Sitemizde 15 kategori'de 772 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Nis 232016
 

ff

Sıradan bir adamın, pek sıradan olmayan  yok oluş hikayesini bu mısralar giydi.

Dönem dönem mutlulukları, hüzünleri, ayrılıkları olan herkes kadar sıradan biriydi. Adımları, bu şehrin kaldırımlarından herkes kadar toz kaldırır, sigarasının dumanı herkes kadar kirletirdi havayı…

Dış görünüşü de sıradandı, ortalama boylarda, ortalama kilolarda , ortalama yakışıklılığa sahipti. Ortalama bir kültür, eğitim ve gelir sahibiyidi.

Bu sıradanlığın kıymetini kaybolana kadar bilemedi elbette, geri dönmek için ne kadar çırpınsa da patinaj çekmekten öteye gidemedi.

Son bir kaç yıldır içine girdiği olumsuzluklardan, mutluluğa yükselen doğrusu eninde sonunda u çiziyor başladığı yere geri dönüyordu…

Biraz geri dönelim…

Geçen yaz geçirdiği  kaza sonrası ağır derecede kısmi felç atlatmıştı. İşinden ayrılmak zorunda kaldı. Yıllarını verdiği nişanlısının, ilk fırsatta onu umarsızca terk etmesi yaşan bir ölü olmasına sebep oldu.

Yaşlı annesi, her gün tekerlekli sandalyeyle onu doktora götürüp getiriyordu. Ne kalkıp geri dönebiliyordu, ne de kaskatı olmuş ağzını hareket ettirip ” gitmek istemiyorum o cehenneme ! ” diye bağırabiliyordu. Tek yapabildiği şey eldeki parmak uçlarını hafif hareket ettirebilmek ve yüzünde belirli belirsiz bir kaç mimik hareketiydi. Rengi solmuş, zayıflamıştı. Erkek kardeşi zaman zaman yanına gelir, omzuna dokunur, kendince teselli cümleleri kurarak, zevzek zevzek konuşurdu. Geceleri ise herkes uyurken bir kaç kez suratında böcek gezdiğini gördü, o gün aciziyetini öyle iyi anladı ki, ölmek değil milyonlarca kez gebermek istedi. Ama kendini dahi gebertemeyecek durumdaydı.

Ancak annesi  kararlıydı, ölmeden önce oğlunun hayata geri döndüğünü görmek istiyordu, her gün onu sahil kenarında hava almaya çıkartıyor, etrafta gördüğü kızları gösterip espriler yapıyordu. Eve gittiğinde sabunlu sıcak suyla ıslattığı bezle her yerini siliyor, temizliyordu. Saçlarını tarıyor, tıraş ediyor ve en sonunda ona ayna tutuyordu. Kendisini her geçen gün daha iyi gördükçe, içinde umut doğdu. Belki de yeniden başlayabilirdi. Bu yaşadığı sadece onun başına gelmiyordu ki… Belki de sadece kötü bir dönemdi ve atlatacaktı.

Bir kaç yıl içinde tedavisi sonuç verdi,  yeni yeni toparlanıyordu. Önceleri evden dışarı çıkmaya ürktü, insanların sorularına ne cevap vereceğini bilemedi. İnsanlardan korktu. Savunmasız hissetti. Üstüne gitmediler, pek arayıp soran arkadaşı da yoktu zaten. Evde alışma sürecini atlatırken, bir kaç ay içerisinde annesinin vefat etmesi ile tekrar yıkıldı. Bu kez bedeni değil ama sanki ruhu felç olmuştu. Organlarının acıdığını hissediyordu, sanki kalbi morarmış, birileride üzerine parmak basıyordu.

Cengiz abi ! ” diye seslendi kardeşi, sofra hazır.

Neşet baba çalıyordu arkada, bir annenin yokluğu kadar soğuktu masa…

+ ” Buz gibi oluyor geceleri kadir, sanki birileri uyurken etlerimi koparıyor, sanki tüm dünya canımı bilerek ve isteyerek yakıyor, en kötüsü de bu ızdırap sanki hiç geçmeyecek  gibi çaresiz hissediyorum.

Kadirin omuzları düştü, yerli yersiz konuşan adam dilsiz kaldı. Elini zor bela kaldırıp abisinin omzuna koydu, başını öptü.


Bu arada henüz üzerine su eklenmemiş rakının üzerine Cengiz’in göz yaşı damladı, rakı acının rengini aldı.

Kadir bir hamlede uzandı ve aldı bardağı, fondip yaptı, ” Bu bardak benim hakkımdı, bu gece senin çektiğin acılar benim kanıma da karışsın, belki biraz hafifler omuzların abim. ” bu cümlenin üstüne iki koca adam, bebekler gibi, suratları buruş buruş olana dek hıçkıra hıçkıra, feryat figan ağladılar.

iki ay sonra…

Kadir’in çok kumar borcu vardı, ancak kimsenin gözüne batmazdı ve kimse onu bu yüzden yargılamazdı. Sadece onu bu alışkanlığından kurtarmak isterken bir kaç kez Kadir’in onları kumara başlattığı olmuştu. Zeki, dürüst ve cesur bir adamdı Söz verdiği zaman muhakkak tutardı. En sonunda kumardan sebep çok borçlandığı bir adamın yanında karın tokluğuna çalışarak borcunu ödemeye başladı. Can vermekten korkmadığı için kumara olan hevesine yenik düşüyordu. Borçtan korkmayışıda bu yüzdendi .

Kadir evin ihtiyaçlarına yetemiyor, kira ve fatura her geçen gün birikiyordu. Muhite olan ilginin artmasıyla, mal sahibi nasıl olsa çok daha fazlaya yeni kiracı bulurum diye düşünüyor, gençleri evden çıkarmak için sürekli baskı yapıyordu. Kadir, en az 17 senelik kiracı oldukları bu evde ilk defa böyle bir şey yaşadıklarını, bir daha böyle bir görgüsüzlük yaparsa dilini kesip mahalle kasabına asacağını ev sahibine söyleyince, neyse ki bir süre kapıları aşınmaz oldu. Cengiz artık toparlanmıştı fakat ağır işlerde çalışmaya çekiniyordu, masa başı iş bulmak ise ha deyince olmuyordu.

Cengiz bunalımdan kurtulmuş değildi, ancak kurtulmanın yollarını arıyordu. Her gece uyumadan önce defterini eline alır, eski nişanlısının fotoğrafını sayfanın üstüne ortalayarak asardı. Yazı tura atar, yazı gelirse öfkesini, tura gelirse özlemini kusardı. Son dönemde çok fazla yazı gelmiş olsa gerek,  ömrünün en güzel yıllarını gözünü kırpmadan harcadığı kadının, kendisini ölüme terk edişinin acısından beslenerek bir intikam planı kurmaya karar verdi. Tek yapması gereken en azından asgari zemini oluşturabilmek için biraz para kazanmaktı. İş bulamadığı için her sabah kalkar, çöplerden insanların israf ettiği ekmekleri toplar, cami avlusunda ıslatır güvercinlere atar, sahilde turlardı.

Cumartesi sabahı…

Cumartesileri Kadir’in tek tatil günü olduğu için, iki kardeş birlikte sahile çıkar, simit ve peynir alıp yanına da çay söyleyerek keyif yaparlardı. Bazen yorulana kadar koşar, eğlenceli sohbetler yapar ve bir kaç an olsun mutluluk kırıntıları hissederlerdi. Cengiz çantasından bu kez iki ekmek poşeti çıkardı, birini kadire uzatarak ‘‘ sen sağ tarafa doğru atacaksın ben ise sol  tarafa, iki poşette de 27 parça ekmek var, kuşlar kiminkini geç bitirirse bu hafta ütü ve temizlik onda ! ” dedi. Kadir alaycı bir gülümsemeyle ” kimle kumar oynadığına dikkat et be adam, bütün hafta çok yorulacaksın ” diyerek ekmekleri savurmaya başladı. Kuşlar kıtlıktan çıkmış gibi ekmeklere saldırıyorlardı ki, Kadir kısacık zamanda iddiayı kazanıverdi. Zaten iddia denen merede öyle bağımlıydı ki, dünyaları kazanmışcasına havaya zıpladı, ” evin hanımı bu hafta sensin oğlum sen, hahaha ! Bok kafa seni ! ‘‘ diye ağzından tükürükler, yüzünden gülücükler saçarak Cengiz’i omzundan silkelemeye başladı. Bir kaç saniye sonra Cengiz’in tepki vermediğini fark edince, gözleriyle abisinin gözlerini takip etti.

Hassssiktir… Hadi abim, gidelim, bak Semra teyze gül böreği yapmış gelin dönüşte dedi, hadi kalk, abi, ABİ KALK ULAN KALK , ABİM BENİM KALK N’OLUR GİDELİM ! ” bu cümleler bir kardeşin, hayatta tek sahip olduğu ”canı” kaybetme korkusuyla doluydu.

Zamanda kırılma oldu, bir kaç dakika içerisinde yıllar geçtikten sonra, titreyen dudaklar ile ;

+Songül…

– Ne Songül’ü abi, yok öyle bir şey , hadi gidiyoruz burdan !

Sahil büyük, sabah erken saatler olduğu için insanlar azdı.

Çok uzaklardan, belirli belirsiz tanıdık bir ses kulak gıdıklıyordu ; ” Murat lütfen, hayatım böyle yapma n’olursun, bende böyle olmasını istemedim, telafi edebilirim lütfen gitme, hadi eve gidelim lütfen özür dilerim

……

Devam edecek,

Yani, eder belki. 

Çünkü, neden etmesin ki?

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Ozan DEMİR

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir