bir tabak ve kupa vardı. Kalkıp oraya gittim; tabakta ekmek ve kupada su olduğunu gördüm.

Büyük tanrı Enki’nin sesi yine konuşup şöyle dedi: Endubsar, ekmekten ye ve sudan iç; kırk gün kırk gece tok kal. Söylendiği gibi yaptım. Sonrasında o ses bana yazıcı masasına oturmamı söyledi; oradaki ışıltı çoğaldı. Olduğum yerde ne bir kapı nede bir gedik vardı ama yinede ortalık gün ortası gibi pırıl pırıldı.

Ve ses şöyle dedi: Yazıcı Endubsar, ne görüyorsun? Başımı kaldırıp bakınca ışıltının hüzmelerinin masaya, taşlara ve yazı kalemine döküldüğünü görüp şöyle dedim: Taş tabletler görüyorum ve renkleri gök yüzü gibi duru. Daha önce hiç görmediğim bir yazı kalemi görüyorum; sapı hiç de kamışa benzemiyor ve ucu ise bir kartalın pençesini andırıyor.

Ve ses şöyle dedi: Bunlar, üstünde sözlerimi yazacağın tabletlerdir. İsteğim üzerine en iyi lacivert taşından iki pürüzsüz yüzü olacak şekilde kesildiler. Gördüğün yazı kalemi ise bir tanrının eseridir; sapı altın gümüş alaşımından ve ucu ise ilahi kristalden yapılmıştır. Sağlamca eline oturacak ve tabletin üstünü sanki ıslak kili işaretliyormuşçasına kolayca kazıyacaksın. Ön yüze iki sütun halinde yazacaksın, her bir taş tabletin arka yüzüne iki sütun halinde yazacaksın. Sözlerimden ve cümlelerimden sapmayacaksın!  

Bir duraklama olduğunda taşlardan birine dokundum; yüzeyi pürüzsüz cilt gibiydi, yumuşacık geldi elime. Kutsal yazı kalemini elime aldım, tüy gidi hafifti.

Sonra büyük tanrı Enki konuşmaya basladı ve ben onun sözlerini, tam söylediği gibi yazmaya basladım. Sesi bazen gürdü, bazende neredeyse fısıltı. Bazen sesinde neşe veya gurur vardı, bazense acı ve ıstırap. Ve bir tabletin iki yüzü de yazıyla dolunca, devam etmek için diğerini aldım.

Son sözleri söyledikten sonra büyük tanrı durakladı ve derin bir iç çekiş sesi duydum. Ve şöyle dedi: Kulum Endubsar, kırk gün kırk gece boyunca sözlerimi sadakatle kayda geçirdin. Görevin burada tamamlandı. Şimdi bir başka tablet al eline; üstüne kendi yeminini yazacak ve sonuna ise mührünle tanıklık ettiğini gösteren işareti basacaksın, tableti alıp diğer tabletlerle birlikte ilahi sandığa koy çünkü belirlenmiş bir zamanda, seçilmiş olnlar gelip sandığı ve tabletleri bulacak ve sana yazdırdığım her seyı öğrenecekler; Başlangıçların, Önceki Zamanların ve Eski Zamanların ve Büyük Afetin gerçek hikayesi bundan böyle Efendi Enki’nin Sözleri olarak bilinecek. Ve bu geçmişe Tanıklık Kitabı ve geleceğin Kehanet Kitabı olacak çünkü gelecek, geçmişte yatmaktadır ve başlar da son olacaktır.

Durakladı ve ben tabletleri alıp onları doğru sırasıyla birer sandığa yerleştirdim. Sandık akasya ağacından yapılmıştı ve dışı altın kaplamaydı.

Bir duraklama oldu ve sonra efendim Enki şöyle dedi: Sana gelince Endubsar, büyük bir tanrıyla konutsun ve beni görmesen de huzurumda kaldın. Böylece kutsanmış oldun, bundan böyle benim halka seslenen sözcüm olacaksın. Onlara dogru hayat sürmelerini tembihle çünkü iyi ve uzun bir hayatın temelidir bu. Onları teselli de edeceksin çünkü yetmiş yıl içinde şehirler yeniden kurulup ürünler yeniden filizlenecek. Esenlik olacak ama savaş da olacak. Yeni uluslar kudretli hale gelecek, krallıklar kurulup yıkılacak. Eski tanrılar bir kenara çekilecek ve kısmetleri yeni tanrılar belirleyecek. Amagünlerin sonuna geldiğine hakim olacak olan kaderdir ve gelecekle ilgili olanlar, benım geçmışle ilgili sözlerımın ıcınde önceden bildirilmiştir. Bunların hepsini, Endubsar, halka sen anlatacaksın.

Sonra bir duraklama ve ardından sessizlik geldi. Ve ben, Endubsar yere kapaklanıp sordum: Peki ama ne söyleyeceğimi nasıl bileceğim?

Ve efendi Enki’nin sesi şöyle dedi: Gökde işaretler olacak ve söylenecek sözler sana rüyalarda ve görümlerde gelecek. Senden sonra baska seçmilmiş peygamberler (insanlar anlamında) de olacak. Ve en sonunda bir Yeni Yer ve bir Yeni Gök olacak ve de peygamberlere artık ihtiyaç kalmayacak.

Sonra sessizlik çöktü ve ışıltılar söndü ve ruh beni terk etti. Tekrar kendime geldiğimde, Eridu’nun dışındaki tarlalardaydım.

Usta Yazıcı Endubsar’ın Mührü


7Devam edecek..

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN

Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..


Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..


Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..


Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..


 Leave a Reply

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

(required)

(E Posta Tekrar)