Sitemizde 15 kategori'de 619 adet yazı yazılmış ve 78 yorum bulunmaktadır.

Eki 272016
 

İnsanlığın var oluşundan beri tartışılan bir konudur aşk.. Kimileri hayatlarının en mutlu anlarını yaşar, kimileri acıların en büyüklerini yaşar.. Geceleri uykusuzluk, yan yana geldiğinde heyecanların en büyüdür.. Kimini şair yapar, kimini aşkı uğruna efsane yapar..

Tamamda aşk insanda ne tip değişikler yaparda bu hale getirir? Merak işte.. Biraz sağa sola bakıp hakkında derlemeler yaptım.. Buyrun efenim aşk neymiş görün..

Aşk kısacık bir kelime. Çağrıştırdıkları ise bir derya. Her duygusal tonumuzu bir anda hareketlendiren, canlandıran herkesin kendine göre pek çok anlam yüklediği bir kelime. Öyle ki bu küçücük kelime içine koyduğunuz her duyguyu alabilir.. Sevgi, mutluluk, korku, şefkat, kıskançlık ve hatta nefret.. Bu canlı duygusal yaşantıya, ruhsal yanımızı algıladığımız psikolojik dünyamızda ve maddesel boyutumuzu ifade eden beynimizde ve çeşitli nöro kimyasallarımızda neler oluyor perspektifinden bakmak ve sizlerle paylaşmak üzere bir araya gelmek benim için heyecan verici…

ask-nedirBurada acaba önce maddede mi, yoksa ruhsal dünyada mı farklılık oluyor diye bir soru takılabilir aklımıza. Yani tavuk mu yumurtadan çıkıyor, yumurta mı tavuktan.. Ancak gerçek olan o ki şimdiye kadar yapılan çalışmalar ve gözlemler bu soruya net bir cevap veremiyor.. Aşk kelimesi Arapça ‘Aşaka‘ kelimesinden türemiştir. Aşaka sarmaşık demek.

Sanskritçede lobha bencillik, açgözlülük demektir. Sarmaşık bir yerlere tutunarak büyüyen bir bitkidir. Olgunlaşmamış aşk da böyledir ‘ben‘leri yok etme pahasına ‘biz‘ olmak, ihtiyaçtan kaynaklanan eğer ve çünkü türü sevgidir. Olgun aşk ise ‘ben‘ leri koruyarak biz olmak demektir. genel bir tanımla sevginin derin ve tutkulu biçimidir. İçinde sadakat ve şefkati barındırır.. M. Z. Sungur hocamızın ‘Sen, Ben ve Aramızdaki Herşey‘ isimli kitabında Aşk çok güzel anlatılır. Benim de bu güzel kitaptan alıntılarla anlatacağım gibi birçok kişinin aşk hakkında tarihe geçen sözleri vardır. Geçmiş yüzyıllarda aşk hakkında söylenenler şimdikinden çok farklı değildir.

Aşk, yalnızca sanatın ve edebiyatın farklı alanlarında değil, felsefede de işlenmiştir. Filozofların bazıları aşk’ı bir varlık olarak ele alıp, “aşk nedir” sorusunu yanıtlamaya, onun ne’liğini ortaya koymaya ve belirlemeye girişmişlerdir. Bunlardan bazıları makaleler yazmış, bazıları daha kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Schopenhauer’in Aşkın Metafiziği, Afşar Timuçin’in Aşkın Diyalektiği, yine yaklaşık olarak aynı kapsamda değerlendirilebilecek olan Alain Finkielkraut’un Sevginin Bilgeliği, Herbert Marcuse’un Eros ve Uygarlık, Erich From’un Sevme Sanatı, bu çalışmalardan bazı örnekler olarak sayılabilir.

Aşk hakkında tanımlamalar çoğu kez çelişkiler yumağı gibidir. İnsanların en özgür olduğu yer hayalleridir ve aşk hayal edilenle gerçek arasındaki fark anlaşılıncaya kadar olan süreyi kapsar. Ruhsal dünyamızdaki temel kabullerimiz ve şemalarımızdan kaynaklanan hayallerimiz ve yorumlarımızla içine her türlü çelişkiyi alabilen o zengin duygularla yaşarız aşkı.

Sinir sistemi beyin kabuğu, orta beyin, limbik sistem, beyincik ve omurilik bölgelerinden oluşur. MSS’nin en üst kontrol noktası beyin kabuğu yüksek beyin işlevleri dediğimiz fonksiyonları ve algılama-değerlendirme ile ilişkili temel görevleri yürütür. Beyin kabuğunun ön yani alın bölgesi frotal lob bedenimizin tüm hareketlerini kontrol eder. Planlama, karar verme, yargılama,moral, anımsama, soyut düşünebilme işlevlerini de yürütür, tüm olanlara şeflik eder.

Duygularımızın verilerini toplar, bunları düşünce ile birleştirir, tercihler yapar.temel dürtüleri kontrol eder. Bu bölgenin hemen arkasındaki bölge yaşadığımız duyumları algılamaktan sorumludur. Etkin biçimde tepki vermemizi mümkün kılarak tehlikelerden korunmamızı sağlar. Şakak bölgeleri dil ve bellek işlevlerinden arka bölge de görsel algılamadan sorumludur, ön tegmental alan dopamin üreten hücrelerin en yoğun olduğu alandır. DA sistemi haz veren deneyimler sırasında beyin hücrelerinde ödül ve motivasyonu uyarır. Sevilene aşırı düşkünlük, mutluluk ve ödül için gereken enerjiyi sağlar.

  • Hipotalamus da dürtü ve güdülere dönük motivasyonu sağlar. Ayrıca pek çok hormonun salınımının düzenlenmesinde görev alır.
  • Talamus beş duyunun da verilerini alır, değerlendirir, süzgeçten geçirir, öncelikleri belirler ve gereksiz bulduklarını atar.
  • Hipofiz sadakatle bağlantılı olan vazopresin ve oksitosinin üretim alanlarıdır.
  • Vazopresin oksitosin sistemi stres karşısında etkinleşir ve strese yanıt organizasyonunda rol alır. Sosyal bağların kurulmasına ve kadınlarda annelik davranışına katkıda bulunur.
  • Sadakat görevi de vazopresin ve oksitosin hormonlarınındır.
  • Beynin orta kesiminin yanı sıra düşünmeyle ilgili tüm işlemlerden sorumlu olan beyin kabuğu da aşkla birlikte faaliyete geçer.
  • Limbik sistem beyin kabuğunun altındadır ve hipokampüs, amigdala, forniks, mamillar cisim, septum ve singulat kabuk gibi yapılar, heyecansal ve temel zihni fonksiyonları yürütür. Burası duygusal tepkilerin ve dürtülerin düzenlendiği alandır. Sinirlenince kontrolümüzü kaybetmemize sebep olan yapılardan en önemlisi burada bulunan amigdaladır.
  • Öğrendiklerimizi hafızaya almamızı hipokampüs sağlar.
  • Duygusal yaşantı ve bellekle bağlantılı olarak verdiğimiz tepkiler limbik sistemde şekillenir.
  1. Büyüleyici aşama (etki/amfetamin fazı) Feniletilamin Dopamin Norepinefrin
  2. Endorfin aşaması (sevgi / bağlılık) 6. ay ile 3. yıl arasında. 2. aşamaya geçilmediyse aşk kaybolur. Endorfinler morfine benzeyen maddeler Beyinde, bağırsakta, cinsel organlarda, bağışıklık sistemiyle ilgili yerlerde üretilir. güven, bağlılık, sukünet oluşur. Heyecan daha azdır. İlişki daha sağlam oturmuş görünür.
  3. Oksitosin aşaması (passion / tutku) Sarılma ve kucaklaşma, ses, görme, dokunma ve koklama oksitosin salınımını tetikler. Bağlanma romantizmin tutkusunun yerini alır ve daha uzun süreli sakin bir bağ kurulur Feromonlar bir canlıda salgılandıktan sonra aynı türden başka canlılarda davranış değişikliklerine yol açan, koku benzeri ama genellikle kokusuz kimyasal maddelerdir. Vomeronazal organ (VNO) Burun tabanına yerleşmiş çift taraflı bir alıcıdır ve feromonları hissederek beyinde hipotalamus iletir. Nörotransmitterler, hormonlar, bedendeki aklınıza gelebilecek tüm kimyasallar, elektriksel işlevleri ile aşık olan kişinin tutku ile depresyona mı yoksa tutku ile farkındalığının artmasına mı gideceği direk ilişkilidir,

İhtiyaçları karşılamaya yönelik talep ve beklentiler olgunlaşmamış aşkın özellikleridir. Gerçekleşmemiş aşkta zamanla her şey az gelir. Asla tatmin edilemez ve acıya yol açar. Olgunlaşmamış aşkta amaç sevginin karşılığında bir şey elde etmektir. Beklentiler karşılanmadığında büyük aşk öfke ve nefrete dönüşür. Eğer ve çünkü türü, koşullu sevgi şeklidir.

Seni seviyorum, çünkü sana ihtiyacım var‘ denir. Kimyasal bağımlılık gibi ihtiyaçları giderdiği müddetçe harikadır. Ama bir süre sonra ihtiyaçları gidermede yetersiz kalır. Diğerinin hissettirdiklerini sevmek, ben merkezcil bir düşünce şekli ile onun neredeyse kendisi için var olduğunu düşünür. Bu nedenle etle tırnak gibi yaşanır. Bağımlılık her zaman hayal kırıklığıyla sonuçlanır. İhtiyaçtan kaynaklanan görme kusuru nedeniyle idealize edilenle kaynaşma hali olur. Görmeye başlayınca yalnızca kahramanlardan vazgeçer, hayallerinden değil. Böylece tekrar aşık olur. Tekrar hayal kırıklığı yaşar. İhtiyaçlarını giderilmesini istemek mecburiyet olarak yaşanmaktadır. Oysa olgunlaşmış aşk tutkudan daha anlamlı güzellikler sunar.

Bir çeşit sanattır. Herkes bu sanatı farklı sergileyecektir. Farkındalık, kendi dünyası ile ötekinin dünyasında olanları ayırt etmektir. Sevgi her zaman tatmin eder hayal kırıklığı yoktur, çünkü beklenti yoktur. Sevgi sevilenin hissettiklerinden bağımsız yaşanır, özgürdür. Bağımlılık hali değil bağlanma, bağlılık halidir. ‘Sana ihtiyacım var, çünkü seni seviyorum‘ denir.

Şefkat ve sevecenlik paylaşımı vardır, vermesini bilir. Olgun aşk ‘bulunan‘ bir şey değildir. Zaman ve özenli biçimde bakım verilerek büyütülüp geliştirilen bir şeydir. O:Henry’nin Magi’nin hediyesi öyküsü (Fakir bir çift-Kadının uzun güzel saçları, adamın babadan kalma altın saati vardır. Evlilik yıldönümünde kadın saçlarını kestirerek altın saat zinciri, adam saatini satarak pırlanta bir toka alır..) ve 50. evlilik yı ldönümünü kutlayan çiftin öyküsü çok güzel anlatır.

Sevgi kendinle ilgili çok önemsediğin bir şeyden vazgeçebilme anlamında hediye vermek. Ona onun ihtiyacı olanı kendi ihtiyacından vazgeçme pahasına verebilmek, yani koşulsuz vermektir. Koşulsuz sevgi sağlıklı birine verildiğinde sevilmeyi de beraberinde getirir. Sevgi başkasının sana hissettirdiği değil, senin ona koşulsuz olarak hissettiklerinle ilgilidir. Olgun olmayan aşkı yaşayan kişi karşısındakini değil, onun hissettirdiklerini, yani ilgi ve övgülerini sevebilir. Oysa kendini ve başkalarını sevebilen insanların aynaya ihtiyacı yoktur.

Sevecen olma gereği duymadan sevecenliğin kendisidir. Sevdim de ne oldu diyenler anlam merdiveninde yukarı adım atamamıştır. Koşulsuz sevgi yalnızca içinden geldiği için sunulur. Partnerin ilgisinin azalması, hatta terk etmesi sevgi verme yüzünden değildir. Verileni görmemesi, görmek istememesi ya da henüz görmeye hazır olmamasıyla ilgilidir. Verenin vericiliği kendisiyle, karşıdakinin anlamayışı, görmeyişi onunla ilgilidir. Sunulan, katılan, verilen her şey sevgiyi bilmek anlamına gelir. Sevgi için yapılanlar sevmeyi becerebildiğini gösterir.

Sevilmeme çoğunlukla sevenle ilgili değildir. İlişkiyi kaybetmekten kötü olan anlamı kaybetmektir. İlişki kaybı insan olduğunu gösterir. İlişkinin anlamlı olduğu inancının kaybı en insani özelliği kaybetmek olur. Birine önem verebilme, sevebilme gücü sevebilme kapasitesine sahip olmak, canının yanabilme riskini göze alabilmek demektir.

Aşk, şefkat ve sevgiyle olgunlaşır. Aşkta tutku en üst düzeyde, kalpler ateş üstündedir. Küllenen ateş, yakıcı ateşten daha cömert, yakmadan ısıtabildiği için. Ateşi de közü de külü de sevmeyi öğrenmek gerekir, değişim kaçınılmazdır. Önemli olan değişim süreçleri içinden geçer. O yeni insanı keşfetmek, kabul etmek ve farkındalıkla sevebilmektir.

Yalnızlık birini arama ifadesidir. Tek başınalık ise arayış içinde değil, özgür olma ifadesidir.İ ihtiyaç duyma ihtiyacından özgürleşebilmedir. Yalnızlık sonucu yaşanan birliktelik benliğin benliğin bir gereksinimidir, sevgi değildir. Osho ‘ihtiyaç duyulma ihtiyacını yok edebilen, tek başınalığı ve sevmeyi becerebilir‘ Yalnızlık yaşayan kendiyle yaşamayan kendi düşüncelerine bile katlanamaz, ansızın gelen istemsiz düşüncelere bile tepki verir. Onların yalnızca bir düşünce olduğunu unutur, düşüncelerinden korkar. Ya düşünmemeye çalışır ya yada düşüncelerin oluşturduğu hayali tehdit ve tehlikelere savunmalar geliştirir, önlemler alır. Ne zaman yalnız kalsa huzursuzluk, rahatsızlık ve endişe duyar. Önemsenmeye ve sevilebilmeye ihtiyaç duyar.

Tek başınalıkta sürece odaklanma ve ne yapmak istediği önemlidir. Olgunluk, tek başınalık ve yargılanmaktan korkmadan ayakta durabilmek, kim olduğumuzu belirlemek, elimizde olmasa da ne olduğumuzu belirlemenin elimizde olduğunu fark etmek, büyümek ve olgunlaşmak..

Farkında olmak ve yargılamamak, kendini o an’a bırakabilmek, gelen giden yaşantılara farkındalık bilinci içinde izin verebilmektir. Yakın bağ kurma ihtiyacı insan olmaktan kaynaklanır. Yakın bağlar içinde bağımlı olmadan sevebilmek, ‘seni seviyorum, çünkü sana ihtiyacım var‘ değil, ‘sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum‘ demektir.

Bencil bir ihtiyaç için değil, sevecen olmak gereği için de değil, sevecen olmanın ta kendisi olmaktır sevgi. Sevecenlik içeren sevgi mutluluktur. Bu sıcaklık koşulsuz kucak açmayı, kabulü ve paylaşabilmeyi getirir. Tek başınalığın keyfine varabilen birlikteliğin de tadına varabilir. Sıradan ancak onurlu bir ölümlü olmak, yaşamı tüm boyutlarıyla kabullenmek ve benimsemekle gerçekleşir. Sevgi sınırsız bir bireysellik ve iki bedende tek ruh olabilmeyi öğretir. ‘Ben‘i koruyarak ‘biz‘ olabilmek sağlıklı birlikteliktir.

Halil Cibran şöyle der; ”Bırakın da bunca beraberliğin arasında biraz boşluklar olsun ve Tanrısal alemin rüzgarları esip dolanabilsin aranızda. Birbirinizi sevin ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın. Bırakın yüreklerinizin sahilleri arasında gelgit çalkalanan bir deniz olsun sevgi. Şarkı söyleyin, dans edin, eğlenin birlikte ama ikinizin de tek başına olduğunu unutmayın. Çünkü kulağa hoş gelen müzik aynı da olsa onu oluşturan notalar ayrıdır. Hep yan yana olun ama birbirinize fazla sokulmayın, çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır ve bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez”.

Tarihsel ve güncel anlamda, aşkın yüzlerce, binlerce tanımı yapılmıştır ve gelecekte de yenileri eklenecektir bunlara. Keza yine aşkı konu alan binlerle ifade edilecek şiirler, öyküler, romanlar yazılmış; oyunlar sahnelenmiş, türküler yakılmış, şarkılar söylenmiştir. Ressamlar, ellerinde fırçaları ve paletlerindeki renklerle, tuvale aksettirmeye yeltenmişlerdir onu.

Aşk, düşünsel, duygusal, bedensel boyutuyla, öznenin özne/nesnesini bütünsel anlamda fethetme ve onun tarafından fethedilme isteğine dayanan bir ilişkidir. Sevgi sadece sen olgunsan gerçek olur. Sadece bir yetişkin olduğunda sevmeye muktedir olursun. Sevginin bir ihtiyaç değil, bir dolup taşma olduğunu anladığında, hiçbir koşul yokken onu verebilirsin. Olgunlaşmamış sevgi kişinin başkasına olan derin ihtiyacından gelirken, olgun sevgi bir insandan diğerine, bolluktan taşar. Kişi onunla dolup taşar. Sevgi, varlığın bir yan ürünüdür.

Sevgi olmadığında diğerinden vermesini ister. Ve, diğeri de onu vermesi için talepte bulunur. İki dilenci avuçlarını birbirlerine açıyor ve her ikisi de diğerinin ona sahip olduğunu umut ediyor… Doğal olarak her ikisi de sonuçta yenilgiye uğramış, kandırılmış hissediyor. Her ikisi de sevginin diğerinden akacağını umut ediyor ve ikisi de boş. Öncesinde tek başına mutsuz, ayrı; sonra birlikte mutsuz, ne zaman iki kişi birlikte mutsuz olursa bu basit bir toplama değil, bir çarpma işlemidir. Bunda iyi bir şey de var, artık sorumluluğu diğerinin üstüne atabilir; perişan eden o. “Bende hiçbir sorun yok ama o…? Böyle bir eşle ne yapılabilir; dırdırcı, berbat? İnsan sefil olur elbet. Böyle biriyle ne yapılabilir ki?” Artık sorumluluğu diğerinin üstüne yıkabilir. Ama mutsuzluk kalır, katlanmış hale gelir.

Aşka düşenlerde hiç sevgi yok. Ve, sevgileri olmadığından veremiyorlar. Olgunlaşmamış bir kişi her zaman başka bir olgunlaşmamış kişiyle aşka düşer. Kahramanı defalarca değiştirmeye devam edebilir, yine aynı tür kadını veya adamı bulur ve değişik şekillerde ama aynı kısır döngü tekrar eder. Seçim yine onun olgunlaşmamışlığından çıkacak. Aynı türden birini seçecek yine.

Olgun aşkı yaşayabilmek için, önce olgun hale gelmek gereklidir. O zaman olgun birini çekme imkanı olur. Yetişkin biri bir bebeğe aşık olmaz. Olgun kişi aşka düşmez, aşkta yükselir. Sadece olgunlaşmamış insanlar takılırlar ve aşktan aşağı düşerler. Bir şekilde birbirlerine tutunmaya çalışıp ayakta kalıyorlardı. Artık ayakta duramıyorlar. Olgun bir kişi tek başına kalacak sağlamlığa sahiptir. Ve olgun bir kişi sevgi verdiğinde, ona bir ip bağlamadan, basitçe verir.

Olgun bir kişi sevgi verdiğinde, sevgisini kabul ettiği için minnet duyar; teşekküre ihtiyacı yoktur. Ve, iki olgun insan birbirlerini sevdiğinde hayatın en muhteşem, en güzel olaylarından birisi gerçekleşir: Onlar birliktedir ve bununla birlikte son derece tek başınadırlar. Onlar o kadar çok beraberdirler ki neredeyse bir olmuşlardır ama onların birliği bireyliklerini yok etmez, zenginleştirir, Birbirini seven iki olgun insan, birbirlerine daha özgür olmaları için yardımcı olur.

Kendilerini daha çok birey yapar. Araya politika, diplomasi, tahakküm etme çabası girmez. tahakküm etmek bir çeşit nefrettir, öfkedir, düşmanlıktır. Oysa seven kişi sevdiğini tamamıyla özgür, bağımsız görmek ister. Onlar o kadar birliktedir ki, neredeyse tektirler ama bu tekliğin içerisinde onlar hâlâ bireydir. Onların bireylikleri silinmemiştir; çoğalmıştır. Özgürlükler söz konusu olduğunda diğeri onun bireyliğine katkıda bulunmuştur. Özgürlük sevgiden daha yüksek bir değerdir. O halde, şayet sevgi özgürlüğü yok ediyorsa buna değmez. Sevgiden vazgeçilebilir, özgürlük kurtarılmalıdır; özgürlük daha yüksek bir değerdir.

Aşk uğrunda gerekirse hayatımı veririm. Fakat özgürlüğüm uğrunda aşkımı da feda ederim. “Victor Hugo

Ve, özgürlük olmadan hiçbir zaman mutluluk olamaz, bu imkânsızdır. Özgürlük her erkeğin, her kadının özünde taşıdığı arzudur; mutlak özgürlük, kesin özgürlük. O yüzdendir ki kişi, özgürlüğü yok eden herhangi bir şeyden nefret etmeye başlar. Sevgi bir olma halidir. Derinden kendini sevmeyi bilen, diğerini sevebilir. Güzel duygular etrafa yayılır ve onu başkalarına verebilirsin. Sahip olmadığın bir şeyi nasıl verebilirsin? Vermek için ilk ve temel koşul ona sahip olmaktır.

About Adnan DAN

Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim.. Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var.. Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim.. Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..