Sitemizde 15 kategori'de 619 adet yazı yazılmış ve 78 yorum bulunmaktadır.

Kas 152016
 

dunyaDünya’mızda gerçekleşen, sırrı çözülemeyen birtakım ilginç olaylar. Bu ilginç olaylara ait bazı bilimsel yaklaşımlar. Tarihi, coğrafi, jeolojik, psikolojik, biyolojik birçok gizeme dair tamamen bilimsel yaklaşım. hepimizin meraklı olduğu çözülemeyen sırlardan bazılarını popular science dergisi derlemiş ve bilimsel yanıtlar verilmiş.

Deprem ışıkları : büyük depremler öncesinde ortaya çıkan ışıklara deniyor. uzun zaman ciddiye alınmamış olsa da 1966’da japonya’da matsushiro depreminde fotoğraflanıyor. şekil ve renk bakımından değişerek kimi zaman gökkuşağı gibi birçok renkte, küre şeklinde ya da gökyüzüne yayılmış bir biçimde gözlemleniyor. depremin merkez üssünde de ortaya çıkabiliyor, yüzlerce kilometre ötede de.

Sebebine gelince, teorilerden birisi nasa fizikçisi friedemann’ın ortaya attığı kayalarda meydana gelen elektrik aktivitesinin ışıkları oluşturduğu teorisi. ancak teori, 2007’de peru’da yaşanan depremde ışıkların ufuk çizgisinde belirmesiyle bölgedeki kaya ve elektrik ilişkisiyle bir alakası olmadığını gösterdi.

Bir diğer teori de, rutgers’dan shinbrot’un bir deprem simulasyonu yaratarak ortama plastik, cam ve un benzeri tozlar koyarak yarattığı elektrik gerilimi sonucu bu ışıkların oluşabiliceği iddiası. ışıklar hala tam olarak açıklanmış değil. friedemann’ın birçok deprem ışığını açıkladığı düşünülüyor şu an.

yuruyen-kayalarYürüyen Kayalar: California’da ölüm vadisi’nde bulunan ağırlığı 300 kiloyu bulan taşlar, düz alanda arkalarında iz bırakarak uzun mesafeler kat ediyor.

Oluşturulan gözlem grubu, taşlardan bazılarını işaretleyerek nasıl hareket ettiklerini çözmeye çalışıyorlar.

Geçen 7 yıllık süre zarfında işaretlenen 30 kayadan 28’inin yer değiştirdiği, bazılarının birbirine paralel ilerledikleri gözlendi. kimisi hareket ederken kimisi duruyor, bazısı yıllarca durduktan sonra hareket ediyor.

En sonunda grup yer değiştirme anını yakalayı kameraya kaydediyor ve detayları açıklıyor. Çöl aslında yıl boyu oldukça kuru ama birkaç santimetre yağmur düşüyor senede ve bu yağmurlar belli yerlerde birikerek donuyor ve buz kalıpları oluşturuyor. Buz önce kayanın kayması için zemin hazırlıyor, sonra gün doğumunda eriyerek zemini yumuşatıyor, rüzgar da kayaların yönünü tayin ediyor. Böylece yürüyen kayaların sırrı çözülmüş oluyor.

Peri Çemberleri: Namibya’daki namib çölü’nde yüzeyde, çapları 5 ila 10 metre arasında değişen dairesel şekiller bulunmakta.

peri-cemberleriKimi zaman kaybolup yeniden çıkıyorlar, kimi zaman büyüyüp küçülüyorlar. Hamburg üniversitesi’nden bir araştırmacı daireler içerisinde sadece termitlerin yaşayabilidiğini söylüyor ve onların yaşam döngülerine bağlı bir ekosistem olarak görüyor çemberleri.

Bir diğer teorisi ise ben gurion üniversitesi’nden bir araştırmacının oluşturduğu simulasyonla bölgedeki büyük bitkilerin küçük bitkilerin suya erişmesini engellediklerini göstermiş ve çemberlerin içinin bitkiden arınmış halde kalmasını sağlıyor. Buna bağlı olarak da dönemsel olarak büyüyüp küçülüyor ya da ortaya çkıyor çemberler.

Şu an kesin cevap verilmese de bu iki teoriden birisi çemberlerin davranışını açıklayacak gibi.

Antikythera Düzeneği: 1900 yılında girit ve mora yarım adası arasındaki antikythera adası yakınlarında bir batıkta bulunan 2000 yıl önce antik yunanlar tarafından oluşturulmuş bir mekanizma bu.

Detayına inmeden bronz çarklardan oluşan oldukça karmaşık bir mekanizma ve bilinen en eski çarklı düzenek.

aletGök cisimlerinin konumlarını ölçmek için kullanıldığı tahmin ediliyor. 2000 yılında oluşturulan bir grup, bunun dünyanın ilk bilgisayarı olduğunu açıkladı. Sadece gök cisimlerinin yerini değil, zaman dilimini gösteren, gelecekteki güneş ve ay tutulmalarını hesaplayabilen bir alet olduğu ortaya çıktı.

Hem de gerçekleşme saatine kadar. O dönemde bunu yapabilecek tek insanın arşimet olduğu görüşü, yaşadığı dönem ve aletin tahmini yaşı ve cicero’nun arşimet’in gezegenlerin hareketini tahmin eden aletinden bahsetmesi, bu düzeneği arşimet’in ürettiği sonucuna götürüyor bilim insanlarını.

Atacama İskeleti: Şili’nin atacama çölü’nde 2003 yılında uzun zaman boyunca bozulmamayı başarmış 15 cm boyunda bulunan iskelet.

iskeletBulan kişi en yüksek fiyatı verenlere sattı ve bununla birlikte birkaç kez de el değiştirdi. 2009’da bilim insanları için sergiledi ve stanford’dan bir profesör iskelet üzerinde incelemelerde bulundu. alınan veriler iskeletin gerçekten de bir canlıya ait olduğunu gösteriyordu. Kafatası yapısı insanınkinden farklı olan iskeletin boyutları cenin olduğu kuşkusunu yaratsa da kemikleri bir cenin için oldukça gelişmiş. Veriler boyutunun küçüklüğünün mutasyon sonucu olmadığını söylüyor. Genetik olarak benzerliklerinden dolayı da bir primat ancak insan değil. Genetik benzerlikler açısından güney amerika’nın batısıyla özdeşleşiyor. Genetik sonuçlar ne kadar kesin olsa da hala bu iskelete kesin bir açıklama getirilmiş değil. İnsan olmadığı yönündeki bilgi ise her zamanki gibi uzaylılara referans vermekten hoşlanan grupları cezbediyor.

Düşük Frekanslı Uğultular: Dünyanın neredeyse her bölgesinde, bazı insanlar tarafından duyulan sesler var. bu konuyu araştıran bilim insanları sesi gerçek olduğunu ama herkes tarafından duyulmadığını buldular. 20 kişiden birinin duyabildiği bu ses hiç susmuyor, oldukça rahatsız edici yani. Kimi yerde süreklilik gösteren sesler, bazı yerlerde kesilebiliyor. Araştırmalardan biri, bu sesi okyanus dalgalarının oluşturduğu titreşimlerin yarattığı. Bir diğer teori ise çarpışan dalgaların yarattığı. ancak yapılan deneyler bunların o kadar da yüksek titreşimler üretmediklerini ortaya çıkardı. Yeni bir araştırmayla bu iki teori birleştirildi ve uzun dalgaların taban boyunca yayılarak 13-300 saniye arsında sismik hareket yarattığı ve bu sesin dünyanın farklı yerlerine iletildiği ortaya çıktı.

Kral Kelebeklerinin Göçü: Her yıl kral kelebekleri kuzey amerika’dan başlayıp 5000 km yol katederek güney amerika’ya göçüyor.

kelebekGöçün her bir aşaması oldukça merak uyandırıcı. öncelikle göç rotası her defasında değişiyor, fırtınalar, yağmurlar sebebiyle. ve daha önce hiç gitmedikleri rotaları denemek zorunda kalıyorlar. Diğer bir gariplik geceyi geçirdikleri ağaçların hiç değişmemesi. Özenle seçilen bu ağaç yıl, nesil fark etmezsizin kral kelebeklerinin mola yeri oluyor fakat neden seçildiğinin hala bir açıklaması yok.

Daha önceden hatırlama ihtimali ise yok. Şöyle ki ; bu sene göç eden kelebekler daha önceki göçte doğmamışlardı, geçen göçten kalanlar ise bu göç başlamadan öldüler.

Diğer bir gariplik bir göç rotası sırasında 4 nesil değişiyor, 6 haftalık ömre sahip kelebekler yolculuğu tek bir nesille tamamlayamıyor. Son gariplik ise doğan 4. nesil diğerlerinden 6 ay daha uzun ömre sahip ve göçün devamını sağlıyor böylece. Bu konular dair hiçbir açıklama getirilemedi. Konakladıkları ağaçları inceleyen bilim insanları, ağaçları kamufle edip kokularını gizlediklerinde bile kelebekler buralarda konakladılar. Açıklama olarak bu rotaları genetik olarak devraldıkları anlaşıldı ancak sadece bir yıllık bir bilgiyi genetik olarak nasıl transfer ettikleri açıklanamadı. Hala sır olarak devam ediyor bu doğal olay.

cekicLondra Çekici: 1936 yılında teksas’ta insan yapımı antik bir çekice benzeyen bir alet bulunur. Yapılan araştırmada çekici 400 milyon yıl önce ordovisyen devri’ne ait olduğu ortaya çıktı. Ancak bu dönemde insanların ataları olan primatlar henüz ortada yoktur.

Sonuçların yanlış olabileceğini düşünen araştırmacılar tekrar incelerler ve bu sefer de çekic 500 milyon yıllık çıkar. Hatta kullanılan malzeme %96 oranında demir içermektedir ki teknoloji yardımı olmadan böyle bir ihtimal yoktur. Çekice dair hiçbir açıklama yok hala.

Sessizlik Bölgesi: Biraz ürpertici süs katılmış hikayelerden oluşuyor. Meksika’nın chihuahuan çölü’nde bulunan bu bölgedeki ilk olay 1930 yılında bir pilotun bölgeden geçerken bütün göstergelerin çılgınca davranmaya başlamasıyla ortaya çıktı. 70’li yıllarca bölgeye yanlışlıkla bir amerikan füzesi düşünce amerikalılar araştırmak istediler. Araştırmada hiçbir sinyal türünün buraya ulaşmadığı görüldü. Radyo, uydu sinyalleri ulaşmıyor. Bölgeye sessiz bölge adını verip gidiyorlar. Buraya kadar gerçek olan hikayeye insanlar gizem katıyorlar ve her şeyin açıklanmadığını, burada gizli araştırmaların yürütüldüğünü söylüyorlar. Bölgeye fazlaca meteor düştüğü söyleniyor (bu da gerçek). Bazılarıysa ufolara ait garip ışıklar gördüklerini ileten insanlarla dolu. Baya ünlü bir yere dönüşüyor kısaca. Zma olayların çoğu gerçek dışı olduğundan ortada aslında bir şey yok gibi.

Elektronik Ses Fenomeni: Kayıt cihazlarına yakalanan ürkütücü sesler. Ruhların bu yolla bizimle iletişime geçiyor olduğuna inananların sayısı hayli fazla. Normal olarak duyulmayan ama kaydı ileri veya geri sardığınızda duyulduğu söyleniyor. Bu seslerin kaynağı ise çevredeki diğer elektronik aletlerin çıkardığı sesler. Psikologlar ise inananlarıa bunun bir algı oyunu olduğunu söylüyor. Ayni neyi bekliyorsak bize beklediğimiz veriyi veriyor. Kısaca böyle bir olay yok.

Bağdat Pili: 2000 yıl önce elektrik üretebilen bir çömlek. Bağdat yakınlarında bulunan pil, bakır silinidir ve zift içeriyor ve içerisine koyulan sıvıya göre elektrik üretebiliyor. Pil, pers imparatorluğu döneminden ve savaşçı olup bilime önem vermemelerinden dolayı gizem yaratıyor. Bir teori tedavi amaçlı elektrik kullanımından üretildiğini söylüyor ama üretilen elektriğin voltajı hiçbir acıyı dindirecek güçte değil. Kabul gören tek açıklama elektroliz kaplama için kullanılması. Yani bakır ve gümüşü altınla kaplayıp herkesi altın olduğuna ikna ediyorsunuz. Hala neden üretildği bilnmiyor.

Naga’nın Ateş Topları: Her yıl ekim ayında mekong nehrinden yumurta büyüklüğünde ateş topları yükseliyor. Bazen 10 bazen binlerce top yüzlerce metre yükselip kayboluyor. Bir açıklama nehir dibinde çürümüş maddelerin gaza dönüşerek kendilerini yakmaları. Ancak neden yılın bir döneminde olduğunu açıklayamıyor. Sonuçta yine bu olayı açıklayan bir teori yok.

KAYNAK: Popular Science, gezegenimizin gizemleri

About Adnan DAN

Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim.. Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var.. Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim.. Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..