Sitemizde 15 kategori'de 775 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Haz 062017
 

Hayatta en ani görünen değişimler dahi bir sürecin parçasıdır… uzun süre nefesini tutmaya çalışan birinin, son ana kadar nefesini tutup bir anda çok derin bir şekilde nefes alması gibi. Nefesi alma anı tek başına çok ani görünüyor, fakat nefesin o anda alınacağı ilk tutulduğu andan beri belli, çünkü insan kendi kendini nefessiz bırakamaz, nefes ihtiyacı doğal bir şekilde kendini gerçekleştirir.

İnsan da içinde olan asıl ihtiyaçları gidermek, özünün asıl amacını gerçekleştirmek, asıl kendisini bulmak ister. Bu istekleri ne kadar içinde tutmaya çalışırsa çalışsın, içinde tutma sürecinde yaşanan her şey aydınlanma anına hazırlıktır. İnsan kendini ne kadar çok bastırırsa, aydınlanma anı o kadar ani görünür, nefesini ne kadar uzun tutarsa, aldığı nefes o kadar derin olur…


Ve “çok geç” ten daha kötüsü yoktur hayatta, ertelemeden yaşamalı…
İnsan diyorum, birgün incecik göz kapaklarını bile açamayacak kadar zayıf olduğunun farkında değil…


“Öteki masallarda (uyuyan güzel gibi) uyuyan genç kadın uyanır, prens tarafından öpüldüğü için değil, zamanı geldiği için… yüzyıllık lanet bitmiştir ve onun uyanma zamanıdır… kulenin çevresindeki diken ormanı devrilir, kahraman üstün olduğu için değil, lanet bittiği için ve zamanı geldiği için… Masallar bize durmadan şunu öğretir: Zamanı geldiğinde zamanıdır.”


Eğer bir dış etken seni çok üzerse, duyduğun acı o şeyin kendisinden değil, senin ona verdiğin değerden geliyordur. Onu da her an ortadan kaldırma gücün vardır.

Bugünden payıma düşen bilgelik şu oldu; Zamanınızı ve hayatınızı sizi koşulsuzca sevenlerle geçirin, sadece koşullar onlar için uygun olduğunda sizi sevenlerle değil… kişi kendini tüketen ile çatışmamalı, rahatsız etmeden sessizce çekilmelidir…


Gökte süzülen meltemlerde seni bekleyen bir özgürlük var ve sen “Ya düşersem?” diye mi soruyorsun? “Ah ama tatlım, ya uçarsan?


Çalma deyince ilk aklıma gelenler; enerji, emek, özgürlük çalanlar… senin hayattaki renklerini, ışığını, nefesindeki huzuru çalanlar…

Bazen bilerek, bazen farkında olmadan birilerinin bize bunu yapmasını izin veriyoruz. Belki bazen birilerine biz bunu yapıyoruz. Sevgi, birliktelik adı altında kişileri baskılayıp, kendilerinden, özlerinden uzaklaştırıyoruz… Belki sevdiğimiz birilerinin bize bunu yapmasını izin veriyoruz… Belki biz coşkuyla hayallerini anlatan birine, “Ama bak canım şimdi…” İle başlayan cümleler kurarak, sırf gerçekçi olduğumuzu, onun olması gerektiğini hatırlatarak, hayallerini, coşkusunu, enerjisini çalıyoruz…

Çalma başkasının ruhunun yansımalarını…

Çaldırma kendi ruhundan yansıyanları…

Enerjine, rengine, ışığına, özgürlüğüne, emeğine, hakkına, hak ettiğine sahip çık… kendine dair olana ne kadar değer verirsen, karşındakine dair olana da o kadar değer vereceksin..


Onların gözlerinde insanlarda göremediğimi gördüm ben… Çaresiz bir varlık görünce arkanızı dönüp gitmeyin, belki de hayattaki en önemli sınavınız budur..


Herşeyin bulanıklaştığı o an, nefes almaya, esnemeye ve yumuşamaya devam ediyorum. Bilinmezliğin tam da ortasında, mıhlanmış gibi donup kaldığımda başlıyor kabullenme ve bırakma…

Bugüne kadar yürüdüğümü sandığım yol sadece buna hazırlıkmış. Herşey tastamam bulanıkken de yürüyebilme gücünü bulabilmek içinmiş…


Dün üzüldüklerine bugün seviniyorsan “beynin kimyası” değişti demektir… ihtiyacın olan biraz zaman, biraz sabır, biraz bilgi, biraz yoga, biraz sessiz zaman biraz da yaşadıklarını dışarıdan yorumlayabilme yeteneği… aklının ve duygunun ortak noktada buluşma hikayesi yani bilinç düzeyi…

Şefin tavsiyesi; keşke’li değil hatırladığında yüzünde tebessüm uyandıran iyiki’li hikayeler biriktir hayatında.


Kendini sev… birbirinizi sevin ama aşktan bağlar üretmeyin. Aşk bir armağan olmalı, ama bedeli olmamalı…
Aşk bağlılığa dönüştüğü anda ilişki haline gelir. Aşk taleplerde bulunduğu anda hapishaneye benzer. Özgürlüğünü elinden alır, göklerde uçamazsın, kafeslenmişsindir.
Aşkın özgürlük verici bir kalitede olması lazım, sana zincir vurması değil, sana kanat takıp mümkün olduğunca yükseklere uçmanı sağlaması lazım.
Senin bildiğin aşk biyolojik bir dürtüden ibaret, hormonlarınla kimyandan kaynaklanıyor. Kolaylıkla değişebilir
kimyandaki ufacık bir değişim “en yüce gerçek” sandığın o aşkın yok olmasına yetecektir. Sen tutkuya “aşk” diyorsun.
Aşk sadece vermeyi bilir ve asla karşılık beklemez, aşk koşulsuz paylaşımdır.
Gerçek aşkı asla hayal kırıklığına uğratamazsın, çünkü zaten baştan bir beklenti yoktur. Gerçek olmayan aşkı ise asla tatmin edemezsin çünkü öylesine büyük bir beklenti içindedir ki yapılan her şey az gelir. Aşk yaşamının en büyük deneyimidir ve aşk enerjisi ile deneyimlere girmeden yaşayanlar hayatın ne olduğunu asla öğrenemezler. Fazla derinlere inmeden yaşamın yüzeyinde kalırlar.
Aşk olduğu zaman seven ve sevilen birlikte aşkın içinde kaybolur. Eğer özgürlük ve aşka sahip olursan başka şeye ihtiyacın kalmaz.
Elde etmişsindir


-sana yaşam işte bunun için verildi.


Konuşmak değil istediğim benim… kendimi bulduğum bu derinlikte hissettiklerimi hissedebilen biriyle birlikte susmaya ihtiyacım var…


Hayatta o kadar çok şikayet edilecek şey var ki; insan, ilişkilerinden ne denli az şikayet etse o kadar ömür uzatır. Zaten kimin hayatı “çok güzel” ki değil mi? Evet.
Rasyonel beklentiler içinde olan “ortalama” bir insanın hayatı çok güzel olabilir. İçinde yaşadığımız dünya, sosyal çevremiz ya da politika konularını bir kenarda bekletiyorum, çünkü başta insan, özgür iradesiyle kendine o kadar zarar veriyor ki, “önce bir kendine bak kardeşiiimm” demek lazım. Ağırlığı elimizde olmayan ilişkilere lanet ederken, kendi ellerimizle, hiç de mecbur olmadığımız ilişkilerin kölesi oluyoruz. Bize iyi hissettirmeyen hiç bir ilişkiye mecbur değiliz…
Yakınacak çok şey var, bari yakınırken yanımızda olacak insanları seçme fırsatını sonuna kadar değerlendirelim…


Başlayan her şey biter sonunda kendinle baş başa kalırsın… şefin bugün ki tavsiyesi, yeniye yer aç


Bazı zamanlar, kelimeler, formlar, tanımlar erir.
Bazı zamanlar hayata bir boşluk egemen olur.
Karar vermeden, plan yapmadan, hayatı kendi isteklerine göre zorlamadan, bazı nadas zamanları direnmeyi bırakıp dinlemeye ve dinlenmeye geçmek gerekir. Hayat bazen yavaşla, dur, bekle diyorsa, ki bunu ruhen bir boşluk, bir parantez, bir duraklama gibi hissedebilirsin. Dur ve izle. Bu boşluk halinin de, gelip giden dalgalardan biri olduğunu, sana hediyeleri olduğunu hatırla.


Güzel günler mi bize geliyordu biz mi güzel günlere yürüyorduk Olric?
Hem çalıp hem çalışınca kaç puan alıyorduk? 2saatte %98 oyu hangi teknoloji ile sayıyorduk?
Mücadeleyi nasıl veriyorduk! Yaşadığımız her olumsuz durumda babamızın evine mi dönüyorduk, Ülkeyi terk etme kararları mı alıyorduk? Nerede daha mutlu olacağımızı nereden anlıyorduk?


Bu hayatta hata yoktur, sadece öğrenmen gerekenler vardır. Bir ders öğrenilene kadar tekrar eder. Alamadığın dersleri farklı şekillerde yine karşında görürsün…


HAYAL!
HAYAL’in muazzam bir GÜÇ olduğunu bilseydiniz olumsuz düşünce ve hayalleri derhal bırakırdınız ve hemen şimdi nasıl olmak istiyorsanız onu HAYAL etmeye başlardınız


“Bir insan kendini adadığında ilahi takdir de o yönde hareket edecektir. Tüm olaylar diğer bir olayı desteklemek için oluşur ve aksi takdirde hiç bir zaman ortaya çıkmaz. Bir akarsu boyunca oluşan tüm olaylar sadece bir karardan doğar. Hiç bir insanın hayal edemeyeceği tüm umulmadık durumlar, oluşumlar ve maddi destek bu şekilde elde edilebilir. Elinizden geleni ve hayal edebileceğiniz her şeyi yapmaya hemen başlayın. Cesaret, deha, güç ve büyüyü de içinde saklar… Şimdi başlayın!”


Aklında olsun cancağızım, gitmeye değer yolların kestirmesi yoktur! “Sahici bir sarsıntı sahte bir dengeden iyidir...” Bağışlayıcı yönümü MEŞGULE verdim…


İyi şeyler de olmadı değil, aynı deryaya doğru bu seyir demiş Sezen, daha neler demiş. Koyup gittiğin yerde kötülük çoklar mı dersin, git gitme dur ne olurlar mı dersin, acı yüzler kurşun gibi izler mi dememiş! Sonra çıkmış ne bir eksik ne bir fazla canımsın sen mi dememiş? Kıskanıyor insan bazen basıp gidenleri değil mi? Böyle ölecekmişsin gibi hissediyorsun ama ölmüyorsun ya hani, o anlar, ah o anlar. Böyle pılını pırtını toplayıp bi sahil kasabasına… şaka şaka. Buraya kadar okuduysan tebrik edip yanaklarından öpüyorum. Uzun lafın kısası mutlu olacak sebep çok be… özet şu; hissettiği duyguya isim takamıyordu.


Özgürlük, bir an sonra dönüşeceyim şeyi beklemeyi bırakmak, tam şu anda olduğum yeri tutkuyla koklamak…


“Adam olmadan önce insan olabilmenin en temel unsurudur kadın. Çoğu zaman değil, her zaman her gözün nuru, hayatın can damarıdır. İnsanlığın devamı için olmazsa olmazıdır. En büyük dertlerin dertlisi, en büyük mutlulukların ardındaki kahramandır. Kadın her 8 Mart’ta adına istatistikler tutulan, 9 Mart’ta da unutulandır.”


Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor. Özlediğin, arzuladığın şeylerin hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini, bilmek istiyorum.

Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor. Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için, aptal gibi görünme riskini göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum. Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan kederlerimizle yüzleşip yüzleşemeyeceğini bilmek istiyorum. Yüreğin doğanın ritmi ve yaşama sevinciyle dolu bir sevdanın suni sınırlarına vardığında, o sınırları feda edip edemeyeceğini bilmek istiyorum.

Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Kendi ruhuna ihanet etmemek için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratmayacağını bilmek istiyorum; ve bu kararı göze aldığın her seferinde, sonuçlarını ayakta karşılayıp karşılayamayacağını bilmek istiyorum. Güven kelimesinin senin için ne ifade ettiğini bilmek istiyorum… Bazen sana karanlık gibi görünse bile, gelen günün içindeki o büyülü ışığı görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum. Nerede yaşadığın ya da neye sahip olduğun beni ilgilendirmiyor.

Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, kırılmış, yorgun ve bitap, ayağa kalkıp kalkmayacağını, sevdiklerin için yapılması gerekenleri yapıp yapamayacağını bilmek istiyorum. Kim olduğun, buraya nereden ve nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor.

Birlikte bir ateşin ortasında düştüğümüzde, gerektiğinde yanmayı göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum. Nerede ve kiminle olduğun, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor. Sahip olduğun herşey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum.

Kendinle yalnız kalıp kalamadığını, o boş anlarda sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum.


TC Aylin Yoldaş

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir