Sitemizde 15 kategori'de 762 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Mar 312017
 

445.000 yıl kadar önce başka bir gezegenin astronotları altın aramak amacıyla Dünya’ya geldiler. Dünya’nın denizlerinden birine iniş yapıp kıyıya çıktılar ve Eridu’yu, ”Uzaklardaki Yuva” yı kurdular. Zaman içinde, bu ilk yerleşim bir uçuş kontrol merkezi, bir uzay limanı, madencilik operasyonları ve hatta Mars’ta kurulan bir ara istasyon birlikte tam bir Dünya Misyonuna dönüştü.

İş gücü açısından az sayıda olan astronotlar, İlkel İşçiler-Homo sapiens– oluşturmak için genetik mühendislik uyguladılar. Yeryüzü devasa bir afetle silip süpüren Tufan taze bir başlangıç yapmayı gerektirdi; astronotlar tanrılara dönüşürken insanoğluna uygarlığı bahşedip ona nasıl tapınacağını öğrettiler.

Derken, elde edilen her şey Dünya’ya gelen bu ziyaretçilerin kendi aralarındaki rekabet ve savaşlar sebebiyle ortaya çıkan bir nükler felaket yüzünden yaklaşık dört bin yıl önce darmadağın oldu. Dünya üzerinden meydana gelenler, özellikle de insanlık tarihi başladığından beri olan olaylar Zecharia Sitchin tarafından Kitabı Mukaddes’ten, kil tabletlerden, kadim mitlerden ve arkeolojik keşiflerden teker teker ayıklanıp yazarın Dünya Tarihçesi aklı dizisinde bir araya getirildi.

Ama Dünya’da yaşanan olaylardan önce neler olmuştu? Bu astronotların kendi gezegenleri Nibiru neler olmuştu da uzay yolculuklarına, altına duyulan ihtiyaca, İnsanoğlunun oluşturulmasına yol açmıştı?

Gök ve uzay destanlarının baş oyuncularını hangi duygular, rekabeter, inançlar,ahlak kuralları harekete geçirmişti. Nibiru üstünde ve Dünya üstünde gerilimin tırmanmasına sebep olan ilişkiler nelerdi? Yaşlılar ile gençler, Nibiru’dan  gelmiş olanlar ile Dünya’da doğmuş olanlar arsında ki gerileme sebep olan neydi? Ve olanların ne dereceye kadar Kader-geçmişteki olayların kaydının geleceğin anahtarını tasıdıgı bir kader– tarafından belirmekteydi?

Bilginler de ilahiyatlar da kutsal kitapta gecen Yaratılış, Adem ve Havva, Aden bahçesi, Tufan, Babil Kulesi hikayelerinin aslında binlerce yıl önce Mezopotamya’da, özellikle Sümerler tarafından yazılmış metinlere dayandığını kabul etmekteler. Ve Sümerler de –pek çoğu uygarlıkların başlangıcından önce, hatta insanoğlu ortaya çıkmadan önce yaşanmıs– geçmiş olaylara ilişkin bilgilerini Anunnakilerin ( ”Gökten Dünya’ya İnmiş Olanlar ”) yazılarından elde ettiklerini açıkça belirtmişlerdi.

Kadim uygarlıkların yıkıntıları arasında, özellikle de Yakın Doğu’da yaklaşık yüz elli yıldır sürdürülen arkeolojik keşiflerin bir sonucu olarak cok sayıda bu tur daha eski tarihli metinler bulundu; buluntular ayrıca ya keşfedilen metinlerde sözü edilen kraliyet yada tapınak kütüphanelerinde kataloglara kaydedildikleri için var oldukları bilinen kayıp metinlerin- sözde kayıp kitapların– ne kadar çok olduğunu da ortaya çıkardı.

Tanrıların Sırları ” bazen destansı hikayelerde kısmende olsa ortaya serilmekteydi; Gılgamış Destanı tanrıların insanoğlunun tufan sırasında yok olmasına izin veren kararına yol açan aralarındaki tartışmaları acığa çıkartmıştı. Atra Hasis adlı baska bir metin ise altın madenlerinde güç koşullarda çalışan Anunnakilerin isyanına nasıl olup da İlkel İşçilerin, yani Dünyayıların oluşturmasına yol açtığı hatırlanmaktaydı.

Zaman zaman bu derlemeleri yazanlar astronotların liderlerinin ta kendileriydi; Nükleer felakete yol açan iki tanrıdan birinin suçu düşmanına atmaya çalışmasını anlatan Erra Manzumesi adlı metinde olduğu gibi, bazen seçtikleri bir yazıcıya dikte ettiriyorlar; bazende tanrı, yazıcılığı üstleniyordu, tıpkı tanrının bir yer altı odasına sakladığı (Mısır’ın bilgi tanrısı) Tot’un Sırları Kitabı’ nda olduğu gibi.

Mısır kralı Khifu’nun (Keops) döneminden kalan bir papirüs üstüne kaydedilmiş Tot’un Sırlar Kitabı ile ilgili bir hikaye olmasaydı o kitabın varlığını asla haberdar olamazdık. Kutsal kitabın içinde yer alan Mısır’dan Çıkış ve Yasanın Tekrarı kitaplarında anlatılanlar olmasaydı, ilahi tabletler ve içerikleri hakkında asla bilgi sahibi olamazdık ve hepsi de var olduklarına dair bilginin bile gün ışığına çıkamadığı o muammalı ‘kayıp kitaplar‘ kalabalığının bir parçası haline gelirdi. Bazı durumlarda belirli metinlerin var olduğunu bilmek ama içerikleri hakkında hiçbir şey bulamamak da az acı değildir. Kitabı Mukaddes’de bilhassa sözü edilen Yahve’nin Savasları Kitabı ve Yaşar Kitabı bunlardandır. En azından şu iki örnek için kutsal kitabı kaleme alanların bildiği daha eski tarihli metinler olan bu eski kitapların var oldukları sonucunu açıklayabiliriz. Yaratılış Kitabının beşinci bölümü ”Bu Adem’in Toledot kitabıdır.” ibaresiyle başlar, Toledot terimi genellikle ‘nesiller‘ olarak çeviriliyorsa da daha doğru olan anlamına ‘tarih veya şerece kaydı‘ şeklindedir.

Diğeri ise Yaratılış Kitabı’nın altıncı bölümünde Nuh ve Tufan ile ilişkili olaylar ‘Bu Nuh’un Telodot’udur‘ diyerek anlatılmaya başlanır.  Gerçekten de Adem ve Havva Kitabı olarak bilinen bir kitabın bazı parçaları Ermeni, Slav, Süryani ve Habeş dillerinde binlerce yıl boyunca varlığını sürdürebilmiş ve (kutsal kabul edilen kitap mukaddes’e dahil edilmeyen, güya uydurulmuş kitaplardan biri olarak görülen) Hanok Kitabı’ndan bilgilerin çok daha eski tarihli Nuh Kitabı’ndan alınmış oldugunu düşündükleri parçalar yer almaktadır.

Kayıp kitapların çokluguna ilişkin olarak sıkça verilen bir örnek de Mısır’daki ünlü İskenderiye Kütüphanesidir. M.Ö. 323’te ölen İskender’in ardından general Plotemi tarafından kurulan kütüphanede yarım milyondan çok ‘cilt,’ yani (kil, taş, papirüs, parşömen gibi) çeşitli malzemeler üstüne yazılmıs kitap bulunduğunu söylenmekteydi. Bu bilgi birikimini incelemek üzere bilgilerin toplandıkları bu büyük kütüphane M.Ö. 48’den başlayıp M.S. 642’de Arap istilasına dek uzanan savaslar sırasında yakılıp yıkıldı. Bu bilgi hazinesinden geriye kalan yalnızca İbranice Kitabı Mukaddes’in ilk beş kitabının Yunanca tercümesi ve kütüphanede sürekli kalan bazı bilgilerin yazılarından küçük kısımlardır.

Tercümesi ve kütüphanede sürekli kalan bazı bilgilerin yazılarından küçük kısımlardır.   M.Ö. 270 civarında ikinci Plotemi kralının Yunanlıların Manetho dedikleri bir Mısırlı rahibe Mısır’ın tarihini ve tarih öncesini derleme görevini vermiş olduğunu biliyoruz. Manetho şöyle yazmıştı; “ilk başta yalnızca tanrılar hüküm sürdüler, sonra yarı tanrılar ve en sonunda, M.Ö. 3100 civarında firavun hanedanları başladı.” Manetho ilahi saltanatların Tufandan on bin yıl önce başlayıp binlerce yıl sonrasına dek sürdüğünü ve tufandan sonraki dönemde tanrılar arasında çarpışmalar ve savaşlara tanık olduğunu yazmıştı.


İskender’in Asya’daki topraklarında saltanat general Seleukos ve ardıllarının elindeydi ve Yunanlı alimler için geçmişte yaşanmıs olayların kaydının çıkartılması çabası orada da sürmekteydi. Babil tanrısı Marduk’un rahiplerinden biri olan ve çekirdeğini Harran’daki tapınak kütüphanesinin oluşturduğu kil tablet kütüphanelerine kolayca erişebilen Breossus, tufandan 432.000 yıl kadar önce tanrılar gökten Dünya’ya geldiklerinde başlayan tanrılar ve insanlar tarihini üç cilt halinde yazdı. İlk on komutanın adları ve saltanat sürelerini sıralayan Berossus bir balık gibi giyinmiş olan ilk komutanın denizden yüzerek kıyıya çıktığını bildirmişti. İnsanoğluna uygarlığı veren oydu ve Yunancaya çevrilen ismi Oannes‘ti.

Pek çok ayrıntıda birbirlerine tam olarak uyan bu iki rahip Dünya’ya inen bu gök tanrılarını, Dünya’da yalnızca tanrıların hüküm sürdüğü bir dönemi ve tufan denilen o büyük afeti anlatmaktaydılar. Bu üç ciltten (çağdaşı olan başka yazılarda) korunabilmiş irili ufaklı parçalarda Berossus, Büyük Tufandan önceye ait yazıların –Kadim tanrılar tarafından kurulan ilk şehirlerden biri olan, Sippar denilen o çok eski şehirde güvenle saklanan taş tabletlerin– varlığını bilhassa belirtmektedir.

Tanrıların tufan öncesinde kurdukları diğer şehirler gibi Sippar da tufan sularının altında kalıp yok olmasına rağmen, tufan öncesi döneme ait yazılara ilişkin bir bahis Asur kralı Asurbanipal’in (M.Ö.668633) tarih kayıtlarında su yüzüne çıkıverır. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında arkeologlar –o zmana dek yalnızca Eski Ahit’ten bilinmekte olan– kadim Asur başkenti Nineve’yi bulduklarında Asurpanipal’in sarayındaki kütüphanenin yıkıntılarında üstü yazılarla kaplı yaklaşık 25.000 adet kil tabletin kalıntılarını keşfettiler.

Eski Metinler ‘in pek hevesli bir koleksiyoncusu olan Asurbanipal, tarih kayıtlarında şöyle övünmekteydi: ‘Yazıcıların tanrısı bana ilmin bilgisini bahşetti; yazının gizlerine inisiye edildim; Şumer dilinde yazılmış ayrıntılı tabletleri bile okuyabilirim; tufandan önceki günlerden kala taş yontulardaki muammalı sözleri anlıyorum.

Şumer (veya Sümer) uygarlığının günümüzdeki Irak olarak bilinen bölgede, Mısır’daki firavun çağı uygarlığından neredeyse bin yıl önce gelişip büyüdüğü ve daha sonra bunları, Hint alt kıtasındaki İndüs Vadisi uygarlıgn izlediği artık biliniyor. Ayrıca tanrıların ve insanların tarihlerini ve hikayelerini ilk kez yazıya geçirenlerin Sümer olduğu ve aralarında İbranların da bulunduğu diğer tüm halkların Yaratılış, Adem ve Havva, Kayin ve Habil, Tufan, Babil Kulesi hikayelerini onlardan aldıkları bilinmektedir; bu gerçek Yunanlıların, Hititlerin, Kenanlıların, Perslilerin ve Hint-Avrupalıların yazılarında ve hatıralarındaki tanrıların savaşları ve aşkları hikayelerine de yansır. Tüm bu eki yazıtların iddia ettikleri gibi onların kaynakları da çok daha eski tarihli, bazısı bulunmuş ama çoğu kayıp olan metinlerdi.

Böyle çok eski tarihli yazıların sayısı akıllara durgunluk verecek kadar çoktur; kadim Yakın Doğu’nun harabelerinde binlerce değil on binlerce kil tablet keşfedilmiştir. Pek çoğu ticaret, işçi ücretleri ve evlilik sözleşmeleri gibi günlük yaşamın çeşitli bulunan yanlarıyla ilgili kayıtlarıdır. Çoğunlukla Saray kütüphanelerinde bulunan diğerleri ise kraliyet tarihi kayıtlarını oluşturmaktadır; tapınak kütüphanelerının veya yazıcılık okullarının harabelerinde keşfedilen diğerleri ise ise mukaddes kabul edilen veya Sümer dilinde yazılıp sonra (ilk Sami Dili olan) Akkadçaya, ardından diğer kadim dillere çevrilmiş bir kutsal literatürü oluşturmaktaydı. Neredeyse altı bin yıl öncesinden kalan bu ilk yazılarda bile kayıp ‘kitaplar‘ dan (taş tabletler üstüne yazılmıs metinlerden) bahsedilmekteydi.

Kadim şehirlerin ve kütüphanelerinin yıkıntılarındaki inanılmaz –bu mucizeye anlatmak için şans kelimesi az gelir– buluntular arasında kil prizmalar vardı ve bunların üstüne, Berossus’un bahsetmiş olduğu, tufandan önce 432.000 yıl hükümdarlık yapmış su o an idareciye dair bilgiler yazılmıştı. Sümer Kral Listeleri olarak bilinen (ve İngiltere’nin Oxford kentindeki Ashmolean Müzesinde sergilenen) bu metinlerin çeşitli versiyonları mukaddes ilan edilmiş metin malzemesınden yararlanabildiklerine dair hiçbir kuşku bırakmamaktadır. Bir o kadar eski olup çeşitli yıpranma düzeylerindeki başka metinlerle biraraya getirildiklerinde bu metinler, Geliş’i olduğu kadar bunun öncesindekilerin yanı sıra elbette sonrasındaki olayları da kayda ilk geçiren kişinin baş aktörlerden, olaylara birinci elden tanık olan bu liderlerden biri olduğunu düşünmektedirler.

Tüm bu olaylar tanıklarından biri olan ve gerçekten olaylardan baş rolü oynayanlardan biri ilk astronot grubuyla birlikte suya iniş yapan liderdi. O sıralarda unvanı E.A., yani ‘Evi Su Olan‘ idi. Dünya Görevinin komutasının üvey kardeşi ve rakibi olan EN.LİL ‘ e (‘Emirler Efendisi‘) verilmesiyle hayal kırıklıgına ugradığında ona EN.Kİ, ‘Yer’in Efendisi‘ ünvanı verilip yaşadığı utanç biraz hafifletilmişti.

Tanrıların şehirlerinden ve onların E.DİN (‘Aden’) ‘deki uzay limanından uzaklaştırılıp kendisine AB.ZU’daki (güneydogu Afrika’daki) altın madenlerini denetleme görevı verilen kişi, büyük bir bilim adamı olan Ea/Enki’ydi ve orada, o bölgede yaşayan insansı yaratıklara rastgeldi. Altın madenlerinde çok güç şartlarda çalışan Anunnakiler isyan edip ‘Bizden bu kadar!‘ dediklerinde, gereken iş gücünün genetik mühendislik sayesinde evrimi zamanından önce hızlandırarak elde edilebileceğini fark eden oydu; böylece Adem (‘Arz’dan olan’, Dünyalı) ortaya çıktı.

Bir melez olan Adem üreyemiyordu; Aden Bahçesindeki Adem ve Havva’nın kutsal kitapta yansıyan hikayesi Enki tarafından yapılan ikinci genetik müdahaleyi ve böylece cinsel yolla üreme için gereken ekstra genlerin eklenmesini anlatmaktadır. Ve giderek çoğalan insanoğlunun hayal edilen tarza uymadıgı ortaya çıktıgında, erkek kardesi Enlil’in yaptığı ve insanoğlunun tufan sırasında ortadan kalkmasına izin verecek olan plana –o sırada yaşananların kahramanı Kitabı Mukaddes’te Nuh ve çok daha eski tarihli orijinal Sümerce metinde ise Ziusudra olarak anılır– karşı cıkan yine Enki’ydi.

Nibiru’nun hükümdarı Anu’nun ilk erkek çocuğu olan Ea/Enki kendi gezegeni (Nibiru) ve sakinlerinin geçmişi hakkında çok bilgi sahibiydi. Başarılı bir bilim adamı olan Ea/Enki Anunnakilerin ileri bilgisinin en önemli kısımlarını (sırasıyla, Mısır tanrıları Ra ve Tot olarak bilinen) Marduk ve Ningişzidda adlı oğullarına miras bırakmıştı. Ama seçilmiş bireylere ‘tanrıların sırları’ ‘nı öğreterek bu ileri bilginin belirli kısımlarının insanoğluyla paylaşılmasına da aracı oldu. En azından iki örnekte, bu inisiyeler söz konusu ilahi öğretileri insanoğlunun mirası olarak (onlara söylendiği gibi) yazıya geçirdiler. Bunlardan biri, Enki’nin muhtemelen bir dünyalı kadından olan oğlu Adapa’ydı; onun Zamana İlişkin Yazılar başlıklı bir kitap yazdığı bilinir ve bu kayıp kitapların en eskilerinden biridir. Enmeduranki adındaki diğeri ise büyük olasılıkla, kutsal kitapta ilahi sırları içeren kitabı oğullarına emanet ettikten sonra göğe alındığını anlatılan Hanok’un esas örneğiydi; bu kitabın bir versiyonunun kutsal kitap dışında bırakılan Hanok Kitabı’nda günümüze dek gelmiş olması büyük bir olasılıktır.


3Devam edecek..

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir