Sitemizde 15 kategori'de 775 adet yazı yazılmış ve 227 yorum bulunmaktadır.

Haz 092017
 

 Sümer’in en eski maddî başarılarından biri de tekstil ve giyim endüstrilerinin gelişimidir.

Bizim Sanayi Devrimimizin, 1760’larda İngiltere’de kullanıma sunulan eğirme ve örme makineleri ile başladığı düşünülür. Gelişmekte olan ülkeler, o zamandan beri sanayileşmeye doğru ilk adım olarak bir tekstil endüstrisi geliştirmeyi hedeflerler. Kanıtların gösterdiğine göre, süreç sadece on sekizinci yüzyıldan değil, ta insanın ilk büyük uygarlığından beri bu şekildedir. İnsan, kendisine keten sağlayan tarımda ve yün kaynağı yaratan hayvanların evcilleştirilmesinde gelişim göstermeden, dokunmuş kumaşlar yapamazdı. Grace M. Crowfoot [Textiles, Basketry and Mats in Antiquity (Eski Çağlarda Tekstil, Sepetçilik ve Kilimler)] kumaş dokumacılığının M.Ö. 3800’Ierde ilk olarak Mezopotamya’da ortaya çıktığını belirtirken, bilginlerin ortaklaşa vardığı sonucu da ifade etmektedir.

Dahası Sümer, kadim zamanlarda sadece dokuma kumaşlarıyla değil, onların görünüşü ile de ünlüydü. Yeşu Kitabı (Bap 7:21), Eriha’nın yerle bir edilişi sırasında, belirli bir kişinin şehirde bulduğu “Şinar’ın güzel bir kaftanı“nı saklamaya, cezası ölüm olsa da, karşı koyamadığını bildirir. Şinar’ın (Sümer’in) giysileri öylesine değerliydi ki, insanlar onları elde edebilmek için yaşamlarını riske atabiliyorlardı.

Daha Sümer zamanlarında hem giyim kuşamı hem de onların yapımcılarını tarif etmeye yarayan zengin bir terminoloji mevcuttu. En temel giysiye TUG deniyordu; hiç şüphesiz, hem stil hem de isim olarak Roma toga’larının (eski Roma’da hür erkek vatandaşların sarındıkları uzun ve dikişsiz beyaz çarşaf) bir öncülüydü. Böylesi giysilere TUG.TU.ŞE deniyordu ve Sümerce “sarılarak giyilen elbise” anlamına geliyordu.

Kadim betimlemeler sadece giysiler konusunda şaşırtıcı bir çeşitlilik ve bolluk sergilemekle kalmaz, ayrıca o sıralarda hüküm süren giysi, saç modeli ve mücevherat arasındaki uyum, zevk sahibi oluş ve zarafeti de açığa vurmaktadır.

Bir diğer büyük Sümer başarısı da ziraat idi. Sadece mevsim yağmurlarının yağdığı bir ülkede, nehirler sulama kanallarından oluşan geniş bir sistem sayesinde yıl boyunca ekinleri sulamaktaydı.

Mezopotamya –İki Nehir Arasındaki Diyar– kadim zamanlarda gerçek bir yiyecek sepetiydi. İspanyolcası damasco (“Şam ağacı“) olan kayısı ağacının Latince adı olan armeniaca, Akkad dilindeki armanu’dan ödünç alınma bir kelimeydi, Grekçe kerasos, Almanca Kirsche olan kiraz, Akkad dilindeki karshu kökenlidir. Tüm kanıtlar, bu ve diğer meyve ve sebzelerin Avrupa’ya Mezopotamya’dan geldiğini göstermektedir. Safran kelimesi Akkad dilindeki ampiranu’dan; sarı çiğdem (İng. crocus), kurkanu’dan (Grekçe krokos yoluyla), kimyon, kantanu’dan, zufa otu, zupu’dan, mür, murru’dan gelir. Liste uzundur; birçok durumda Grek ülkesi, diyarın bu ürünlerinin Avrupa’ya ulaştığı fiziksel ve etimolojik köprüyü sağlamaktadır. Soğanlar, pırasalar, fasulyeler, salatalıklar, lahana ve marul Sümer yiyecekleri içinde sıkça görülür.

Bir diğer etkileyici olan şey, kadim Mezopotamya yiyecek hazırlama metotlarının, yani mutfaklarının zenginliği ve çeşitliliğidir. Metinler ve resimler, yetiştirilen tahılları una dönüştürme, undan ise mayalı ve mayasız ekmek çeşitleri, pastalar, kekler, bisküviler yapma ile ilgili Sümer bilgisini onaylamaktadır. Arpa da bira üretmek üzere mayalanmaktaydı; metinler arasında, bira üretimi için kullanılan “teknik bilgiler” bulunmuştur. Üzümlerden ve hurmalardan şarap sağlanmaktaydı. Süt ise koyunlardan, keçilerden ve ineklerden sağılmaktaydı; bir içecek olarak, yemek pişirmek ve yoğurt, kaymak, tereyağ ve peynire dönüştürmek için kullanılmaktaydı. Balık, besinlerinin sık görülen bir parçasıydı. Koyun eti zaten mevcuttu ve Sümerlilerin büyük sürüler hâlinde güttükleri domuzların eti, gerçek bir nefaset olarak düşünülmekteydi. Kazlar ve ördekler, tanrıların sofralarına saklanıyor olmalıydı.

Kadim metinler, kadim Mezopotamya mutfağının, tapınaklarda ve tanrılara hizmet sırasında geliştiğine hiç şüphe bırakmıyor. Bir metin, tanrılara “arpa ekmeği somunlarının… buğday ekmeği somunlarının; bal ve kaymaklı bir hamurun; hurmalar, pastalar… bira, şarap, süt… sedir ağacı suyu ve kaymak” sunulmasını tarif etmektedir. Kızartılmış et, “iyi bira, şarap ve sütün tanrılar şerefine yere dökülmesi eşliğinde sunulurdu. Bir boğanın belirli bir kısmının kesin bir reçeteye göre hazırlanması, ince un… su, iyi bira ve şarap ile hamur yapılır,” ve hayvani yağlarla karıştırılıp, “bitkilerin göbeklerinden yapılma aromalarla”, fındıklar, maya ve baharatla karıştırılmasını gerektirmekteydi. “Uruk şehrinin tanrılarına günlük kurbanlar” için getirilen talimatlar, yemeklerle birlikte beş ayrı içeceğin sunulmasını, “mutfaktaki öğütücülerin” ve “yoğurmada çalışan şefin” ne yapması gerektiğini anlatmaktaydı.

Sümer mutfak sanatına duyduğumuz hayranlık, iyi yiyeceklere övgüler düzen şiirlere rastladığımızda kesinlikle artıyor.

Gerçekten de, insan “şarapta ördek” için bu bin yıllık tarifi okurken ne diyebilir ki:

İçilen şarapta,  Kokulu suda,  Mukaddes yağda,  Bu kuşu pişirdim,  ve yedim

Büyüyen bir ekonomi, böylesine yaygın maddî girişimleri ile bir toplum etkin bir taşımacılık sistemi olmaksızın gelişemezdi. Sümerliler, halkın, malların ve davarların su yoluyla taşınması için iki büyük nehirlerini ve yapay kanal şebekelerini kullandılar. En eski resimlemelerden bazıları, hiç şüphesiz dünyanın ilk gemilerini göstermekteydiler.

Birçok eski metinden de bildiğimiz gibi, Sümerliler, Sümer’de bulunmayan metalleri, nadir tahta ve taşları ve diğer malzemeleri bulmak üzere uzaklardaki ülkelere ulaşabilmek için birçok gemiler kullanarak derin deniz taşımacılığına da girişmişlerdi. Sümer dilindeki bir Akkad sözlüğünde, boyutları, varış yerleri veya amaçlarına göre (kargo, yolcular veya belirli tanrılara mahsus kullanım için) çeşitli gemiler için 105 Sümer terimini sıralayan gemicilik ile ilgili bir bölüm bulunmuştur. Gemilerin tayfaları ve inşası ile bağlantılı diğer 69 Sümer terimi de Akkad diline çevrilmiştir. Ancak uzun bir denizcilik geleneği, böylesine özelleşmiş tekneler ve teknik terminoloji üretebilirdi.

Kara taşımacılığında, tekerlek ilk kez Sümer’de kullanıldı. Tekerleğin icadı ve günlük kullanıma girişi; el arabalarından atlı arabalara kadar birçok çeşitli aracın yapılmasına olanak sağladı ve hiç şüphe yok ki, Sümer’e bir de hareket için “beygir gücü” kadar “öküz gücü“nü ilk uygulayan uygarlık olma ayrıcalığını sağladı.


1956’da zamanımızın en büyük Sümerologlarından biri olan Profesör Samuel N. Kramer, Sümer höyüklerinin altında bulunan edebi mirası gözden geçirdi. From the Tablets of Sümer (Sümer Tabletlerinden) adlı kitabın içindekiler bölümü bile başlı başına bir cevherdir, zira yirmi beş bölüm bir Sümer “ilk”ini anlatmaktadır; ilkokullar, ilk iki kamaralı meclis, ilk tarihçi, ilâçların birleşimlerini ve hazırlanışlarını anlatan ilk kitap, ilk “çiftçi takvimi“, ilk kozmogoni ve kozmoloji, ilk “Eyüp“, ilk atasözleri ve deyişler, ilk edebî tartışmalar, ilk “Nuh“, ilk kütüphane kataloğu ve insanoğlunun ilk Kahramanlık Çağı, ilk kanunları ve toplumsal reformları, ilk tıbbı, ziraatı ve dünya barışı ve uyumunu arayışı.

Abartmıyoruz.

İlk okullar, yazının icadı ve kullanılmasının doğrudan büyümesi ile Sümer’de kuruldu. Kanıtlar (gerçek okul binaları gibi arkeolojik ve egzersiz tabletler gibi yazılı kanıtlar) M.Ö. üçüncü binyılın başlarında resmî bir eğitim sisteminin mevcudiyetini işaret etmektedir. Sümer’de genç kâtiplerden yüksek kâtiplere, kraliyet kâtiplerine, tapınak kâtiplerine ve yüksek devlet görevi alan kâtiplere kadar binlerce kâtip vardı. Bazıları okullarda öğretmenlik yapıyordu ve onların okullarda yazdıkları denemeleri, hedeflerini ve amaçlarını, müfredat programlarını ve öğretim metotlarını hâlâ okuyabiliyoruz.

Okullar sadece lisan ve yazıyı değil, günün bilimlerini, yani botanik, zooloji, coğrafya, matematik ve ilahiyat da öğretiyordu. Geçmişe ait edebî eserler çalışılıyor ve kopyalanıyor ve yenileri oluşturuluyordu.

Okulların başında ummia (“uzman profesör“) vardı ve fakültelerde değişmez bir şekilde sadece bir “çizimden sorumlu adam” ve bir “Sümerceden sorumlu adam” değil, ayrıca bir “kırbaçtan sorumlu adam” da bulunuyordu. Anlaşılan o ki, disiplin katıydı; bir okul mezunu, dersi kaçırdığı, yeterli derecede düzenli olmadığı, aylaklık yaptığı, sessiz durmadığı, yaramazlık yaptığı ve hatta güzel bir el yazısı olmadığı için kamçıyla nasıl dövüldüğünü kil bir tablette tarif etmiştir.

Erek’in tarihi ile ilgili bir destan, Erek ve Kiş şehirleri arasındaki rekabetle ilgilidir. Destan metni Kiş’in elçilerinin Erek’e gelişini, kavgalarının barışçıl biçimde çözümlenmesi için anlaşma önerdiklerini anlatır. Fakat o sıralar Erek’in hükümdarı olan Gılgamış, anlaşmaktan ve karşılıklı görüşmelerden ziyade kavgayı tercih etmektedir, ilginç olan, meseleyi Yaşlılar Meclisine, yerel “Senato“ya oylaması için sunmasıdır:

Efendi Gılgamış, şehrin Yaşlılarına sundu meseleyi, şu kararı dilerdi: “Kiş evine boyun eğmeyelim, onu silâhlarımızla yerle bir edelim.” 

Ancak Yaşlılar Meclisi karşılıklı görüşmelerden yanaydı. Yılmayan Gılgamış, meseleyi daha genç olan, Savaşan Erkekler Meclisine götürdü; savaş için oy kullandılar. Hikâyenin önemi, 5.000 yıl kadar önce bir Sümer hükümdarının savaş veya barış meselesini, ilk iki kamaralı kongreye sunmak zorunda olduğunu açığa çıkarmasında yatıyor.

Kramer tarafından İlk Tarihçi unvanı, komşusu Umma ile yaptığı savaşı kil silindirlere kaydeden Lagaş kralı Entemena’ya verilmiştir. Diğer metinler konusu tarihsel olaylar olan edebî eserler veya destan şiirleri iken, Entemena tarafından yazılanlar, tamamen tarihin olgusal bir kaydı olarak yazılmış düz yazı halindeydi.

Asur ve Babil’in yazıtları Sümer kayıtlarından çok daha önce deşifre edilmiş olduğundan, uzun bir süre boyunca ilk kanunların, M.Ö. 1900 civarında Babil kralı Hammurabi tarafından biraraya getirilip yürürlüğe konduğuna inanılmıştı. Ama Sümer uygarlığı ortaya çıktıkça, bir kanun sistemi, toplumsal düzen kavramı ve adaletin adilce uygulanması konusundaki “ilkler“in Sümerlilere ait olduğu da ortaya çıktı.

Hammurabi’den çok önce, Eşnunna şehir-devletindeki (Babil’in kuzeydoğusunda) Sümerli bir hükümdarın, gıdalar için, vagon ve kayıkların kirası için azamî fiyatları saptayan ve böylece fakirlerin ezilmemesini sağlayan kanunlar koymuştu. Ayrıca, kişilik ve mülkiyete karşı yapılan hakaretlerle ilgili kanunlar ve aile meseleleri ve efendi-hizmetçi ilişkileriyle ilgili düzenlemeler de vardı.

Daha da eskiden, İsin’in hükümdarı olan Lipit-İştar tarafından konulan bir yasa vardı. Kısmen korunmuş olan tablette okunabilir durumda olan otuz sekiz kanun (orijinalin bir kopyası, bir taş stela üstüne kazınmıştı), emlâk, köleler ve hizmetkârlar, evlilik ve miras, kayık tutma, öküz kiralama ve vergilerdeki hatalar ile ilgiliydi. Ardından gelen Hammurabi’nin de yaptığı gibi Lipit-İştar, yasasının önsözünde “Sümerlilere ve Akkadlılara esenlik getirmesini” emreden “büyük tanrıların” talimatlarına uyduğunu belirtmektedir.

Ama Lipit-İştar bile, ilk Sümerli yasa koyucu değildi. Bulunan kil tablet parçaları, M.Ö. 2350’lerde Ur’un hükümdarı olan Urnammu tarafından konulan kanunların kopyalarını içermektedir; yani Hammurabi’den yarım binyıl önce. Tanrı Nannar’ın yetkisiyle yürürlüğe konan kanunlar, “vatandaşların öküzlerini, koyunlarını ve eşeklerini çalanların” durdurulup cezalandırılmasını hedefliyordu, böylece “yetimler zenginlere kurban olmayacak, dullar güçlü olanların eline düşmeyecek, bir şekeli olan adam 60 şekeli olan adama kurban olmayacaktı.” Urnammu ayrıca “dürüst ve değişmez ağırlıklar ve ölçüler” de koydurmuştu.

Ama Sümer’in yasal sistemi ve adalet uygulaması, zaman içinde daha da gerilere gitmektedir.

M.Ö. 2600’lerde Sümer’de çoktan o kadar çok şey olmuş olmalıydı ki, ensi Urukagina reformlar yapmayı gerekli görmüştü. Bilginler tarafından insanoğlunun ilk toplumsal reformunun değerli bir kaydı olarak adlandırılan Urukagina’nın yazıtı, bir özgürlük, eşitlik ve adalet duygusunu temel almaktadır; 14 Temmuz 1789’dan 4.400 yıl önce bir kral tarafından dayatılan bir “Fransız Devrimi“.

Urukagina’nın reform kararnamesi ilk önce zamanın kötülüklerini, daha sonra reformları sıralıyordu. Kötülükler esas olarak yöneticilerin kendi çıkarları için güçlerini kötüye kullanmalarını, resmî görevin kötüye kullanılmasını, tekelci gruplar tarafından yüksek fiyatların gasp için kullanılmasını içermekteydi.

Tüm bu adaletsizlikler ve daha birçoğu, reform kararnamesi tarafından yasaklanmıştı. Bir memur artık “iyi bir eşek veya ev için” kendi fiyat belirleyemeyecekti. Bir “büyük adam” artık sıramdan bir vatandaşı baskı altına alamayacaktı. Körlerin, fakirlerin, dulların ve yetimlerin hakları yeniden belirlenmişti. Boşanmış bir kadın –neredeyse 5.000 yıl önce– kanunun koruması altındaydı.

Sümer uygarlığı ne kadar zamandır mevcuttu ki, büyük bir reforma ihtiyaç duyulmuştu? Açık ki, uzun bir zamandır mevcuttu çünkü Urukinga kendisine “eski günlerin yasalarını koruma” emrini verenin, tanrısı Ningirsu olduğunu iddia ediyordu. Bu, daha eski sistemlere ve daha önce konulmuş yasalara dönmeyi açıkça göstermektedir.

Sümer kanunları; davalar ve yargılamalar kadar mukavelelerin de titizlikle kaydedildiği ve korunduğu bir mahkeme sistemi tarafından gözetilmekteydi. Hâkimler, yargıçtan ziyade jüri gibi iş görmekteydi; bir mahkeme genellikle, biri “kraliyet yargıcı” ve diğerleri otuz altı kişilik bir listeden çekilen üç veya dört yargıçtan oluşmaktaydı.

Babilliler kurallar ve düzenler koyarken, Sümerliler adalet ile ilgiliydiler, zira tanrıların, kralları ülkede adaleti temin etmek üzere atadıklarına inanmaktaydılar.


54Devam edecek..

Social Media Exchange Website - Likenation

Bunlara Baktınızmı?

Adnan DAN on FacebookAdnan DAN on PinterestAdnan DAN on TwitterAdnan DAN on Youtube
Adnan DAN
Aslında çokta özel biri değilim.. Biraz ukala olduğumu söylerler.. Bildiğimi anlayabilen insanlara sunmayı severim..

Sürekli sorgulama modundayım.. Neden dünyadayız, nereye gideceğiz, bu kadar basitmi yaşamak, vs. vs.. Cevaplarını bulamadığım onlarca sorum var..

Gerçekten dost bildiğim insanların sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez.. Onlarca insan arasında kendimi hep yanlız hissederim..

Ben insanım.. Adımı Adnan koymuşlar, soyadımsa zaten otomatik olarak eklenmiş DAN olarak.. Kuralları sevmem.. Ama uymak zorunda olduğumuda bilirim.. Sevmediğim öyle çok şey yapıyorumki, bu bana mutsuzluk veriyor çok zaman.. Birini sevmeyi, aşık olmayı, ona güvenmeyi çok istiyorum.. Olmayınca olmuyor, zorlamıyorum.. Hayat garip.. Ben o gariplik içinde yüzen biriyim işte..

Düşünceleriniz Bizim İçin Önemlidir