Sitemizde 15 kategori'de 775 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Kas 102017
 

Burada, Eski Ahit’in adalet ve ahlâk kavramlarıyla olan paralellikler birden çoktur. İbranîlerin krallar edinmelerinden çok önce, onlar krallar tarafından yönetilmekteydiler; krallar zaferleri veya servetleri ile değil “doğru olanı” ne derece yaptıklarıyla yargılanmaktaydılar.

Yahudi geleneğinde, Yeni Yıl insanların yaptıkları işlerin, gelecek yıldaki kaderlerini belirlemek üzere tartılıp değerlendirildiği on günlük bir dönemi belirtmektedir. Sümerlilerin insanoğlunu yıllık olarak aynı biçimde yargılayan Nanşe adında bir ilâha inanmaları bir tesadüften daha fazlasını içerir; zaten, ilk İbrani ata olan İbrahim, Sümer şehri Ur’dan, Ur- Nammu ve anayasasının şehrinden çıkmadır.

Sümerlilerin adalet veya yokluğu hakkındaki kaygıları, Kramer’in “ilk Eyüp” dediği şeyde de ifade bulmaktadır. İstanbul’daki Eski Şark Eserleri Müzesinde bulunan kil tabletlerin parçalarını bir araya getiren Kramer, tıpkı Eyüp Kitabı gibi, tanrılar tarafından kutsanacağına her türden kayıp ve saygısızlık yüzünden ıstırap çektirilen adil bir adamın şikâyetlerini anlatan bir Sümer şiirinin büyük bir bölümünü okumayı başarabilmişti. Adam, “Doğru sözüm yalana döndü” diye acıyla haykırmaktadır.

İkinci bölümünde ise isimsiz mustarip, İbranice Mezmurlardaki bazı dizelere pek benzeyen bir tarzda tanrısına niyaz eder:

Tanrım, sen babamsın, beni yaratansın, yüzümü yerden kaldır…
Daha ne kadar ihmal edeceksin beni, korumasız bırakacaksın, kılavuzsuz salacaksın?

Derken mutlu son gelir. “Doğru sözleri, söylediği saf sözleri, tanrısı kabul etti… Tanrısı elini kötü bildirimden çekti.

Hristiyanlık Kitabı’ndan iki bin yıl kadar önce gelen Sümer atasözleri, aynı kavram ve zekâ parıltılarını aktarmaktadır.

Eğer ölmeye lânetlendiysek, harcayalım;
Eğer uzun yaşayacaksak, saklayalım.

Fakir biri ölürse, canlandırmaya çalışmayın.
Çokça gümüşü olan mutlu olsun,
Çokça arpası olan mutlu olsun,
Hiçbir şeyi olmayan ise rahat uyusun!

Erkek: Zevki için düşünürse: Evlilik;
Baştan düşünürse: Boşanma.

Düşmanlığa yol açan gönül değil.
Düşmanlığa yol açan dildir.

Bekçi köpeği olmayan şehirde,
Ustabaşı tilkidir.

Sümer uygarlığının maddî ve ruhsal başarılarına, gösteri sanatlarında yaygın bir gelişim de eşlik etmişti. Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesinden bir grup bilgin, 1974 Mart ayında, dünyanın en eski şarkısını deşifre ettiklerini açıkladıklarında haber konusu olmuşlardı. Profesörler Richard L. Crocker, Anne D. Kilmer ve Robert R. Brown’un başardıkları şey, Akdeniz kıyısındaki Ugarit’te (şimdi Suriye’de) bulunan, M.Ö. 1800’ler civarına ait çivi yazılı bir tablette yazılı olan notaları okumak ve çalmaktı.

Daha eski Asur-Babil uygarlığında müziğin mevcut olduğunu hep biliyorduk,” diye açıklamıştı Berkeley ekibi, “ama bu deşifre işlemine kadar, çağdaş Batı müziğinin ve M.Ö. birinci bin yıldaki Grek müziğinin karakteristiği olan aynı heptatonik-diyatonik skalayı kullandığını bilmiyorduk.” O zamana dek Batı müziğinin Grek kökenli olduğu düşünülmekteydi; artık müziğimizin ve Batı medeniyetinin her şeyinin Mezopotamya’dan kaynaklandığı belirlenmiştir. Bu hiç de şaşırtıcı olmamalıdır zira Grek bilgin Philo, Mezopotamyalıların “müzikal tonlar yoluyla dünya çapında uyum ve birliği aradıklarını” çoktan belirtmişti.

Müzik ve şarkının da bir Sümer “ilki” olduğuna hiç şüphe yoktur. Gerçekten de. Profesör Crocker bu kadim melodiyi Ur harabelerinde bulunanlara benzeyen bir lir yaparak çalabilmiştir. M.Ö. ikinci bin yıldan kalan metinler müzikal anahtar sayılarının ve anlaşılır bir müzikal teorinin varlığını işaret etmektedir. Profesör Kilmer ise daha önce birçok Sümer ilâhî metninin “kenar boşluklarında müzikal notalandırmalara benzeyen” işaretlere sahip olduğunu yazmıştı. “Sümerliler ve ardıllarının yaşamları müzikle doluydu.” diyerek sonuca varıyor. Silindir mühürlerde ve kil tabletlerde çok sayıda müzikal enstrümanların, gösteri yapan şarkıcı ve dansçıların resmedilmesine şaşmamak gerek.


Diğer birçok Sümer başarısı gibi müzik ve şarkı da tapınaklardan kaynaklanmıştı. Ama başlangıçta tanrıların hizmetinde olan bu gösteri sanatları kısa bir süre sonra tapınakların dışında da hüküm sürmeye başladı. Sümerlilerin favorisi olan kelime oyununu kullanan popüler bir deyiş, şarkıcılar tarafından alınan paralar hakkında yorumda bulunur: “Sesi tatlı olmayan bir şarkıcı, hakikaten ses ‘fakir‘idir.”

Birçok Sümer aşk şarkısı bulunmuştur; hiç şüphesiz bunlara müzikle eşlik edilmekteydi. Ancak en dokunaklı olanı bir annenin yazdığı ve hasta çocuğuna söylediği ninnidir:

Gel uyku, gel, oğluma gel.
Koş uyku, oğluma koş, Huzursuz gözlerini uyut…
Acılar içindesin, oğlum; Şaşkınım, rahatsızım, Gözlerim yıldızlarda.
Yeni ay yüzünde parlar, Gölgen sana ağlar, Yat, yat uykunda…
Büyüme tanrıçası yanında olsun, Göklerde bir rehberin olsun, Mutlu günler dolu yarının olsun, Sana destek karın olsun, Geleceğinde güçlü bir oğul olsun.

Böylesi müzik ve şarkılarla ilgili en çarpıcı olan şey, sadece Sümer’in Batı müziğinin yapısal ve armonik kompozisyon açısından kaynağı olduğu çıkarımında değildir. Aynı derecede önemli olan bir başka şey ise, müziklerini duyduğumuzda ve şiirlerini okuduğumuzda, duygusal derinlikleri ve duygusallıkları bakımından bizlere hiç de yabancı gelmemesidir. Gerçekten de, büyük Sümer uygarlığı üzerinde düşündükçe, Sümer’den sadece ahlâk kurallarımızın ve adalet duygumuzun, yasalarımızın ve mimarîmizin ve sanat ve teknolojimizin kaynaklandığını değil, Sümer kurumlarının da son derece aşina, son derece yakın olduğunu fark ediyoruz. Kalbimizde, öyle görülüyor ki, hepimiz Sümerliyiz.

Lagaş’taki kazılarından sonra, arkeologların malaları Nippur’u, Sümer ve Akkad’ın bir zamanlar dinsel merkezi olan şehri ortaya çıkardı. Orada bulunan 30.000 metinden birçoğu, bugüne dek incelenmeden durmaktadır. Şuruppak’ta, M.Ö. üçüncü bin yıla ait okul binaları bulunmuştur. Ur’da, bilginler muhteşem vazolar, mücevherat, silâhlar, atlı arabalar, altın, gümüş, bakır ve tunçtan miğferler, bir dokuma fabrikası kalıntıları, mahkeme kayıtları ve kalıntıları hâlâ manzaraya hükmeden, kule gibi yükselen bir zigurat bulmuşlardı. Eşnunna ve Adab’da arkeologlar, Sargon-öncesi zamanlardan kalma tapınaklar ve sanatsal heykeller buldular. Umma’dan ilk imparatorluklardan söz eden yazıtlar çıktı. Kiş’te, en azından M.Ö. 3000 tarihli anıtsal yapılar ve bir zigurat ortaya çıkarıldı.

Uruk (Erek), arkeologları M.Ö. dördüncü binlere götürdü. Orada bir fırında pişirilmiş ilk renklendirilmiş çömleği ve bir çömlekçi tekerinin ilk kullanılışının kanıtlarını buldular. Kireçtaşı bloklardan bir kaldırım, o güne dek bulunan en eski taş inşa idi. Uruk’ta arkeologlar ayrıca ilk ziguratı da buldular; geniş insan yapısı bir tepe, tam tepesinde bir beyaz ve bir kırmızı tapınak duruyordu. Dünyanın ilk yazılı metinleri de orada bulundu, ilk silindir mühürleri de. Bu ikinci bulgular hakkında Jack Finegan [Light from the Ancient Post (Kadim Geçmişten Gelen Işık)] şöyle diyor: “Silindir mühürlerin, Uruk döneminde ilk ortaya çıkışlarındaki mükemmellikleri şaşırtıcıdır.” Uruk dönemine ait diğer sit alanları da Metal Çağının ortaya çıkışının kanıtlarını taşımaktaydı.

1919’da, H.R. Hail, şimdilerde El-Ubaid denilen bir köyde kadim kalıntılara rastladı. Alan, bilginlerin artık büyük Sümer uygarlığının ilk dönemi olarak düşündükleri şeye adını vermişti. O dönemin kuzey Mezopotamya’dan güneydeki Zagros yamaçlarına dek uzanan Sümer şehirleri kil tuğlaların, sıvalı duvarların, mozaik süslemelerin, tuğlayla çevrili mezarları olan mezarlıkların, geometrik desenli boyalı ve süslemeli seramik eşyanın, bakır aynaların, ihraç malı turkuazdan boncukların, göz kapaklarına sürülen boyaların, bakır başlıklı “balta“ların, kumaşların, evlerin ve hepsinin de üstünde anıtsal tapınak binalarının  ilk kez kullanıldığı yerlerdi.

Daha güneyde, arkeologlar Eridu’yu buldular; kadim metinlere göre ilk Sümer şehrini. Kazıcılar daha derinlere doğru kazdıkça, Sümer’in Bilgi Tanrısı Enki’ye adanan ve anlaşıldığına göre zaman içinde tekrar tekrar inşa edilen bir tapınakla karşılaştılar. Katmanlar, bilginleri Sümer uygarlığının başlangıcına geri
götürüyordu: M.Ö. 2500, M.Ö. 2800, M.Ö. 3000, MÖ. 3500.

Derken malalar, Enki’ye adanan ilk tapınağın temellerine dokundu. Bunun altında, bakır toprak vardı; daha öncesinde hiçbir şey inşa edilmemişti. Tarihi M.Ö. 3800 idi. İşte, uygarlığın başladığı zaman buydu.

Bu, terimin gerçek anlamı ile ilk uygarlık değildi sadece. Bu, en yaygın, en kapsamlı, birçok bakımdan onu izleyen diğer kadim kültürlerden çok daha gelişmiş olan bir uygarlıktı. Bu, hiç şüphesiz bizim uygarlığımızın temeli olan uygarlıktı.

2.000.000 yıl kadar önce taşları araç gereç olarak kullanmaya başlayan insan, M.Ö. 3800‘lerde bu öncülü olmayan uygarlığa ulaşıvermişti. Ve buradaki en şaşırtıcı olan şey, bilginlerin bu güne dek Sümerlilerin kim olduklarına, nerden geldiklerine ve uygarlıklarının nasıl ve niçin ortaya çıktığına dair hiçbir bilgiye sahip olmayışlarıdır.

Zira ortaya çıkışı birdenbire ve beklenmedik biçimdeydi.


59 devam edecek..

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir